Pusula’da Bugün: “Haftaya Başlarken”

Her yeni yıla umutlu başlarız, ama aslında önceki yılın sorunlarını da yeni yıla taşıdığımızı biliriz. İşte şu anda yurtdışı ve yurtiçi piyasalarda olan da bu. Şu son bir haftadır Türkiye için yazılan raporları, haberleri okuyoruz da 2016’dan hiç farklı bir yerde değiliz. Hatta bunların çoğuna göre tablo daha da karamsar. Verilere baktığımızda Türkiye ekonomisinde parlak bir tablo olmadığını görüyoruz, ancak bu tablonun piyasalarımızda bu kadar baskı yaratmış olması soru işaretleri yaratıyor. Bu kötümserliğin devamı ya da ortadan kalması ise öncelikle küresel piyasalarda neler olacağına bağlı. Gelin önce genel resmi bir hatırlayalım.

2017 için küresel piyasalardaki ana senaryomuz enflasyonda 2016’da başlayan kıpırdanmanın sürmesi, büyümenin de güçlenmesi yönünde. Bu tablo, gelişmiş ülkelerde enflasyon hedeflerine yakınsamayı sağlayacak, ama bir yandan da emtia fiyatlarındaki artışın sınırlı kalması, gelişen ülkelerdeki enflasyon oranlarını kontrol altında tutacak. Bu senaryoda henüz etkisini tam olarak kestiremediğimiz bir faktör var: Donald Trump! Trump’ın seçim sırasında vaat ettiği gibi alt yapı harcamalarına hız vermesi enflasyon ve büyümeyi yukarı çekebilir. Dış ticarette ise bazı anlaşmalardan cayılması küresel ticareti ve büyümeyi baskılayabilir. Bunların ne kadar uygulanacağını, koltuğun Trump’ı değiştirip değiştirmeyeceğini bilmiyoruz. Bu yüzden 20 Ocak sonrasındaki gelişmeler, tüm küresel senaryoların değişmesine, piyasalarda yeni fiyatlamalara yol açmasına zemin hazırlayabilir.

Meseleler böyle büyük olunca, kısa vadeli veriler de artık piyasalarda eskisi kadar rağbet görmemeye başladı. Mesela Cuma günü açıklanan ABD istihdam verileri piyasalarda eskisi kadar şiddetli bir etki yaratmış değil. Bundan sonra bu veride önemli olan kısım, istihdam maliyetlerindeki artışın ne derece Fed tahminleri ile uyumlu olacağı. Hızlı bir ücret artış eğilimi, Trump’ın yaratacağı olası etkiler ile birleşirse 2017’de bu kez gerçekten 3 adet faiz atışını fiyatlamaya başlarız. Halen piyasa iki faiz artışı fiyatlıyor. Buna göre ilk faiz artışı en erken Haziran ayında gelebilir, Eylül-Aralık dönemi ise faiz artırımı konusunda ideal zaman. Bu hafta ABD’de açıklanacak perakende satışlar ve enflasyon verilerinin bu beklentileri değiştirmesi güç. Öte yandan bu hafta aralarında Fed Başkanı Yellen’ın da bulunduğu bir dizi Fed üyesi konuşma yapacak. Bu konuşmacılar arasında bu yıl FOMC’de oy hakkı bulunan yeni üyeler Harker ve Evans da var. Yukarıda FOMC’nin 2017 üyelerinin güvercin/şahin dağılımını görebilirsiniz (kaynak: Citi).

Bu okuduklarınızın ardından Cuma günü bahsettiğim piyasaya muhalif olmak — contrarian investing konusu elbette şu an için fazla riskli görünüyor. An itibarı ile piyasalardaki genel hava “görünen köy kılavuz istemez” şeklinde. Evet, bir noktada piyasadaki genel kanıdan yavaş yavaş ayrılmak lazım, ama belli ki bir süre daha ana yön yukarıda yazdığım gibi. Bunun sonucu da 2016’nın son iki ayında yaşadıklarımızın devamı demek: Güçlü dolar, riskli varlıklardan çıkış, artan faiz ortamı, tahvilden hisseye geçiş… Bakın bu son yazdığım tahvilden hisseye geçiş eğilimi dünyada öyle bir hal aldı ki Türkiye dahi etkilendi: Faizler 8 Kasım’dan bugüne 120 baz puan yükselirken, BIST 100 yükseldi. Bu dönemde TL, USD karşısında neredeyse %17 değer yitirdi. TL’deki bu müthiş değer kaybına rağmen borsamızdaki dirayetin en mantıklı açıklaması bu. Evet borsamız ucuz, yatırımcıların satış tarafında isteksiz olmaları doğal, ama TL de ucuz ve gördüğümüz gibi TL her geçen gün daha da ucuzlarken, hisse piyasasının buna direniyor olmasını ucuzluk dışında bir faktörle açıklamak gerekli.

