Pusula’da Bugün: Az Bilgi, Çok Laf

Bazı insanlar vardır, saatlerce konuşurlar ama bir şey söylemezler. Bunlar genellikle bahsettikleri konu hakkında yoğun bir bilgisi olmayan, ama bunu kabul etmeyen kişilerdir. Hâlbuki “bilmiyorum” demek de bir erdemdir. Piyasalarda ise “bilmiyorum demek ayıptır” gibi bir anlayış var adeta. Ama sonra bakın başımıza neler geliyor…

19 Nisan 1995’te ABD Pittsburgh’da aynı gün iki banka birden soyuldu.Soyan kişi McArthur Wheeler adlı kişiydi. Bu konuda hiç şüphe yoktu, zira Wheeler gündüz vakti maske takmadan, güvenlik kameralarına aldırmadan bankalara girmiş, silahı doğrultmuş, elini kolunu sallaya sallaya çıkmıştı. Polis yakaladığında Wheeler şaşkındı: “Ama ben yüzüme limon suyu sürmüştüm!” dedi. Wheeler, limon suyu sürdüğünde kameralarda görünmez olacağına inanıyordu!

Psikolojide bir efsane olan bu olay ve şahsiyet, Dunning ve Kruger isimli iki bilim insanını etkiledi. Bugün “Dunning-Kruger etkisi” olarak bildiğimiz insanların kendi güçlü/zayıf yanlarını ne kadar iyi bildiklerini ölçen çalışma böyle ortaya çıktı. Çalışmaya göre, yetkin olmayan insanlar becerilerine aşırı değer biçme eğilimindedir ve daha kötüsü kendilerindeki yetersizliğin boyutunu görememektedirler. Bunu “cahil cesareti” olarak da açıklayabiliriz: Bir kişi, bir konu hakkında ne kadar az biliyorsa, o konu hakkındaki az olan bilgisi aslında ne kadar az bilgi sahibi olduğunu fark etmesini engellediği gibi, kendisine konuyla ilgili her şeyi biliyormuşçasına bir özgüven kazandırmaktadır.

Günümüzde sosyal ve teknolojik anlamda geldiğimiz yer, hepimizin zaman zaman “cahil cesareti” göstermesine yol açabiliyor. Bir konuyu o an bilmesek bile, 3–4 dk içinde cep telefonlarımızdan bakarak konu hakkında iyi kötü bir fikir ediniyor ve sonra bununla ilgili konuşmaya başlıyoruz. Konu hakkındaki az bilgimiz bizi daha da cesaretlendiriyor ve sonra kendi söylediğimizi tartışmasız doğru kabul eder hale geliyoruz. Her yerde olduğu gibi bu tavrı piyasada da sık sık çeşitli şekillerde, çeşitli kişilerde tecrübe ediyoruz.

Kaynak: Bloomberg

Dün TCMB’nin zorunlu karşılıklarda attığı adımların yorumlanmasında da bilgi eksikliğine bağlı, dağınık demeyi tercih ettiğimiz açıklamalar gördük. Hâlbuki olay gayet basit, hakikaten çok uzatacak, başka yerlere bağlayacak bir yanı yok. TCMB faiz indirimlerine devam etme niyetinde, 22 Eylül’de gecelik borç verme oranında 25 bps indirim daha yaparak %8.25’e çekmesini bekliyoruz. Ancak enflasyon halen %8 seviyesinde, sonrasında daha fazla düşüş beklemiyoruz (2016 sonu TÜFE tahminimizi %8.5 olarak güncellediğimizi hatırlatayım). Bu durumda TCMB’nin Ekim-Aralık döneminde faiz indirimi yapması zor görünüyor. Yine de büyümeyi desteklemek için TCMB böyle bir karar alır ve indirime devam ederse, politika faizinin reel getirisi yıl sonunda yine eksi olacak. Fed’in faiz artırmasının beklendiği, Moody’s belirsizliğinin sürdüğü, dış borç ödemelerinin arttığı ve yurtiçinde tasarrufların artırılmasının hedeflendiği bir dönemde eksi reel faiz sunmak çok iyi bir fikir gibi durmuyor. Bu durumda TCMB’nin bundan sonraki adımları büyük olasılıkla zorunlu karşılıklarda (ZK) indirime giderek, piyasadaki TL likiditesini artırmak, bankaların kaynak maliyetini düşürmek ve böylece kredi faizlerini aşağı çekmek olacak.

ZK Temmuz ayında ortalama %11.1 civarında iken, dünkü karar sonrasında %10 civarına düştü. Bu kararların piyasaya en önemli yansıması öncelikle tahvil faizlerinde düşüş olmalı, ki dün tüm verim eğrisinde aşağı yönde bir hareket gördük. İkinci olarak banka karlarının bundan olumlu etkilenecek olması nedeniyle BIST’te işlem gören banka hisselerinin de prim yapması gerekir. Dün bunu göremedik, ancak önümüzdeki dönemde zorunlu karşılıklarda indirim sürdükçe bu tema daha etkili olabilir. İndirimler sonucunda piyasaya çıkacak olan TL likiditesinin dövize kaçması ve TL’nin değer yitirmesi de piyasada çokça tartışılan bir konu, ancak bunun da az bilgiyle yapılan bir tartışma olduğunu söyleyebiliriz. Kısa vadeli etkiler bir yana, TL’nin yönünü belirleyen ana etken, her zaman, ama her zaman küresel piyasalardaki risk iştahı ve bunun gelişen ülkelere yansıması.

