Pusula’da Bugün: "Bahar Sarhoşu"

Türkiye 2017’ye hiç iyi başlamadı. Ocak ayını hatırlayalım, $/TL 3,94’ü gördüğünde sokakta konuştuğunuz herkesin ana konusu kurun daha nereye kadar yükseleceği idi. Bu dönemde felaket senaryoları alıp başını gitmiş, iyimser olmak zorlaşmıştı. Ocak ayı sonrasında ise dünyada algı tersine dönmeye başladı. Bu dönemde başlayan ve Şubat ayı sonrasında daha da belirginleşen bu iyimserlik hala sürüyor. Nedenleri belli: Avrupa Birliği’nin “dağılması”na dair kaygıların azalması ve Trump’ın ekonomik vaatlerinin aklıselim şekilde değerlendirilmesi... Borsalar açısından durum çok farklı değil, iyimserlik bir süre daha devam edebilir, ancak özellikle gelişen ülke para birimleri ve faizleri açısından bu bahar havasının sürüp sürmeyeceği önemli.

 

Büyük olasılıkla bu hafta sonu Fransa’da yapılacak Başkanlık seçimi 2. turu sonrasında gözler bir süreliğine siyasetten ekonomik performanslara çevrilecek. Hemen uyarayım yalnız: Bu noktada Fransa’nın yeni Başkanının Macron olacağını varsayıyoruz, Le Pen’in bir sürpriz yapması tüm piyasaları çok fena terste bırakacak bir gelişme olacaktır. Bunun haricinde Avrupa cephesinde bir süredir oldukça istikrarlı bir görünüm söz konusu. Hatta Avrupa’da son dönemde açıklanan veriler aslında oldukça iyi bile diyebiliriz. Ekonomik güven endeksi son 3 yılın zirvesinde, enflasyon ECB’nin arzu ettiği şekilde %2’ye doğru yükseliyor. Piyasa da haklı olarak ECB’nin yıl sonuna doğu parasal genişlemeyi terk edip, Fed’in izinden gideceğini düşünmeye başladı. Son dönemde Euro’da gördüğümüz değerlenme eğilimi de bir ölçüde bunu yansıtıyor. Bu esnada Yunanistan’ın bir kez daha sessiz sedasız kurtarılması konusunda anlaşma sağlandığını da hatırlatayım. Uzun vade için hala birliğin yapısı çok sorunlu, ama en azından bir sonraki krize dek yapının çatırdamayacağını varsayabiliriz. Bu nedenle, “iyimserlik sürecek mi” sorusunun Avrupa ile ilgili kısmına bir “check” atıp devam edebiliriz.

 

ABD’de ise bir miktar hayal kırıklığı söz konusu. Büyüme biraz ivme kaybediyor ve göstergeler henüz buradan bir dönüş sinyali vermiyorlar. Şunu vurgulayalım: ABD ekonomisi hala büyüyor, bu konuda bir sorun yok, ancak son 6-9 aydır hep beklentileri aşan verilerden bahsederken, şimdi beklentiler civarında ya da az altında gelen veriler ile karşılaşıyoruz. Bu belki sıradan bir Amerikalının günlük yaşamını etkilemeyecek, ancak piyasalar açısından önemli. Zira ABD tahvil piyasasındaki fiyatlamalar buna bakılarak yapılıyor. ABD ekonomisinde beklentileri aşan bir büyüme yoksa, enflasyondaki artış korkutucu olmaz, Fed’in faiz artırımları düşünülenden farklı olamaz, bu da tahvil faizlerinin yükselmesine engel olarak, oynaklığı azaltır.

 

Gelelim Fed’e… Veri akışına bakarsak bu haftanın en önemli olayının Fed faiz kararı olması gerekir. Ancak piyasada Fed’e dair hiçbir heyecan yok! Zira, sanırım güneş sistemindeki tüm yatırımcılar Fed’in bu ay bir şey yapmayacağını fiyatlıyorlar. Tamam, gene Fed’in enflasyon konusundaki görüşü değişmiş mi, tahvil stoku konusunda yeni bir ifade olacak mı diye bakacağız ama bu konularda piyasaların yönünü değiştirecek denli güçlü bir ifade değişikliği görmemiz şu ortamda zor. Zaten bu toplantı sonrasında bir basın konferansı da olmayacak. Kuru bir metne bakarak, satır aralarını yorumlamaya çalışacağız. Bu yüzden bu hafta içinde konuşma yapacak olan Yellen ve diğer Fed üyelerinin görüşleri muhtemelen bugünkü faiz kararından daha fazla ilgi toplayacaktır. Ayrıca Cuma günü yayımlanacak ABD istihdam verilerini de ekonominin sağlığı açısından izleyeceğiz: Acaba ABD ekonomisindeki toparlanmada gördüğümüz hızın yavaşlaması buraya kadar mı, yoksa devam mı edecek?

 

Bu sorunun yanıtına bağlı olarak Fed’in Haziran ayında faiz artırıp artırmayacağına dair spekülasyonda bulunabiliriz. An itibarı ile piyasa 14 Haziran’daki faiz artışına %58 civarında olasılık tanıyor. Bu yeterince yüksek bir olasılık gibi görünebilir, ancak daha bu tarihe kadar çok var ve bu dönemde gelecek veriler zayıflamaya işaret ederse, fiyatlama pekala tersine dönebilir. Yine de Fed’in piyasaları rahat bırakacağını iddia edemeyiz, faiz artışı olmasa dahi sözlü yönlendirmede doz çok daha artacaktır. Mesela, Fed’in bilanço küçültmek için ne yapacağını ayrıntılı olarak tartışıp, bunun için gerek ve yeter şartları da öğreneceğiz. Yani faiz artışı dünyanın sonu değil, faizin artmaması da bize gül bahçesi vaat etmeyecek. Özetle, Amerika cephesine “check” atmalı mıyız, emin değilim.