Yalnız bu noktada biraz durup düşünmekte fayda var. Artan faiz ortamı hisse piyasası açısından aslında büyük bir tehdit. Örneğin bankalar artan faiz ortamında daha az kar edecekler. Hisse değerlemelerinde kullanılan faizlerin yükselmesi de fiyat beklentilerini aşağı çekecek. Bu durumda F/K oranlarında tüm borsalarda ileride bizi yeni bir denge bekliyor olmalı. Bu nedenle mevcut durumda F/K analizleri de pek sağlıklı değil.

Beklentilerden bahsettiğimizde işin içine kuşkusuz diğer faktörler de giriyor. Örneğin Avrupa ekonomisinin toparlanmasına seviniyoruz, ama 2017’deki seçimler düşünüldüğünde burada ciddi bir risk var. Mesela Fransa’da aşırı sağcı Marie Le Pen’in söyleminin hayat geçmesi, AB projesinin ömrünün sayılı günleri kalması demek. İşin kötüsü artık anketlere de güvenemiyoruz. Şu anda Le Pen’in şansı düşük görünse dahi, Brexit de, Trump da hayatımıza böyle böyle girdi. Zaten çekirdek Avrupa ile diğer ülke tahvil faiz farkının artması da bu kaygıları temsil ediyor olabilir. Çin ekonomisi ile ilgili ise her gün yeni bir haber var. Bir gün Yuan’ın hangi seviyeden sabitlendiğini, bir gün döviz rezervlerinin hangi seviyede olduğunu tartışıyoruz. Özetle dünya ekonomisi de güven telkin etmiyor hala.

Bu ortamda TL’nin destek bulamaması çok şaşırtıcı değil. İşin kötüsü, son dönemde döviz mevduatlarında da yeniden artış görülüyor olması… Yandaki grafikte göreceğiniz üzere (kaynak: TCMB, Garanti Yatırım), 2016 yılında döviz mevduatlarında toplamda $7.6 mlr civarında azalma oldu, ancak 2 Aralık’tan bu yana bakıldığında yine artış var. Bu artışın kur yükselirken olması beklentilerin yine bozulduğunu işaret ediyor. 24 Ocak’taki TCMB toplantısı yaklaşırken piyasa beklentisi de bu durumda bir aksiyon alınacağına doğru kayacak. Bu beklentinin karşılanmaması durumu maalesef daha da karıştırabilir…

Güzel bir hafta geçirmeniz dileklerimizle…

Tufan CÖMERT

Araştırma Direktörü

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "İnat"

 23.06.2017 12:14

2017 başında piyasalarda hakim olan tema “enflasyon küresel ölçekte yükselecek, faizler artacak, gelişen ülkeler için rahat borçlanma dönemi bitecek” idi. Yılın yarısını bitirmeye yakın olduğumuz şu günlerde yukarıdaki beklentiyi artık dillendiren yok. Tersine artık piyasalarda hakim olan söylem “enflasyon her şeye rağmen düşük kalacak”. Bugün bir iyimserlik varsa sebebi bu… Piyasalarda akıntı sık sık yön değiştirir, inatlaşmamak gerekir.

Pusula’da Bugün: "Petrol-Piyasa İlişkisi"

 21.06.2017 11:10

Piyasalarda her şey gayet güzel giderken dün petrol fiyatındaki düşüşün hızlanması işleri bozdu. Petrol üreten ülkelerde de, petrol ithalatına bağımlı olan ülkelerde de eş zamanlı satışlar gördük. Dolar güçlendi, ABD tahvil faizleri de artan taleple gerilediler. Petrol fiyatının düşmesinin bazı nedenleri var elbette (OPEC üretim kısıntısının etkinliği konusundaki kaygılar, ABD’de kaya petrolü üretimi sonrasında artan petrol stokları gibi), ama bunların üzerinde durmayacağız. Bizi ilgilendiren bu eğilimin devamının piyasalarda ne gibi etkilere yol açacağı…

Pusula’da Bugün: "Paranın Rengi"

 20.06.2017 10:34

Eddie Felson: “Kokuyu alıyor musun?”

Vincent Lauria: “Ne kokusu? Duman mı?”

Carmen: “Hayır, paradan bahsediyor”

(Paranın Rengi, 1986)