Pusula’da Bugün: ‘Suçlu’ Kim?

Basına bir açıklama yapan ABD’nin yeni Başkanı Donald Trump “Karadeniz’de Rusya ile Türkiye arasına dev bir balıkçı ağı yapılacağını” söyledi. “Ne o öyle, hamsiler bir orada bir burada, olmaz öyle, kaçak hamsi göçünü bitireceğim” dedi. Trump ayrıca Ege Denizi’ne duvar öreceğini, böylece Çeşme’de bir lahmacun-ayrana 50TL ödeyince şok geçiren Türklerin Yunanistan’daki fiyatlar nedeniyle oraya akın etmelerinin ticaret dengesini bozmasını da engelleyeceğini belirtti. “Duvar sizin oraya örülmeyecek miydi” diye fikri sorulan Meksika Devlet Başkanı Enrique Peña Nieto ise “Harika, süper, çok fena destekliyorum” dedi.

Yukarıda okuduklarınız saçma mı? Hem de bayağı bir saçma… USD/TL’de yeni zirve görüyor olmamızın nedeni dün Yellen’ın yaptığı konuşma mı? Bu da saçma. Sorunu doğru anlarsak, çözümü ve neler olabileceğini de anlayabiliriz…

USD/TL kurunda Yellen’ın konuşmasının ardından hızlanan sert bir hareket görüyoruz. Bu sabah itibarı ile de USD/TL rekor serisine devam ediyor. Peki, TL’deki bu zayıflık Yellen’ın mı eseri? Saat 16:00’da yayınlanan konuşma metninin ardından gelişen ülke para birimleri arasında TL bariz şekilde olumsuz ayrışmaya başladı, ancak o saat itibarı ile aslında genel tabloda dikkat çekici bir değer kaybı süreci yoktu. Yandaki tabloda (kaynak: Bloomberg) yer alan kapanışlara baktığımızda da iç karartıcı bir durumdan bahsedemiyoruz. Özetle TL’nin bu zayıf performansının sorumlusu Yellen değil. Hatta masum bile diyebiliriz. Olumsuz bir olayda parmakları tek bir kişiye çevirmek her zaman kolaydır, ama bu kez tek bir kişi ya da olaydan ziyade, bir dizi olay ve gelişme söz konusu.

Kaynak: Bloomberg

Talihsiz olaylar zincirinin en önemli halkası kuşkusuz Trump’ın başkanlığı. Tekrar tekrar kendisinin vaatlerini, bunlar olursa ne beklememiz gerektiğini yazmayacağım. Sadece dünyanın ve piyasaların her geçen gün bunları daha çok fiyatladığını söyleyeyim. Daha yüksek büyüme, daha yüksek enflasyonu da beraberinde getireceği için Fed’in de beklenenden hızlı faiz artırması mümkün. Evet, Yellen dünkü konuşmasında Aralık ayındaki faiz artışına göz kırptı, ama bu bilinen ve fiyatlanan bir şey. Konuşma öncesinde piyasada Aralık ayındaki faiz artırımına tanınan olasılık zaten %94 idi, şu anda da %96. Yellen “2017’de peşimizde atlı varmış gibi faiz artıracağız” dese anlayacağım da, kendisinin klasik bir merkez bankası başkanı edasıyla “o da olabilir, bu da olabilir” tonunda konuştuğunu gördük. Fed, enflasyondan iyice kaygılanmadıkça, 2017’de kontrollü faiz artırımı senaryosunda fazla bir değişiklik olmayacak. An itibarı ile OIS fiyatlaması da 2017 sonunda iki adet faiz artırımına işaret ediyor. Henüz bu cephede anlamlı bir değişim yok.

