Pusula’da Bugün:“Denge Meselesi”

2016 için piyasadaki herkesin uzlaştığı tanım “beklenmeyenin olduğu yıl” idi. 2017 de barındırdığı riskler nedeniyle bir çok sürprize aday. Daha şimdiden özellikle gelişmiş ülke borsalarındaki iyimserliğin sürdürülebilirliği ve piyasalar tarafından görmezden gelinen jeopolitik risklerin devam edip etmeyeceğini tartışıyoruz. Şunu kabul edelim: Hiç bir yıla önceden bakıp da “bu yıl kolay olacak, çok para kazanacağız” diyemiyoruz. 2017’de de karamsar olmamız için bol miktarda konu olmakla birlikte, iyimser olabileceğimiz bazı noktaları gözden kaçırmayalım…

Kötümser olmak kolaydır, başımıza gelen şeylerden mutsuz olup içimize kapandığımızda nereye bakarsak bakalım kapkaranlık bir dünya görürüz. 2016’da ülke olarak yaşadıklarımız sonrasında karamsar olmamız, iyimserlik doğurabilecek her şeye şüpheyle yaklaşmamız doğal. Belki 2017 de şu anda göremediğimiz bir dizi “siyah kuğu” ile bize piyasaları dar edecek, bilemeyiz. Neticede “siyah kuğu” tanım itibarı ile önceden tahmin edilmeyen riskleri tarif eden bir tabir, bilinen her risk ise bir şekilde fiyatlanır. Şu anda fiyatlanan bir çok risk olduğu, piyasaların siyah kuğu tedirginliğinin üzerinden atmakta zorlandığını hep birlikte görüyoruz. Belki nihayetinde karamsarlar haklı çıkacak, ama unutmayın: Piyasalar hiçbir zaman düz bir çizgi halinde gitmez. Günün sonunda haklı çıksanız dahi, arada görülecek iyimserlik dalgalarından faydalanmamamız için bir neden yok. Mesele dengeyi iyi kurmakta…

Türkiye açısından hem yerli hem de yabancı yatırımcıların çoğunlukla izlemede kalmayı tercih ettiği bir dönemdeyiz. Piyasalarımız ve TL cinsi varlıklarda artık önemli bir risk primi ile işlem görüyoruz. Bugün açıklanan ve beklentilerden oldukça yüksek gelen enflasyon verisi de yine ekstra risk primi demek. Kuşkusuz bu kadar olumsuzluğun ardından eninde sonunda bazı fırsatlar oluşacak. Yine de Türkiye için bundan sonra ne kadar olumlu olabileceğimizi (ya da olamayacağımızı) anlamak için önce küresel piyasalardaki hava ile ilgili bir fikrimizin olması gerekir. Sonuçta Türkiye fon akımlarına bağımlı bir ülke, piyasaların yönünü de bu fon akımları belirleyecek. Sırtımızı dünyaya dönüp “ben oynamayacağım” deme lüksümüz yok.

Dünyaya baktığımızda işler aslında pek fena değil gibi.. Örneğin küresel büyümede yeşil filizler artmaya başladı. Genel olarak çok güçlü bir büyümeden bahsedemiyoruz elbette, ama en azından yanda yer alan grafik (JPMorgan Dünya PMI imalat; kaynak Reuters) bize diyor ki “en kötüsü geride kaldı”. Henüz bu iyimserliğin büyüme tahminlerine yansımadığını görüyoruz, ama bu gayet anlaşılabilir bir durum. Bu kadar riskin ve sürprizin olduğu bir yılın ardından tahminlerde temkinli olmak gerekir. Yine de PMI endeksleri yukarı gider, diğer veriler de birkaç ay daha güçlü gelmeye başlarsa, önce dünya ekonomisi, ardından da Türkiye için daha iyimser tahminler duymaya başlayabiliriz. Bu esnada Avrupa PMI endekslerinde Eylül ayında bu yana görülen yükselişin de özellikle bizi mutlu etmesi gerektiğini hatırlatayım: 2016’da (Ocak-Kasım) tüm ihracatımızın %48’ini AB’ye yaptık. Toparlanan bir Avrupa, daha fazla ihracat demek…

Elbette büyümenin bazı yan etkileri olacak ve piyasalardaki bu yan etkileri görmezden gelme eğilimi de artık değişmeli. Daha yüksek büyüme, daha yüksek enflasyon demek. ABD’de Trump sonrası dünya beklentilerine istinaden enflasyon beklentilerinde de yükseliş gördük, ama unutmayın ki emtia fiyatlarındaki yükseliş eğilimi bundan çok daha önce başladı. Trump’ın genişleyici politikaları sadece yangına benzin dökecek. Önümüzdeki aylarda ABD’de de, bizde de enflasyon konusu ve fiyatlaması daha bir ön plana çıkacak. Türkiye’de kur geçişkenliğinin ve yeni zamların enflasyon üzerindeki olumsuz etkisini görmeye devam edeceğiz. Dünya ise bizden çok daha farklı bir yerde: Evet enflasyon fiyatlaması var ama bunun topyekûn bir korkuya yol açması anlamsız olacak. Zira dünya ekonomisi aslında bizim piyasalarda gördüğümüzden çok daha büyük bir değişimden geçiyor. Yaşlanan dünya nüfusu harcamak yerine daha fazla tasarruf ediyor, teknolojik gelişmelerin yarattığı maliyet avantajı da arz yönlü enflasyon üzerinde baskı yaratıyor. Çok büyük bir şok yaşamadığımız sürece (dünyada çok büyük bir kuraklık görülmesi sonrasında gıda fiyatlarında artış oluşması, petrol üretiminin Körfez civarındaki bir savaş neticesinde ciddi daralması gibi), gelişmiş ülkelerde enflasyonun makul sınırların ötesine geçmesi senaryosuna prim vermemek gerekir.

