Pusula’da Bugün: "Hayaller ve Gerçekler"

Geçen hafta piyasalara hakim olan iyimserliğin ardından görece daha sakin bir haftaya başlıyoruz. Aslında gerek yurtiçinde, gerekse de yurtdışında takip edilecek önemli veriler, olaylar var elbette. Bunların beklentilerimizi değiştireceği ise şüpheli. Gerçekler ise bunlardan çok daha farklı…

Hayaller, beklentiler ve gerçekler bazen birbirinden ne kadar farklı olabiliyor… Mesela 1960’larda uçak ile seyahat etmek oldukça pahalı, bir o kadar da riskli idi. Bugün hem maliyet hem de güvenlikte geldiğimiz noktalar belli. Yaşamınızı bir uçak kazasında yitirme olasılığınız 1/11 milyon. Bu, ölümcül bir köpekbalığı saldırısı ya da yıldırım çarpmasına göre çok daha düşük bir olasılık demek. Otomobiller söz konusu olduğunda ise bu olasılık 100 kat artıyor. Buna rağmen medyada uçak kazalarının öne çıkması, felaket filmlerinde uçaklara ağırlık verilmesi tuhaf. Başka tuhaf olan bir şey daha ister misiniz? 1960’larda yandaki uçağa binseydiniz, bundan 50 yıl sonra uçağın içinin nasıl olacağı hakkında nasıl hayaller kurardınız? Peki ya şu anki koltuklar nasıl? Gördüğünüz gibi hayaller, beklentiler ve gerçekler bazen birbirinden çok farklı olabiliyor.

Piyasada da benzer şeyler sık sık olmuyor mu? Özellikle piyasanın tersine giderek aldığınız kararlarda ne derece başarılısınız? Mutlaka ki bazen beklentiniz tutacak, piyasadan çok daha önce doğru pozisyonda olacaksınız. Ancak bunları bir de istatistiğe vurup bakmanızı öneririm. Çoğunlukla piyasayı yenme fikrinin bir hayalden öteye geçemediğini göreceksiniz. Piyasadan çok farklı bir yerdeyseniz bunu unutun demiyorum, ama en azından bu beklentinizin gerçekleşeceğinden emin olana, ya da beklediğiniz yönde bir hareket görene dek riskinizi ölçülü tutmakta fayda var.

Bir süredir enflasyona dair beklentiler piyasalarımızın gündeminde. Burada hareketlerin çok abartıldığı, beklentilerin de buna göre aşırı dalgalandığı bir piyasadan bahsediyoruz. Bunlar önemsiz değil ancak bir yatırımcı olarak dikkat etmemiz gereken gerçekler bundan daha farklı.

 

Bu hafta açıklanacak Temmuz ayı enflasyon rakamlarında gerilemenin sürmesi piyasanın ana beklentisi. Bu zaten bilindiği ve fiyatlandığı için piyasada çok farklı bir etki görmemiz zor. Öte yandan enflasyonda tatsız bir sürpriz olması, yani enflasyonun yükselmesi, ya da öngörülenden daha az düşmesi hesapları değiştirip piyasalarda huzursuzluk yaratabilir. En azından teoride böyle… Şimdi daha gerçekçi bakalım olaya: Enflasyon düşmeyip bu seviyelerde kalsa dahi piyasa açısından çok önemli bir fark yaratmayacak. Neden derseniz yandaki grafikte de göreceğiniz üzere ülkemizin enflasyon sorunu yapısal. Son 10 yıldaki ortalama enflasyonumuz %8 civarında ve ana dalgalanma alanı da %6,5-10,00 aralığında. Özetle enflasyonun yeniden bu aralığa dönmesi büyük bir mesele olmadığı gibi, %12 üzerine kararlı bir şekilde çıkılmadıkça yeni bir fiyatlamayı da gerektirmez.

Üstelik kısa vadede fiyatlara yansıtacağımız konu enflasyon değil, Hazine tarafı. Basında yer alan bir habere göre, Hazine bu yıl iç borç çevirme oranını %125’e çıkaracak. Bu, 2003’ten bu yana en yüksek oran. Hatırlarsanız geçenlerde bu konudan bahsetmiş, enflasyon gerilese dahi, arzın artıyor olmasının piyasada faizlerin düşmesini engelleyeceğini söylemiştim. Bu nedenle önümüzdeki dönemde faizlerdeki düşüşün yurtiçinden ziyade yurtdışındaki olumlu havanın devamına bağlı olması çok daha yüksek olasılık. Bir süredir “aslında Türk tahvillerinin getirileri de fena değil” tadında tavsiyeler görüyoruz. Yabancı yatırımcıların tahvil piyasamıza olan ilgisini de yine TCMB verilerinden takip ediyoruz. Buna göre yılbaşından bu yana piyasamıza olan girişler toplam $5,8 mlr seviyesinde. Gördüğünüz gibi enflasyonumuz hala yüksek, arz tarafında bir süredir fiyatlanmayan yeni bir risk söz konusu, ama küresel piyasalardaki risk iştahı bunları arka plan itiyor. Piyasanın gerçekleri beklentilerden, analizlerden çok daha farklı…