Mesela dün ZK indirimi sonrasında $/TL kuruna baktığımızda, yukarıdaki ezbere yorumun aksine, ciddi bir değerlenme görüyoruz.Bunun sebebi tamamen yurtdışı piyasalardaki hava, hatta ABD’de açıklanan ISM hizmet endeksinin beklentilerin çok altında kalması. ABD ekonomisinin kabaca 2/3’ü hizmet sektöründen oluşuyor, dolayısıyla hizmet sektörünün sağlığı genel gidişat hakkında bir çok göstergeden daha önemli. İşte dün ISM hizmet endeksi Ağustos’ta 51.4'e gerileyerek Şubat 2010'dan bu yana en düşük seviyesini gördü. Hakikaten “Fed ne yapacak” konusunu yazmaktan gına geldi, o yüzden uzatmıyorum: Dünkü veri sonrasında Aralık ayında faiz artırımına tanınan olasılık %52’ye geriledi. Bu da aslında yine yazı-tura moduna dönmemiz demek. Eğer veriler bu şekilde çok net bir toparlanmaya, enflasyon baskısına işaret etmezse, gelişen ülkelerdeki bahar havası devam edecektir.

Öte yandan, Türkiye’nin kendi riskleri malum: Jeopolitik riskler kadar, hala Moody’s ne yapacak diye bekliyoruz. Küresel piyasalardaki iyimserlik sürdükçe bu kaygıları arkaya atabiliyoruz ama ya piyasalarda bir dönüş olursa? Son haftalarda yabancı basında o kadar çok “GOÜ harika dostum, sen de gelsene” temalı haber-analiz çıkmaya başladı ki insan tedirgin oluyor. Yukarıda da 2015 başından bu yana GOÜ piyasalarına olan fon akımlarını görüyoruz. Son 1.5 yılın en güçlü girişlerinin yaşandığı bu dönemi bitirecek bir gelişme olursa, piyasalar oldukça tatsız olabilir.

Bu noktada size olası bir sevimsiz gelişme uyarısında bulunarak bitireyim: CNN’in yaptığı ankete göre ABD Başkanlık seçiminde Trump 2 puan farkla önde! Trump da malumunuz, az bilgisini müthiş özgüveni ile paketleyerek satması ile buralara geldi. Bu haliyle kendisi Dunning-Kruger etkisinin en meşhur örneklerinden biri olmaya aday!

Tufan CÖMERT

Araştırma Direktörü

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "Hesap Kitap”

 19.10.2017 11:14

Yatırım yaparken en baştan belirlememiz gereken bazı şeyler vardır: Yatırımımızın hedefini, bu hedefe ulaşmak için bekleyebileceğimiz azami süreyi, beklentimiz yanlış çıkarsa da zarar durdur seviyemizin ne olacağını belirlemeliyiz. Bunlar zaman içinde güncellenebilir, ama ilke hiç değişmemeli: Hesap kitap yapmadan bir yatırıma girilmez. Hesap kitap yapmadan afaki açıklamalar yapmak da bir Hazine Bakanı’na hiç yakışmaz…

Pusula’da Bugün: "Bir Tercih Olarak “İyimserlik”"

 17.10.2017 11:17

Günlük hareketlere baktığımızda piyasalar çok hareketli, her an izlenecek bir haber, verilecek bir tepki var, değil mi? Buna biraz daha uzun bir zaman diliminde baktığımızda ise hemen hemen tüm oynaklık göstergeleri tarihi diplerine yakınlar. Bu, hem iyi, hem de korkutucu. İyi, çünkü piyasalardaki iyimserliğin dozunu gösteriyor ve buna bakarak diyebiliyoruz ki “piyasalar için olumlu görüşümüzü koruyoruz”. Kötü, çünkü biliyoruz ki herkes aynı gemideyken bir şeyler ters giderse yeterince kurtarma sandalı olmayacak. Peki ya bir tercih yapmamız gerekirse?

Pusula’da Bugün: "Acı Gerçekler"

 16.10.2017 10:48

Hayatta sevsek de sevmesek kabullenmemiz gereken bazı şeyler var. Mesela kendimizi mükemmel sanırız, ama değiliz. Kendimizi zeki, mantıklı, sonuç odaklı görmeyi çok isteriz ama gerçek bu değil. Bu yılın Nobel Ekonomi Ödülü’nü alan Richard Thaler’in davranışsal ekonomi dalındaki çalışmaları bu acı gerçekleri ortaya koyuyor: Hepimiz kusurluyuz! Tüm kusurlarımıza rağmen yatırımcılar olarak son dönemde doğru yaptığımız bir şey varsa o da hisse piyasasına olan ilgimiz…