 

Dünyanın sonundan bahsedeceksek zaten konu ekonomi değil de Kuzey Kore olmalı belki… ABD ile K. Kore arasında son dönemdeki atışmayı takip etmişsinizdir. K. Kore kıtalararası füze teknolojisinde son yıllarda hızlı ilerleme kaydetti ve bu füzelerin nükleer başlığa sahip olması da mümkün. Trump yönetimi ABD’ye ulaşabilecek bu füzelere artık müsamaha göstermemeye kararlı, yani en azından söylem öyle. Peki, sizce bunlar piyasaların umurunda mı? Pek değil. Yanda yer alan grafiğe göre piyasalar artan riskleri hiçbir şekilde fiyatlamıyorlar, hatta tersine oynaklık düşüyor. Piyasa bir şekilde bu gerginliğin bir yere varmayacağına, Çin’in arabuluculuk yapacağına ikna olmuş durumda. Umalım da piyasa haklı olsun, yoksa yorum yapacak bir piyasa bulamayacağız (Çin demişken, ekonomik anlamda yeni bir haber yok, ama bazen haber olmaması bile iyi haberdir mantığıyla Çin kutusunun karşısına da bir “check” atalım bakalım).

 

Bu durumda Türkiye açısından işler bir süre daha iyi gidecek gibi görünüyor. TL de bundan istifade ederek nihayet yılbaşından bu yana ilk kez USD karşısında değerlenmeyi başardı (gerçi sıralamada hala en dipteyiz). BIST-100 zaten bir süredir küresel iyimserliği takip ederek, diğer piyasalarımızdan bağımsız olarak değerlenmeyi sürdürüyordu, bunun sürmesi bu ortamda makul görünüyor. Bugün açıklanan enflasyon verisinin ise yılın en yüksek seviyesi (%11,87) olması mümkün. Bu durumda bundan sonra artık enflasyon gerilemeye başlayacak ve tahvil faizleri de bunu takip edecek. Bu güzel bahar tablosu açısından iki önemli risk var: İlk olarak TCMB geçen hafta %11,80’e çıkardığı fonlama maliyetini  ne zaman ve ne kadar düşürmeye başlayacak sorusunun yanıtı… TCMB sıkı duruşunu koruduğu sürece, uzun vadeli tahvil faizlerimiz açısından olumlu olacağız. İkinci olarak ise “tarih tekerrür edecek mi” sorunun yanıtını vermeliyiz. Klasik “sell in May, go away” olayı bakalım bu yıl da olacak mı? Yanda yer alan Bloomberg kaynaklı tabloya göre, son 9 yılın Mayıs aylarında BIST100 7 kez gerilemiş. Görmezden gelinecek bir istatistik değil. Borsamıza satış gelmesi, TL’deki iyimserliği de, tahvil faizlerindeki olası düşüşü de törpüleyeceğinden, önümüzdeki günlerde biraz temkinli olmakta fayda var. Özetle, iyimser olalım ama bahar sarhoşu olmayalım…

Tufan Cömert

Birim Müdürü - Yatırım Danışmanlığı

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "Yalan Söyleme Bana!"

 11.01.2018 10:31

Çocuklarımızın bize yalan söylemesi bizi çok sinirlendirir. Onlara öğretmek istediğimiz şey dürüstlüğün bir erdem olduğudur. Ancak son araştırmalar gösteriyor ki çocukların yalan söylemesi gayet normal, hatta bir zeka işareti. Rahat bir nefes alıp arkanıza yaslanmadan önce sizi uyarayım: Bu çocuklar için geçerli, yetişkinler, hele hele finansal dünya için değil…

Pusula’da Bugün: "Seni Öldürmeyen Şey"

 05.01.2018 10:39

İzlerken beni çok rahatsız eden, ama izlemekten kendimi alıkoyamadığım bir dizi var: “Black Mirror”. Yakın bir gelecekte teknolojik gelişmelerin insan yaşamını ve toplumsal değerleri nasıl değiştirdiğini anlatan dizi, insana sık sık “nereye gidiyoruz” diye sorduruyor. Bu dizinin son sezonunun bir bölümünde (“Arkangel”) anlatılan bir hikaye var ki rahatlıkla bir ders çıkarabiliriz: Deneyim önemlidir, yaşadığımız her şey iyi de olsa kötü de olsa bize deneyim katar.

Pusula’da Bugün: "Gelecek"

 03.01.2018 02:48

Geleceğe dair tahminler genellikle fena halde yanlış çıkar. Vade ne kadar uzaksa yanılma olasılığınız da aynı oranda artar hatta. Konunuzda ne kadar iyi olursanız olun, kontrol edemeyeceğiniz onlarca, yüzlerce değişken var sonuçta. Arada elbette istisnalar var, fakat özellikle piyasalar konusunda çok uzun vadeli tahminler yapmak yerine geleceği zaman dilimlerine bölerek tahmin etmeye çalışmak her zaman daha iyidir.