Pusula’da Bugün: "Duvar"

Çocuklar ile ebeveynleri arasındaki ilişkide bir denge kurmak zordur, bunu hepimiz biliriz. Bilim insanları buna bir açıklama bulmuşlar. Yapılan deneylerde, ergenlere annelerinin onlara sudan sebeplerle kızarken çekilmiş 30 saniyelik filmleri izletilmiş. Bu esnada da beyin aktiviteleri takip edilmiş ve gençlerin beyinlerinin belirli bölümlerinin hareketsiz kaldığı görülmüş. Bilim insanları bunu beynin istemsiz olarak kapanması olarak yorumlamışlar. Bir dahaki sefer çocuğunuza kızarken, karşınızda boş bakışlarla durduğunda “duvara mı konuşuyorum ben” demeden önce bunu hatırlarsınız. Evet, duvara konuşuyorsunuz! Zaten atalarımız daha nöroloji bilimi icat edilmeden önce “bir kulağından girdi, diğerinden çıktı” diyerek beyinsel aktivite analizini çağlar öncesinden yapmışlar bile…

Bu “duvar” konusu mühim, zira son dönemde piyasalar ısrarla merkez bankalarına normalleşme stratejilerinde agresif olmamaları gerektiğini söylüyor. Merkez bankaları ise yeni dünya düzenine piyasalardan, yatırımcılardan daha geç uyum sağladıklarından olsa gerek, eski söylemlerine büyük ölçüde devam ediyorlar. Halbuki teknolojik gelişmelerin getirdiği verimlilik artışı, yaşlanan dünya nüfusunun yol açtığı tasarruf eğilimi, farklı enerji üretim yöntemlerinin klasik enerji kaynaklarını pahalı kılması derken ekonomilerin dinamikleri bundan 30 yıl önce akademik öğretilerden çok daha farklı. Piyasalar bunları çok önceden satın aldılar, merkez bankaları ise hala statükoyu koruma derdindeler. Ekonomik gidişat hakkında birkaç ay öncesine dek işte bir “duvara konuşma” durumu söz konusuyken, şimdi biraz daha paralel bir dünya görüşü var diyebiliriz. “Biraz” ama…

Bir süredir Fed’in piyasaları sözle yönlendirme için kullandığı ifadeleri gereksizce şahin bulduğumu paylaşıyorum. Bunu yaparken dayanağım enflasyon eğiliminde kayda değer bir artış olmadığı gibi, tersine bir düşüş eğiliminin daha ağır basıyor olması. Fed’in faiz artırmak için daha farklı sebepleri olabilir, örneğin finansal varlık fiyatlarının aşırı değerlendiğini düşünüyorsa piyasaları hizaya getirmek için böyle bir sözlü yönlendirmede bulunması mantıklı, ama bunun dışındaki sebeplerin içi boş, eski dünya düzenine ait.

Geldiğimiz noktada Fed’in kendi kredibilitesini yine kendisinin bu hale getirdiğini iddia edebiliriz. Yellen’dan iki önceki Başkan olan Alan Greenspan konuştuğunda piyasalar durur, Greenspan’in her sözü uzun uzun tartışılırdı. Gerek Bernanke, gerekse de Yellen bu mirasa konmuşken bugün bu miras tükendi. Tamam, hala Fed’in ne söylediğine bakıyoruz, ama iş fiyatlamaya gelince yanda gördüğünüz üzere, Fed’in söylediklerinin çok bir önemi yok. Yine kendi bildiğimizi yapıyoruz. Bu grafikteki sarı noktalar FOMC üyelerinin yılsonları itibarı ile faizin nerede olacağına dair tahminleri, yeşil çizgi bunların medyanı. Buna göre 2018 sonunda üyeler faizin %2,00-2,25 aralığında olmasını bekliyorlar. Aşağıda gördüğünüz beyaz ve mor iki çizgi ise piyasa fiyatlamalarını gösteriyor. Piyasa 2018 sonu için faiz kaç olarak fiyatlıyor dersiniz? Sadece tek bir faiz artışı ile %1,5… Kredibilite kaybının nefis bir örneği… İşte bu, önümüzdeki dönemde dolar lehine ciddi bir eğilim beklemiyor olmamızın en önemli sebebi. Elbette güvenli liman talebi, ya da diğer merkez bankalarının ne yapacağı, yatırımcıların pozisyonlarındaki değişimler her zaman önemli, bunlar zaman zaman dolarda hareketler yaratacaklar. Ancak en azından Fed kaynaklı olarak dolarda bir değerlenme beklemiyoruz, burada netiz.

