Pusula’da Bugün: "Absürtlüğe Övgü"

Piyasalarda zaman zaman oldukça beklenmedik, kimi zaman absürt diyebileceğimiz şeyler görebiliyoruz. Trump’ın tuhaf tavırlarına, alışılmadık açıklamalarına, sabah gözünü açar açmaz Twitter’a girmesine artık alıştık. Absürtlüğün normalleştiği bu yeni dünya düzeninde, yine de belli bir mantık aramaya devam ediyoruz…

1969 yılında Marv Newland isimli bir sinema öğrencisi, bir projesini zamanında bitirmekte zorlanınca, hızlıca plan değişikliği yaptı.Newland, iki hafta çalışarak kısa bir animasyon hazırladı. “Bambi Godzilla ile tanışıyor” isimli bu animasyon sadece 90 saniye sürüyordu. Bu 90 saniyenin 48 saniyesi açılış kredileri, 27 saniyesi ise kapanış kredilerine ayrılmıştı. Yani aslında tüm animasyon sadece 15 saniye sürüyordu, bu 15 saniye de aslında pek “aksiyon” içermiyordu. Newland tabi ki tüm kredileri üzerine almıştı: Açılış kredilerinde, “yazan, yöneten, yapımcı, koreografi ve Bambi’nin kostümlerinde” hep aynı ismi görürüz (Hatta Newland, anne babasından da kendisini “yaptıkları” için bahsetmeyi ihmal etmez). Kapanış kredilerinde ise Newland Tokyo şehrine, Godzilla’ı ödünç verdikleri için teşekkür eder. Bu absürt animasyon o kadar ünlü olur ki, bir çok sinemada filmlerden önce gösterilir, hatta 1985 tarihli Godzilla filminin de açılışı bu animasyon ile yapılır. Newland hala bu animasyondan gelen telif ücretlerini almaya devam ediyor.

Bazen beklenmedik, üstünkörü yapılan şeyler kendilerini aşan, uzun soluklu etkiler yaratabiliyor. Newland’ın bu konuyu düşünmek için çok zamanı oldu mutlaka. Biz Newland’a göre şanslıyız, piyasalarda sık sık karşılaştığımız bir olgudur kendini aşan laflar, zamanının ötesine geçen beyanatlar ya da devamı gelmeyen vaatler… Bu tarz şeyler finansal aktörlerden olduğu gibi siyasetçilerden de kaynaklanabilir. Bunun son örneği absürt tavırlarıyla tanıdığımız, bir dediği diğerini tutmayan Trump’ın sağlık reformu konusundaki yenilgisi. ABD’deki sağlık reformunun ertelenmesinin, tuhaf görünebilir, ama bizim açımızdan olumlu sonuçları olacak gibi… Absürt mü? Belki, ama ardında yatan mantığa bir bakmak gerek…

Trump’tan önce bir genel durum değerlendirmesi yapmaya ihtiyacımız var, zira piyasalar ABD siyaseti devrede girmeden önce de bir zemin değişikliğine doğru hareketlenmeye başlamışlardı. Mesela, gelişen ülkeler, daha önceki örneklere oranla, Fed’in son faiz artırımını beklenenden çok daha iyi şekilde karşıladılar. Yine geçmişten hareketle biliyoruz ki, yapılan hamle büyük ve beklenmedik ise piyasalarda ABD kaynaklı parasal şok görürdük. Bu anlamda Mart ayında yapılan artırım bu tanıma hiç uymuyor. Zaten yanda da gördüğünüz üzere (kaynak: Bloomberg), Fed faiz artışı, gelişen ülke para birimlerinde bu kez değer kazancına yol açtı. Tamam, bundan sonra Fed’in gelişen ülkeler üzerinde hiçbir etkisi olmayacak demek aceleci bir yargı olabilir, ama en azından 2017’de 2 adet faiz artırımı yapılacağı beklentisi korundukça Fed konusunu gündemimizde ilk sıralarda tutmamıza gerek yok. Buna ek olarak ABD’deki faiz artışının gelişen ülkelerde nasıl bir etki yaratacağı, gelişen ülke ekonomilerinin o anki durumlarına da çok bağlı. Bir çok ülkenin dış finansman açığı 2013’ten bu yana daraldı, cari dengeler görece daha iyi hale geldi, reel faizler yükseldi, para birimleri de değer yitirdi. Özetle son dört yılda gelişen ülkeler bayağı bir riski üzerlerinden attılar. Şimdi ise “Trump sonrası dünya” hesaplarını bir daha yapmak gerek, zira Trump’ın ekonomik vaatleri arasında yer alan ve oldukça önemli olabilecek sağlık reformu yakın zamanda hayata geçecek gibi durmuyor.