Bu ilginin devamını bekliyoruz, ancak bir uyarıda bulunayım: Yabancı yatırımcı ile yerli yatırımcının tahvile bakış açısı farklıdır, ya da farklı olmalıdır. Yabancı yatırımcı dövizini bozar, TL’ye geçer, tahvili satın alır. Bir süre geçtikten sonra, ki bu tahvilin itfasına kadar dahi olabilir, tahvili satar, dövizini alır ve gider. Burada yabancı yatırımcının yaptığı yine carry trade’dir. Birden fazla ülkede iş yapan yatırımcılar ise buna ek olarak göreli değerlere oynayabilirler. Örneğin Brezilya tahvili sat, Türkiye tahvili al gibi. Yerli yatırımcı cephesinde ise bu seçenekler kısıtlı. Bir yatırımcı olarak ya zamanlamaya oynayacaksınız (“faizler bir ay içinde düşecek, alalım”) ya da reel getiriye odaklanacaksınız (“enflasyon önümüzdeki iki yıl ortalama %9 olursa, ben %11,50 getirili tahvil satın alarak 2,5 puan reel faiz kazanmış olurum”).

Bu hesapları yapmak için gene bazı beklentiler içinde olmak, hesapları bunlara göre yapmak lazım elbette. Bu anlamda teme görünümde bir süredir aynı noktadayız. Risk iştahı yüksek seyretmeye devam ediyor. Geçen haftadan bu haftaya sarkan yeni bir konu var mı derseniz, ekonomik anlamda pek yok. Fed toplantısı geldiği gibi gitti. ABD’de açıklanan son büyüme verileri de makul büyüme/düşük enflasyon ortamının sürdüğünü gösteriyor zaten. Bu hafta açıklanacak istihdam verilerinin de bu resmi ciddi ölçüde değiştirmesi zor. Avrupa’da veriler iyi, ECB yavaş yavaş söylem değiştirmeye başladı. Japonya ya da Çin’de ekonomik anlamda uzun uzadıya bahsedecek yeni bir gelişme de yok. Küresel ortam hala gelişen ülkeler lehine olmaya devam ediyor.

İşte bu noktada işin içine yine dünyadaki jeopolitik dengeler giriyor. ABD’nin Rusya’ya yeni yaptırım kararları alması, Rusya’nın ülkesindeki 755 ABD’li diplomatik personelin gönderilmesini istemesi ve bazı Amerikan mülklerine el koyma niyeti yeni gelişmeler. Alınan kararlara Rusya’nın tepkisi aslında oldukça hafif. Burada korkulan senaryo, Rusya’nın ABD uçak üreticilerinin önemli hammaddelerinden titanyum ihracatını kesmesi. Öte yandan Kuzey Kore’nin yeni bir kıtalararası balistik füze denemesi yapması ve artık tüm Amerikan topraklarının menzilinde olduğunu açıklaması da hoş değil. Fiyatlamalarda bir fark oldu mu derseniz, hayır.

Getiri arayışı şu anda hayal/gerçek farkını algılamamızı zorlaştırıyor. Elbette bir noktada Warren Buffet’ın dediği gibi “deniz çekildiği zaman kim çıplak yüzüyor göreceğiz”…

Güzel bir hafta geçirmeniz dileklerimizle…

 

Tufan Cömert

Birim Müdürü - Yatırım Danışmanlığı

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "Yalan Söyleme Bana!"

 11.01.2018 10:31

Çocuklarımızın bize yalan söylemesi bizi çok sinirlendirir. Onlara öğretmek istediğimiz şey dürüstlüğün bir erdem olduğudur. Ancak son araştırmalar gösteriyor ki çocukların yalan söylemesi gayet normal, hatta bir zeka işareti. Rahat bir nefes alıp arkanıza yaslanmadan önce sizi uyarayım: Bu çocuklar için geçerli, yetişkinler, hele hele finansal dünya için değil…

Pusula’da Bugün: "Seni Öldürmeyen Şey"

 05.01.2018 10:39

İzlerken beni çok rahatsız eden, ama izlemekten kendimi alıkoyamadığım bir dizi var: “Black Mirror”. Yakın bir gelecekte teknolojik gelişmelerin insan yaşamını ve toplumsal değerleri nasıl değiştirdiğini anlatan dizi, insana sık sık “nereye gidiyoruz” diye sorduruyor. Bu dizinin son sezonunun bir bölümünde (“Arkangel”) anlatılan bir hikaye var ki rahatlıkla bir ders çıkarabiliriz: Deneyim önemlidir, yaşadığımız her şey iyi de olsa kötü de olsa bize deneyim katar.

Pusula’da Bugün: "Gelecek"

 03.01.2018 02:48

Geleceğe dair tahminler genellikle fena halde yanlış çıkar. Vade ne kadar uzaksa yanılma olasılığınız da aynı oranda artar hatta. Konunuzda ne kadar iyi olursanız olun, kontrol edemeyeceğiniz onlarca, yüzlerce değişken var sonuçta. Arada elbette istisnalar var, fakat özellikle piyasalar konusunda çok uzun vadeli tahminler yapmak yerine geleceği zaman dilimlerine bölerek tahmin etmeye çalışmak her zaman daha iyidir.