2016’da siyasi konular piyasaları bayağı bir meşgul etmişti. Anketlerin bizi nasıl yanılttığını sanırım uzun süre daha konuşacağız. Bu yüzden 2017’de de siyasi olaylara daha bir şüpheli bakacağız kuşkusuz. 2017’de bu anlamda yurtdışında izleyeceğimiz ana konular Trump’ın izleyeceği siyasetin bizi götüreceği yer ve Avrupa’daki seçimler olacak. Yurtiçinde ise Başkanlık sistemine dair referandum senaryoları bahar ayları yaklaştıkça gündemimizde daha fazla yer tutacak. Belirsizlik ve 2016’da sütten ağzı yanan yatırımcıların yoğurdu üfleyerek yemek istemeleri nedeniyle, bir süre daha yatırımcıların siyaset kaynaklı piyasa senaryolarına mesafeli duruşları sürecektir. Bu da özellikle bizim piyasalarımızın bir süre daha olası küresel iyimserliklerden payını alamaması anlamına gelecek. Yılın ikinci yarısı ise hem Türkiye’de hem de dünyada siyasi risk fiyatlamasının görece azaldığı bir dönem olabilir.

2017’de gene Fed’i konuşacağız kuşkusuz ama gene ana resmi kaçırmayalım. 2008–2009 krizi sonrasında piyasaların yönünü belirleyen ana konu önde gelen merkez bankalarının piyasalara ne şekilde ve ne kadar destek sağlayacağı beklentileri idi. Bu dönem tam olarak bitti diyemesek dahi, merkez bankalarının piyasaları yönlendirme gücü eskisine göre azalmaya başladı bile. Bu da yatırımcılar açısından makro konuların ön plana çıkacağı, ülke bazında farklılaşmaların çok daha belirgin hale geleceği bir dönem demek. Bolca “A ülkesini al/B ülkesini sat” temalı rapor göreceğiz. Hatta yakın zamanda en çok duyacağımız da muhtemelen “Türkiye sat/Rusya al” olacak, ama Türk mali piyasalarının bulunduğu ucuz seviyeler nedeniyle bu önerilerin dönüşünün de çok hızlı olacağını hatırlatayım.

Haber ve veri akışına baktığımızda şu anda Türkiye için karamsar senaryolar çizmek an itibarı ile yapılacak en kolay şey. Ülkemizde siyah kuğudan bol bir şey yok, bu yüzden belki kötümserler haklı çıkarlar. Biz bu tarafta değiliz, sürekli kötümser olmanın kimseye bir faydası yok… Evet temkinliyiz, ama piyasalarımızda fırsatlara da açık olmak gerek. Bu yüzden de bu dönemde mümkün mertebe esnek ve hızlı dönüşlere hazır olmak, yatırımlarda “denge” unsuruna ağırlık vermek gerektiğini düşünüyoruz.

Tufan CÖMERT

Araştırma Direktörü

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "İnat"

 23.06.2017 12:14

2017 başında piyasalarda hakim olan tema “enflasyon küresel ölçekte yükselecek, faizler artacak, gelişen ülkeler için rahat borçlanma dönemi bitecek” idi. Yılın yarısını bitirmeye yakın olduğumuz şu günlerde yukarıdaki beklentiyi artık dillendiren yok. Tersine artık piyasalarda hakim olan söylem “enflasyon her şeye rağmen düşük kalacak”. Bugün bir iyimserlik varsa sebebi bu… Piyasalarda akıntı sık sık yön değiştirir, inatlaşmamak gerekir.

Pusula’da Bugün: "Petrol-Piyasa İlişkisi"

 21.06.2017 11:10

Piyasalarda her şey gayet güzel giderken dün petrol fiyatındaki düşüşün hızlanması işleri bozdu. Petrol üreten ülkelerde de, petrol ithalatına bağımlı olan ülkelerde de eş zamanlı satışlar gördük. Dolar güçlendi, ABD tahvil faizleri de artan taleple gerilediler. Petrol fiyatının düşmesinin bazı nedenleri var elbette (OPEC üretim kısıntısının etkinliği konusundaki kaygılar, ABD’de kaya petrolü üretimi sonrasında artan petrol stokları gibi), ama bunların üzerinde durmayacağız. Bizi ilgilendiren bu eğilimin devamının piyasalarda ne gibi etkilere yol açacağı…

Pusula’da Bugün: "Paranın Rengi"

 20.06.2017 10:34

Eddie Felson: “Kokuyu alıyor musun?”

Vincent Lauria: “Ne kokusu? Duman mı?”

Carmen: “Hayır, paradan bahsediyor”

(Paranın Rengi, 1986)