Pusula’da Bugün: Göz Açıp Kapayıncaya Dek

 

2012 yılında Google uzmanları bir çalışma yaptılar. Buna göre, internette bir bağlantıya tıklandığında sitenin 400 milisaniye içinde açılıyor olmasında fayda var. Yoksa kullanıcı sitenin çok yavaş olduğunu düşünüp vazgeçebiliyor. 1 milisaniye, 1 saniyenin binde biri. 400 milisaniye de kabaca gözümüzü kırpıp açmamıza denk. Artık insanlar o kadar sabırsız ki internette en önemli özellik hız. İnternette sabırsız olan insanlar piyasalarda ne kadar sabırlı sizce?

İlk bilgisayarlarla 1990’ların ortalarında tanışanlar hatırlayacaktır. O zaman internete bağlanmak o kadar zahmetli ve o kadar masraflıydı ki, hemen herşey disketlerle, dosya taşıyarak yapılırdı. İnterneti bir yana bırakın bilgisayarlar da şimdiye göre korkunç yavaştı. 1995 yılında satın aldığım bilgisayar (Pentium 75 işlemci, 1 megabayt RAM-gigabayt değil-) o zamana göre müthişti (gülmeyin). Buna rağmen işler hiç kolay değildi: 20 sayfalık bir Word dosyasını yazdırma komutunu verip traş olmaya giderdim, işim bittiğinde dosya anca yazdırılmış olurdu. O zaman bunları gayet normal karşılıyorduk.

Şimdi ise çok farklı bir dünyadayız. Yine aynı Google çalışmasında verilen bir başka rakamı paylaşayım: Eğer benzer iki siteden biri diğerinden sadece 250 milisaniye hızlıysa, diğerine göre çok daha fazla ziyaretçi çekiyor. Bir videonun yüklenme süresi uzadıkça kullanıcıların %80’i sıkılıp vazgeçiyor. İnsanlar daha sabırsız hale geldikçe, içeriği en hızlı sağlayan öne çıkmaya devam edecek. Buradan gelecekte nasıl bir hız talep edeceğimizi, web sitelerinin neler sunabileceğini hayal gücünüze bırakıyorum.

Teknoloji, sürekli değişen beklentilerimize yanıt vermek zorunda. Piyasalardaki beklentilerimiz de sürekli değişiyor, bu değişimlerin yarattığı akımlara göre çeşitli pozisyonlar alıyoruz. Ruhumuzu kemiren bu sabırsızlık piyasa beklentilerimize, yatırımlarımıza da yansıyor. Bir yönde pozisyon aldıktan sonra, bunu beklemeye tahammülümüz yok. İstiyoruz ki beklentimiz hemen doğru çıksın, hemen kar etmeye başlayalım. Halbuki piyasalarda işler böyle yürümüyor. Anonim sözü hatırlatayım: “Uzun vadeli yatırım denilen şey, ters gitmiş bir kısa vadeli al-sat işlemidir”. İşte bu aralar piyasalardaki dönüşler o kadar hızlandı ki her an hepimizin “uzun vadeli yatırımcıya” dönüşmesi olasılığı çok yüksek!

Küresel çapta zayıf büyüme, bir türlü artmayan enflasyon, sürekli yüksek seyretmek zorunda olan küresel likidite, yatırımcıları uzun zamandır meşgul eden konular. Bunlar bir yandan risk iştahının kalıcı olarak azalmasını engellerken, bir yandan da güvenli liman arayışının hiç hız kesmemesine yol açıyor. Bu yüzden ne zaman al-sat yapıyoruz, ne zaman uzun vadeli yatırımcıyız sorusuna çok net bir yanıt vermek zor. Gelişmiş ülke tahvil piyasalarında gördüğümüz anormallikler de bu kafa karışıklığının, gel-git’lerin bir sonucu.

