Pusula’da Bugün: “Kalıcı Olmak”

Geçici olarak düşünülen bazı şeyler, bazı adımlar hiç de geçici olmayabilir. Hayatta geçici olarak düşündüğümüz bir çok şeyin zamanla kalıcı hale dönüştüğünü görmez miyiz? Tarihe bakın: Bir avcı kampı köye, köy şehre, şehir bir mega şehre döner. Pek az şey ömrü en az bin sene olacak düşüncesi ile başlar. Bir şey yaratırken hepimizin aklında ihtiyaç oldukça dönüp hataları düzeltme fikri vardır. Zaman içinde ise bir başka düşünce hakim olur: “Çalışıyorsa elleme!” Böylece geçici dediğimiz şeyler zamanla kalıcı olur. 2016 yılı boyunca sadeleştirilmesini beklediğimiz, tartıştığımız faiz koridorunun kalıcılığının tescillenmesi gibi…

Geçici şeylerin kalıcı olmaya giden yolda geçirdikleri evrimi hayatta bir çok alanda görürüz. Eyfel Kulesi’ni ele alalım. Eyfel Kulesi 1887 ile 1889 yılları arasında Fransız Devrimi’nin 100. yıl kutlamaları çerçevesinde düzenlenen Expo 1889 Paris fuarının giriş kapısı olarak inşa edilmişti. Paris halkı en baştan itibaren kuleyi sevmedi. Bu yüzden de kulenin mimarı Eiffel, sadece 20 yıl için izin alabilmişti, yani 1909 yılında kulenin sökülmesi gerekiyordu. Ancak kule, iletişim için uygun bir yüksekliğe sahip olduğu ve o dönemde Atlantik ötesi haberleşmeye imkân tanıdığı için sökülmedi. Bugün ise Eyfel Kulesi, Dünya’nın en güzel mimari yapılarından biri olarak kabul ediliyor. 1909 yılında sökülseydi, bugün çok az kişi böyle bir kulenin varlığını biliyor olacaktı.

Eyfel Kulesi’nin hikayesi, geçicilikten kalıcılığa geçişin güzel bir örneği. Kuşkusuz tersi yönde bir çok örnek de sayabiliriz. Finansal piyasalarda buna en yakın örnek ise 2010 yılı sonlarında ihtiyaç nedeniyle ortaya çıkan ve geçici olan faiz koridoru sisteminin kalıcılığının artık tescillenmiş olması. Sistem karmaşık, yıllardır bir çok yatırımcı koridorun ne derece amaca hizmet ettiğini sorguluyor. Geldiğimiz noktada ise faiz koridoru sistemi, bir faizin daha resmi politika aracı olması ile daha da karmaşık hale geldi. Şurası açık ki faiz koridoru sistemi daha uzun bir süre bizimle olacak.

TCMB’nin Ocak ayı içinde geç likidite penceresi (GLP) için uygulanan faizi de etkin olarak kullanmaya başlamasının ardından artık 4 adet faizimiz var. Piyasada bunların ağırlıklı ortalamasına bakıyoruz çoğunlukla, ancak her faizin bir işlevi var ve bu faizlerde yapılan farklı ayarlamaların da farklı sonuçları olacak. Bugün, dünkü TCMB kararlarına ve bunların hayatımızı nasıl değiştireceğine bakacağız…

Önce genel durumu özetleyelim: Dün yapılan toplantıda TCMB faiz artırdı, ama piyasa tatmin olmadı. Buradaki sorun, piyasada Türkiye’ye atfedilen riskler ile TCMB’nin bu riskleri bakışı arasındaki fark. Piyasaya göre Türkiye’nin sorunları uzun vadeli. TCMB ise bu sorunları kısa vadeli önlemlere ağırlık vererek bertaraf etmek istiyor. Bu anlayış farklılığı da TCMB’nin attığı adımların piyasadaki yansımasının arzu edilenden çok daha sınırlı kalmasına yol açıyor.

TCMB’nin dün attığı adımlara bakacak olursak:

Yapılan faiz artırımı sonrasında faiz koridorunun aralığının daha da açıldığı dikkatinizi çekmiştir. Bu bize oldukça net bir mesaj veriyor: TCMB likidite yönetimini şimdikinden çok daha etkin olarak kullanacak. Buradaki ana amaç TL üzerindeki baskıyı hafifletmek. Bu aynı zamanda önümüzdeki dönemde TCMB’den yüklü faiz artırımı beklemememiz gerektiğinin de işareti.

Peki, dünkü faiz artışı TL için ne anlama gelecek? Yukarıda gördüğünüz tüm bu faizlerden yapılan fonlamanın ağırlıklı ortalaması dün itibarı ile %9,1 idi. Bugün ise dün ile bu rakam %9,70’e çıkacak. Her ne kadar bu faiz seviyesinin kalıcılığı sorgulansa da, aslında ciddi bir artıştan söz ediyoruz. Bu durumda spekülatif döviz talebinin devamı zorlaşacak. Bu açıdan atılan adım olumlu denebilir… Ama acele etmeyin…Nereden baktığınıza da bağlı…

Türkiye ve TL açısından son dönemdeki ana sorun, TL’nin faizinin ülkeye atfedilen risklere göre düşük bulunması. Bu nedenle 2016 sonlarına doğru yurtiçi piyasalardan çıkışlar arttı. Bu çıkışlara yerli yatırımcıların döviz satmaktaki isteksizlikleri de eklenince TL’deki değer kaybı, benzer ülkelere göre çok daha belirgin oldu. 2017 başından bu yana da aynı seyrin devam ettiğini görüyoruz. Yanda gördüğünüz üzere (kaynak: Bloomberg), TL 24 gelişen ülke para birimi arasında yılbaşından bu yana USD karşısında açık ara en çok değer yitiren para birimi.

Türkiye’ye atfedilen sorunlar aslında bilinmedik şeyler değil: Yüksek cari açık ve ABD’de faizlerin arttığı bir dönemde bunun finansmanı, yüksek dış borçluluk, siyasi/jeopolitik riskler… Son madde hakkında TCMB’nin yapacağı bir şey yok, ama diğerlerinde yasal düzenlemeler ve yurtdışından fon akışlarına süreklilik sağlayacak bir faiz seviyesi ile bunların etrafından dolaşılabilir. Kalıcı ve yapısal bir çözüm ise siyasi irade gerektirir.

İşte piyasa da dün yukarıda okuduklarınızdan hareketle, faiz seviyesindeki bu artışın geçici olacağına hükmetti ve USD/TL’de ilk aşamada sert bir değer kaybı gördük. Sonrasında TL toparlansa da, gün sonunda (ve bu sabah) anlamlı bir yön değişikliği gösterebilmiş değil. Bir süre daha USD/TL’de denge seviyesinin 3,75–3,80 aralığında oluşacağını, sonrasında ise doların Trump sonrası dünyada küresel değerlenmesi ile değer yitireceğini düşünüyoruz. Zaman içinde ise USD/TL’de 3,80 civarlarında yeni bir denge oluşması mümkün. Kalıcı bir TL değerlenmesi için ise Türkiye’nin para politikasının ötesine geçmesi, yapısal reformlara hız vermesi ve yatırımcıları çekecek, TL talebi yaratacak yeni hikayeler üretmesi şart.

Tufan CÖMERT

Birim Müdürü - Yatırım Danışmanlığı

tcomert@garanti.com.tr