Teorik olarak sağlık reformunun piyasa açısından anlamı büyük: Sağlık reformu ile yaratılacak kaynaklar, vergi indirimlerini desteklemek için kullanılacaktı. Şu anda sağlık reformu konusu belirsiz bir süre için ertelenecek gibi görünüyor, bu durumda piyasaların heyecanla beklediği vergi reformu konusu da bir süre gündemden düşmeli, fiyatlamalara yansıtılmış beklentiler de buna göre geri çekilmeli. Bu beklentilerle uzun süredir yükselen ve değerlemelerde uçlara yaklaşılan borsalar açısından bu okuduklarınız ciddi bir tatsızlık anlamına gelmeli. Evet, kısmi satışlar gördük Cuma günü, muhtemelen ABD borsalarındaki büyü bozuldu ama kimsede aşırı kötümser, karamsar bir hava görmüyoruz. Piyasa muhtemelen bir süre gelişmeleri izlemeyi tercih edecek, bu yüzden borsalar açısından hala “düzeltmelerden” bahsediyoruz. Durumun dolar üzerindeki etkisi ise çok daha açık ve hızlı: ABD ekonomisinde Trump’ın katkısı sınırlı kalacaksa, doların değerlenmesi de sınırlı kalacak. Bu yüzden de dolar neredeyse tüm para birimleri karşısında değer yitiriyor.

Buradan yurtiçine bakalım: TL’de de bu haftaya hızlı bir değerlenme ile başlıyoruz. Trump’ın reformlarda bocalaması, partisini kontrol edemiyor olması, bizim de işimize geliyor. Buradan hareketle bir süre daha TL değerlenecek gibi görünüyor. Bu arada gözümüzden kaçmasın, piyasaya yön veren hep yabancı yatırımcıymış gibi bahsediyoruz, ama yerli yatırımcıların tavrı önemli: Yerli yatırımcılar hala döviz alıyorlar. Son açıklanan TCMB verilerine göre yerli yatırımcıların döviz mevduat hesaplarında bir haftada tam $3,7 mlr artı görüldü. Bu, az buz bir rakam değil. Yerli yatırımcıların döviz talebindeki motivasyonu siyasi kaygılar, ekonomik riskler diye açıklamak mümkün tabi, ama buna daha teknik bir açıklama da bulabiliriz. Yanda gördüğünüz üzere TL ve USD mevduat faizleri arasındaki fark, son dönem haricinde son bir yıldır daralıyor (kaynak: TCMB). Bu durumda TL yerine döviz tutmanın cazibesi artıyor. Üstelik hepimiz biliyoruz ki TCMB’nin son dönemde TL faizini yukarı çekerken kullandığı geç likidite penceresi uygulaması özünde geçici. TCMB fırsatlar elverdiği ölçüde bu uygulamayı terk edip, faiz koridoruna geri dönecek. Keza GLP’nin kredi ve mevduat faizlerine etkisi de normal faiz artırımına göre daha sınırlı görünüyor. Özetle yurtiçinde borsanın yönü küresel piyasalardan çok farklı olmayacak, ancak döviz ve faizlerin seyri konusunda yurtiçi beklentiler çok kısa bir süre sonra çok daha etkili olacak.

Gördüğünüz gibi, her ne kadar ilk başta saçma görünse de piyasalarda her zaman bir hesap kitap var. Zaman zaman gerçeklikten kopabiliyoruz, genel eğilim neyse herkes aynı yönde hareket edebiliyor, ama bir vadede mantık kazanıyor…

Güzel bir hafta geçirmeniz dileklerimizle…

Tufan Cömert

Birim Müdürü - Yatırım Danışmanlığı

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "Yalan Söyleme Bana!"

 11.01.2018 10:31

Çocuklarımızın bize yalan söylemesi bizi çok sinirlendirir. Onlara öğretmek istediğimiz şey dürüstlüğün bir erdem olduğudur. Ancak son araştırmalar gösteriyor ki çocukların yalan söylemesi gayet normal, hatta bir zeka işareti. Rahat bir nefes alıp arkanıza yaslanmadan önce sizi uyarayım: Bu çocuklar için geçerli, yetişkinler, hele hele finansal dünya için değil…

Pusula’da Bugün: "Seni Öldürmeyen Şey"

 05.01.2018 10:39

İzlerken beni çok rahatsız eden, ama izlemekten kendimi alıkoyamadığım bir dizi var: “Black Mirror”. Yakın bir gelecekte teknolojik gelişmelerin insan yaşamını ve toplumsal değerleri nasıl değiştirdiğini anlatan dizi, insana sık sık “nereye gidiyoruz” diye sorduruyor. Bu dizinin son sezonunun bir bölümünde (“Arkangel”) anlatılan bir hikaye var ki rahatlıkla bir ders çıkarabiliriz: Deneyim önemlidir, yaşadığımız her şey iyi de olsa kötü de olsa bize deneyim katar.

Pusula’da Bugün: "Gelecek"

 03.01.2018 02:48

Geleceğe dair tahminler genellikle fena halde yanlış çıkar. Vade ne kadar uzaksa yanılma olasılığınız da aynı oranda artar hatta. Konunuzda ne kadar iyi olursanız olun, kontrol edemeyeceğiniz onlarca, yüzlerce değişken var sonuçta. Arada elbette istisnalar var, fakat özellikle piyasalar konusunda çok uzun vadeli tahminler yapmak yerine geleceği zaman dilimlerine bölerek tahmin etmeye çalışmak her zaman daha iyidir.