Alman tahvil piyasasında geldiğimiz nokta bunun güzel bir örneği: Alman tahvilleri artık 9 yıla kadar yatırımcılarına eksi faiz sunarken, 10 yıllık tahvil faizi de %0.01 ile tarihi düşük seviyesini gördü. 10 yıl için neredeyse sıfır faiz… Bu rakamlar hakikaten o kadar tuhaf ve bizim yıllardır öğrendiklerimize, yaşadıklarımıza o kadar ters ki… Normalde tahvil faizleri vade uzadıkça artmalı, zira işin içine belirsizliğin yarattığı risk primi girmeli. Bırakın verim eğrilerinin dik eğimli olmasını, çoğu yerde yatay ve özellikle Avrupa’da tahvillerin önemli bir kısmı sıfırın altında. Bunun önemli bir sebebi ECB’nin tahvil alımlarından kaynaklanıyor. ECB halen -%0.4 olan mevduat faizinin altında işlem gören tahvillerde alım yapamıyor, bu yüzden kısa vadelerde faizler düştükçe, ECB uzun vadelere yöneliyor ve bu vadelerde de faizlerde düşüş eğiliminin gün be gün güçlendiğini görüyoruz.

Kaynak: Bloomberg

Bazı akademik çalışmalara göre yapılan parasal genişlemenin etkisi 70–100 baz puan arasında. Bu durumda Alman 10 yıllık tahvil faizinin ederi de kabaca %1 olmalı. Halbuki bazı kurumlar, yukarıdaki sebepten ötürü bunun yakın zamanda -%0.2’yi göreceğini düşünüyorlar. Üstelik bu düşünceyi sanırım kimse çok haksız da bulamaz, çünkü hem piyasada “kaliteli” tahvil sıkıntısı var, hem de güvenli liman talebini güçlü tutan sebepler… Zaten bu beklentilerle Avrupa devletlerinde son eğilim 50 yıllık “ultra uzun” tabir edilen tahviller ihraç etmek. Katılımcılarına pozitif getiri sağlamakla yükümlü olan emeklilik fonları, bu tahvillerin ana alıcısı… Peki ya faizler yukarı giderse? Böyle bir risk yok mu?

Hem de öyle bir risk var ki… İki hafta sonra gerçekleşecek olan İngiltere’nin Avrupa Birliği’nde kalıp kalmama kararı göründüğünden çok daha önemli bir konu. Son yayınlanan ankette AB’den ayrılmayı isteyenler %53 ile kalmak isteyenlerin önünde gidiyor. Üstelik %15 gibi kararsız bir kitle var (Bu noktada kalalım-ayrılalım-fikrim yok diyenlerin toplamının %115 ettiğini fark etmiş olabilirsiniz. Eminim bir açıklaması vardır, ama ben bulamadım. “Ankete katılım çok yoğun olmuş, o yüzden böyle galiba” diyerek istatistik bilimini katletmek suretiyle parantezi kapatıyorum. Afedersiniz). İstatistiki olarak, aradaki birkaç puanlık farkların hiç bir anlam ifade etmediğini, buna bakarak yapılan yorumların sadece inanca dayalı olduğunu belirteyim. Öte yandan konuyu “kumarbazlara” sorarsak, bahis sitelerinde İngiltere’nin AB içinde kalacağına tanınan olasılık %70’in üzerinde. Neye inanacağınız konusunda karar sizin…

Kaynak: Bloomberg

Bu konu sadece İngilizleri ve AB vatandaşlarını ilgilendirmiyor, tüm dünya için önemli bir konu. ABD Hazine Bakanı Lew dahi İngilizlerin AB’den ayrılma kararı almaları durumunda, küresel ekonomide bazı hasarların ortaya çıkacağını söyledi. İşte bu haftaki FED toplantısında, son dönemde soru işaretleri yaratan ABD verileri kadar, bu oylamanın yaratacağı riskler de dikkate alınacak. Piyasa zaten Haziran’da faiz artırımı olasılığını tamamen sıfırlamıştı, Temmuz ayı da bu sebepten oldukça riskli olabilir.