Kuşkusuz Fed politikaları doların değerini belirleyen en önemli etkenlerden biri, ama tek değil. 2017 dünyada bir çok siyasi ve jeopolitik karışıklığa gebe bir yıl. Avrupa Birliği’nde bir dizi önemli seçimin yapılacak olması, risk iştahı kanalından USD talebini etkileyecek. Yatırımcılar bunu şimdiden satın alıyor olabilirler. ECB’nin tahvil alım rakamını azaltma eğiliminde olması aslında EUR açısından olumlu, ama bu kadar sorun potansiyeli olan, hala ne derece birlik olduğu tartışılan bir yapıdan ekonomik desteği çekmek tartışılacak bir karar. EUR pozisyonlarını uygun görülen seviyelerde USD’ye çevirmek şu anda yatırımcıların gayelerinden biri de o.

Yurtiçinde ise TL’deki değer kaybı açısından tartışılacak konu kuşkusuz çok daha fazla. İlk olarak ekonomik büyümenin diğer değişkenlerin (enflasyon) önünde tutulmasının bazı sonuçları olması doğal. Faizler indikçe TL’nin cazibesi hem yabancı, hem de yerli yatırımcı açısından azalıyor. Son dönemde USD mevduat faizi ile TL mevduat faizi arasındaki farkın azalması yerli yatırımcıların döviz iştahını artıran gelişmelerden biri idi. Her ne kadar 11 Kasım ile biten haftada yerli yatırımcıların döviz mevduat hesapları $2.3 mlr azalmış olsa da, bunun hepsinin satılarak TL’ye döndüğünü iddia edemiyoruz. Paranın bir kısmının yurtdışına çıkmış olması, ya da bankacılık sistemi dışında (yastık altı gibi) tutuluyor olması gayet mümkün. Bu konudaki veriler çok gecikmeli geldiğinden henüz sağlıklı bir yorum yapamıyoruz. Özetle, kısa vadede küresel ölçekte artan USD cinsi faizler, yatırımcının aklını çelmeye devam edecek gibi görünüyor.

O zaman çare faiz artırmak mı? Hayır… Faiz artırmanın bedelleri tatsız: Büyümeye en çok ihtiyacımız olduğu, bir hikaye yaratmak için çırpındığımız bu dönemde faizde Ocak 2014 benzeri sert bir artış büyümeyi iyice boğar. Ayrıca son dönemdeki kur hareketinin önemli ölçüde küresel gelişmelerden kaynaklandığını da yukarıda gördük. Bu durumda, etkileyemeyeceğimiz olaylar için faiz artırmak sorunu çözmediği gibi daha da kötüleştirebilir. Jeopolitik ve yurtiçi siyasetin yarattığı kaygılar belki artan faizler tarafından bir nebze telafi edilebilir, ancak gidişatın basit bir fiyatlama ile değişmesi zor.

Henüz TCMB’nin olaylara nasıl baktığını tam olarak bilmiyoruz, ama bir fikrimiz var. Dün 50 bps faiz artıran Meksika, bu sabah döviz piyasasına müdahale eden ve sermaye kontrolü benzeri bazı önlemler açıklayan Malezya sorunu yerel görenlerden (ki Meksika haklı, ileride duvara bakacak olan biz değiliz). Dün rezerv opsiyon mekanizmasında yapılan katsayı değişikliği ile piyasaya $700mn civarında döviz likiditesi sağlama arzusu, bu konuda yakında TCMB’den başka şeyler de göreceğimizi işaret ediyor. TCMB’nin doğrudan müdahalede bulunması piyasada giderek daha fazla tartışılan önlemlerden biri, ama bu da aynı faiz artışı gibi sorunu çözmeyecek, beyhude yere rezervlerin harcanmasına yol açacak. Bunun yerine TCMB’nin hayata geçirebileceğini düşündüğümüz üç önlem var:

  1. Ek Parasal Sıkılaştırma (EPS) ya da fonlama maliyetinde kademeli artış: EPS yapıldığında, fonlama maliyeti TCMB gecelik borç verme faizi olan %8.25’e çıkacak ve bu da TL satıp döviz almanın maliyetini artıracak. Spekülatif talebi azaltabilir, ancak diğer yandan zaten zayıf seyreden ve artması için çaba sarf edilen kredi talebinin yine azalmasına yol açar. Ayrıca %7.80 civarındaki fonlama maliyetinin 45 bps artması o kadar da etkili olmayacak. Tek başına arzu edilen etkiyi sağlamayabilir.
  2. Döviz satım ihaleleri: Burada satılan rakam sabit tutulmayıp, günlük olarak belirlenirse piyasaya önemli bir sinyal verilmiş olur. EPS ile birlikte uygulanırsa daha etkili olacaktır.
  3. Bazı kurumların döviz ihtiyacının rezervlerden karşılanması:Özellikle enerji şirketlerinin her ay piyasadan aldıkları $1.0–1.5 mlr gibi rakamın, piyasada likiditenin azaldığı dönemlerde kuru daha da yukarı ittiği malum. TCMB daha önce de bu kurumları piyasadan çıkarmak için böyle bir uygulama yapmıştı. TL’ye kısmen faydalı olacaktır, ancak bunun da bedeli azalan rezervler olacak. Bu yüzden bu da geçici bir önlem olarak düşülmeli.

Kaynak: Reuters

Gördüğünüz üzere TL’nin bu seviyesinin ardında yatan ve uzun uzadıya tartışılacak çok konu var. Bunlardan birine odaklanıp diğerlerini görmek bizi yanıltır. Kuşkusuz yukarıda oluğunuz olası önlemlerin işe yaraması için de aynı anda birçok etkenin, en azından, normalleşmesi gerekir. Dolar endeksi 2003’ten bu yana en yüksek seviyesine çıkmışken (yandaki grafik, kaynak Reuters), TCMB’nin yeldeğirmeni ile savaşmasını beklemek haksızlık olur… Güzel bir hafta sonu geçirmeniz dileklerimizle.

Tufan CÖMERT

Araştırma Direktörü

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "İzlemeniz Gereken 10 Film"

 29.05.2017 11:51

Piyasalarda bir süredir devam eden olumlu havada bariz bir değişim yok. Yine rekor seviyelerde dolaşan ABD borsaları, henüz yüksel(e)meyen tahvil faizleri derken küresel piyasalardaki hikayeler bize farklı bir yön sunmaktan uzak. Bugün önde gelen piyasaların kapalı olması nedeniyle piyasalar sakin olacaktır. Bundan faydalanarak bugün sizinle bir liste paylaşacağım: Her yatırımcının izlemesi gereken finansal filmler!

 

Pusula’da Bugün: "Hipnotizma ve Hayatın Gerçekleri"

 25.05.2017 11:08

Rekor üstüne rekor kıran BIST100 endeksi ve blok hisse satışları bazı yatırımcılarda “endeks artık çok pahalı” algısı yaratmış olabilir. Doğru, TL bazında tarihi zirvedeyiz, sene başına göre %25 prim yaptık, Aralık ayındaki dibinden bakarsanız da %36 gibi bir yükselişten bahsediyoruz. Üstelik sadece bizde değil, küresel borsalarda da benzer bir tablo söz konusu. Buna rağmen piyasada “tamam, buraya kadar” diyen de pek yok. Adeta toplu bir hipnotizma seansı yaşıyoruz. Mesele şu ki, temel senaryo ile bu “seans” örtüşüyor…

Pusula’da Bugün: "Oyun Planı"

 22.05.2017 11:49

Geçen hafta sonuna doğru bazı gelişmeler piyasalarımızı olumsuz etkiledi. Genel olarak piyasalar bu haftaya hızla toparlanarak başlıyorlar diyebiliriz. Yine de bu hızlı hareket bize gösteriyor ki, sebep ne olursa olsun, ara ara durup nasıl bir dünyada olduğumuzu hatırlamakta fayda var.