Doların belli aralıklarda kalması, gelişen ülkelere olan ilginin yüksek seyretmesi demek. Bu sadece para birimleri için değil, özellikle hisse piyasası için önemli. Yanda gördüğünüz üzere gelişen ülkeler para çekmeye devam ediyorlar ve üst üste 19 haftadır para girişi var! Türkiye de bundan payını alıyor. Dün yayınlanan TCMB verilerinde de gördük ki yılbaşından bu yana hisse piyasamıza $2,75 mlr, tahvil piyasamıza ise $5,80 mlr giriş olmuş. BIST’in  geldiği seviye itibarı ile ise sıkıntılı bir noktadayız. Teorik olarak çok sınırlı da olsa hala bir prim potansiyeli var, ancak eskisi kadar cazip bir hikaye göremiyoruz. Hatta risk/getiri anlamında baktığımızda sıkıntılı yerlerdeyiz. Öte yandan hala fon akımlarında da, alım iştahında da anlamlı bir dönüş işareti yok! Bir gün müzik duracak elbet, ama en azından şu anda bakıp da bunun hangi sebepten, ne zaman olacağını söylemek, doğaüstü bir yeteneğiniz yoksa, mümkün değil. Aşırı şanslısınızdır, o ayrı.

TL’de de BIST’e benzer bir görünüm var aslında: Küresel rüzgarın desteğiyle bir değerlenme çabası olmakla birlikte, TL talebi USDTRY 3,50’lere yaklaştıkça azalıyor. Bu yüzden de Temmuz ortasından bu yana 3,50-3,60 arasında dalgalanan bir kur görüyoruz. Bu esnada TCMB’nin duruşu da aslında TL’yi destekler nitelikte, ama buna rağmen TL’nin değerlenemiyor olması, orta vadede TL’nin yeniden değer kaybetmesine daha fazla olasılık tanındığını işaret ediyor.

TCMB’nin bu ortamda ne yaptığına hızlıca bakalım. Ayrıntılı analize gerek yok, zaten dün yapılan toplantıda TCMB faizlerde herhangi bir değişikliğe gitmediği gibi, yayınlanan açıklama metni de yeni bir bilgi içermiyor. Bu açıdan TCMB’nin bir süre daha mevcut likidite politikasını sürdürüp, fonlama maliyetini %12’ye yakın seviyelerde tutacağını tahmin ediyoruz. Enflasyonun gelecek ay tek haneye düşme ihtimali olsa da sonraki aylarda yeniden çift haneye çıkıp kademeli bir düşüş sergilemesi ana senaryomuz. Her ne kadar dünya bir süre öncesine göre daha risk almaya yatkın olsa da, TCMB’nin en azından sonbahara dek bu tavrını koruması mümkün. Bu durumda TCMB’nin bu tavrının carry trade kovalayan yatırımcılar açısından TL’yi oldukça cazip kılacağını söyleyebiliriz. Bu mutlaka TL değerlenecek demek değil, ancak TL’nin görece daha düşük faiz veren yakın rakipleri karşısında (ZAR, RUB ve BRL) daha iyi performans göstermesi anlamına gelir. Eğer carry trade ile işiniz yoksa, fakat mesela bu ülkelerden ithalat yapıyorsanız avantajlısınız. Ticaret ile işiniz yoksa da bu durumda faydalanabilirsiniz belki: Mesela G. Afrika’da köpekbalıkları ile dalmak için ödeyeceğiniz bedelin TL karşılığı daha az olacak. Ya da Moskova’da trafik sıkışıklığını aşmak için zenginlerin sıkça başvurduğu bir yöntem olan ambülans kiralamanın maliyeti artık daha ulaşılabilir...

Güzel bir hafta sonu geçirmeniz dileklerimizle…

Tufan Cömert

Birim Müdürü - Yatırım Danışmanlığı

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "Yalan Söyleme Bana!"

 11.01.2018 10:31

Çocuklarımızın bize yalan söylemesi bizi çok sinirlendirir. Onlara öğretmek istediğimiz şey dürüstlüğün bir erdem olduğudur. Ancak son araştırmalar gösteriyor ki çocukların yalan söylemesi gayet normal, hatta bir zeka işareti. Rahat bir nefes alıp arkanıza yaslanmadan önce sizi uyarayım: Bu çocuklar için geçerli, yetişkinler, hele hele finansal dünya için değil…

Pusula’da Bugün: "Seni Öldürmeyen Şey"

 05.01.2018 10:39

İzlerken beni çok rahatsız eden, ama izlemekten kendimi alıkoyamadığım bir dizi var: “Black Mirror”. Yakın bir gelecekte teknolojik gelişmelerin insan yaşamını ve toplumsal değerleri nasıl değiştirdiğini anlatan dizi, insana sık sık “nereye gidiyoruz” diye sorduruyor. Bu dizinin son sezonunun bir bölümünde (“Arkangel”) anlatılan bir hikaye var ki rahatlıkla bir ders çıkarabiliriz: Deneyim önemlidir, yaşadığımız her şey iyi de olsa kötü de olsa bize deneyim katar.

Pusula’da Bugün: "Gelecek"

 03.01.2018 02:48

Geleceğe dair tahminler genellikle fena halde yanlış çıkar. Vade ne kadar uzaksa yanılma olasılığınız da aynı oranda artar hatta. Konunuzda ne kadar iyi olursanız olun, kontrol edemeyeceğiniz onlarca, yüzlerce değişken var sonuçta. Arada elbette istisnalar var, fakat özellikle piyasalar konusunda çok uzun vadeli tahminler yapmak yerine geleceği zaman dilimlerine bölerek tahmin etmeye çalışmak her zaman daha iyidir.