“Brexit” konusunun Türkiye açısından da önemini gözden kaçırmayalım. Halen en büyük ihracat pazarımız Avrupa. Avrupa’da ekonomiyi zayıflatan her etken, bizim ihracat performansımızı olumsuz etkileyecek. Üstelik finansal piyasalar kanalından karşı karşıya kalacağımız şok dalgasını da unutmayalım. Yani bu riskin gerçekleşmesi durumunda hem kısa hem de orta vadede darbe alacağız.

Peki, 23 Haziran’a dek bu ortamda piyasalarımız ne yapacak? Evet riskler ciddi, ancak fırsatlar da var: Mesela faizlerimiz özellikle EUR ve USD cinsi tahvillerde çok yüksek. Dünyada faizler bu kadar gerilerken, yerel para riski almak istemeyen yatırımcılar açısından cazip yerlerdeyiz. Hisse piyasasında ise rakiplerimize göre ucuzuz, hatta Cuma günü gelen 1Ç büyüme verisinin iç talepte artışa işaret etmesi de yine borsa açısından iyi haber. Beklenenden çok daha düşük gelen cari açık verisi de TL açısından olumlu. “Madem öyle, neden piyasalarımız bu kadar tatsız?” diyeceksiniz. İşte bu noktada her zaman rakamların bir şey ifade etmediği, algılamanın öne geçtiği, küresel riskten kaçınma eğiliminin bulaşıcılığını sergilediği bir ortamda olduğumuzu hatırlatayım.

Bazen piyasaların hızına yetişmek mümkün olmuyor. Keşke BASIC programlama dilinin yaratıcılarından olan bugün 88 yaşındaki Thomas E. Kurtz gibi olabilsek: “Bilgisayarlar ve ağlar bugünlerde benim için fazla hızlı”. Maalesef bizim için de piyasalar öyle Bay Kurz…

Güzel bir hafta geçirmeniz dileğiyle…

Tufan CÖMERT

Araştırma Direktörü

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "Hesap Kitap”

 19.10.2017 11:14

Yatırım yaparken en baştan belirlememiz gereken bazı şeyler vardır: Yatırımımızın hedefini, bu hedefe ulaşmak için bekleyebileceğimiz azami süreyi, beklentimiz yanlış çıkarsa da zarar durdur seviyemizin ne olacağını belirlemeliyiz. Bunlar zaman içinde güncellenebilir, ama ilke hiç değişmemeli: Hesap kitap yapmadan bir yatırıma girilmez. Hesap kitap yapmadan afaki açıklamalar yapmak da bir Hazine Bakanı’na hiç yakışmaz…

Pusula’da Bugün: "Bir Tercih Olarak “İyimserlik”"

 17.10.2017 11:17

Günlük hareketlere baktığımızda piyasalar çok hareketli, her an izlenecek bir haber, verilecek bir tepki var, değil mi? Buna biraz daha uzun bir zaman diliminde baktığımızda ise hemen hemen tüm oynaklık göstergeleri tarihi diplerine yakınlar. Bu, hem iyi, hem de korkutucu. İyi, çünkü piyasalardaki iyimserliğin dozunu gösteriyor ve buna bakarak diyebiliyoruz ki “piyasalar için olumlu görüşümüzü koruyoruz”. Kötü, çünkü biliyoruz ki herkes aynı gemideyken bir şeyler ters giderse yeterince kurtarma sandalı olmayacak. Peki ya bir tercih yapmamız gerekirse?

Pusula’da Bugün: "Acı Gerçekler"

 16.10.2017 10:48

Hayatta sevsek de sevmesek kabullenmemiz gereken bazı şeyler var. Mesela kendimizi mükemmel sanırız, ama değiliz. Kendimizi zeki, mantıklı, sonuç odaklı görmeyi çok isteriz ama gerçek bu değil. Bu yılın Nobel Ekonomi Ödülü’nü alan Richard Thaler’in davranışsal ekonomi dalındaki çalışmaları bu acı gerçekleri ortaya koyuyor: Hepimiz kusurluyuz! Tüm kusurlarımıza rağmen yatırımcılar olarak son dönemde doğru yaptığımız bir şey varsa o da hisse piyasasına olan ilgimiz…