Pusula’da Bugün: “Huzursuz”

Hayatta bazı şeyler bizi rahatsız eder. Bazen bunlar ayan beyan gözümüzün önündedir, bazense nedenini bilmeden de içimizi bir huzursuzluk kaplar, bir türlü rahat edemeyiz. Son iki hafta içinde dolardaki değerlenme süreci durdu, hatta değer kaybı gördük, ancak bunun kalıcı olacağına ikna olmuş geniş bir kitleden bahsedemiyoruz. Piyasada bir huzursuzluktur sürüyor… Bir şey mi kaçırıyoruz?

İnsan ruhunun karanlık yönleri olduğu muhakkak.Bazı şeylerin üzerinde düşünmesek de bir anda bunlardan hoşlanmadığımıza karar verebiliyoruz. Jack Nicholson’ın oynadığı “Benden Bu Kadar-As Good As It Gets” isimli filmi hatırlayın. Nicholson bu filmde ciddi takıntıları olan, kaldırım çizgilerine basamayan, üzerlerinden atlayan bir adamı oynamıştı. Sanırım farkında olmasak bile hepimizde böyle takıntılarımız, bizi huzursuz eden şeyler var. Örneğin bir örüntünün bir anda sona ermesi ya da bozuk bir simetri biz daha üzerinde düşünmeye başlamadan dahi beynimizi rahatsız etmeye başlar. Araştırmalara göre insana beyni düzgün bir şekilde sıralanmış şeylerden “mutlu” oluyor. Mesela yandaki fotoğrafta muhtemelen ilk anda önemli bir şey görmediniz, ama bir şey sizi huzursuz etti. İkinci bakışınızda ise sorunu gördünüz: Park çizgileri ve araçlar arasındaki uyumsuzluk… Yapabileceğiniz bir şey yok, beynimiz on binlerce yıllık kodlama sonrasında doğrusal düşünmeye alışmış. Bunun dışındaki kalıplar bizi “huzursuz” ediyor.

Yatırımcı olarak mantığımız da bundan farklı değil. Olaylar arasında sebep-sonuç ilişkileri kurarak geleceğe dair tahminler yapmaya çalışırız.Eğer tahminler tutmadıysa da yine aynı şekilde dönüp hangi varsayımın tutmadığına, hangilerinin tuttuğuna bakıp yeni tahminler üretiriz. Fakat arka planda bizi her zaman huzursuz eden bir şey vardır. Çünkü aslında işlerin her zaman belli bir mantık sırasında yürümediğini biliriz. 8 Kasım 2016 sonrasını ele alalım: Tüm dünya Trump’ın uygulayacağı politikaların dolarda değerlenmeye yol açacağını düşündü ve fiyatladı. Dolar Ocak başına dek %6’dan fazla değer kazandı. Fakat bugün itibarı ile dolar endeksine baktığımızda net bir yön çizilemediğini, doların bir süredir ana para birimleri karşısında belli aralıklarda kaldığını, TL’nin de bu ortamda değer kazandığını görüyoruz. “Yatırımcı” dediğimiz kitle muhtemelen dünya üzerinde şartlara en hızlı uyum sağlayan grubu temsil eder. Fakat emin olun hala bu kitlede dahi ciddi bir huzursuzluk var, zira varsayımlara ters giden, kalıpları bozan bir şeyler var.

Aslına bakarsanız Trump oyuna girmeden dahi piyasalarda doların değerlenmesinin süreceğine dair önemli bir beklenti vardı. Fed’in faiz artırım süreci, başta Çin olmak üzere gelişen ülkelere olan girişlerin geçmişe göre zayıflamış olması, Avrupa’nın durumu gibi… Bu gerekçelerin hepsi halen yerli yerinde. ABD’de artan enflasyon, Trump’ın mali genişleme programı devreye girmeden de Fed açısından faiz artırımını haklı çıkaran gerekçelerden biri. Piyasa Fed’in 2017’de 2 adet faiz artırımı yapacağını fiyatlıyor, ancak Trump’ın ekonomiye henüz el atmadığını hatırlatayım. Yılın ikinci yarısı bu anlamda çok daha hareketli geçebilir.

Çin ekonomisi deseniz, piyasaların kaygısını haklı çıkarır şekilde zayıflamaya devam ediyor. Verilere baktığımızda net bir zayıflama belki yok, ancak döviz rezervleri başka bir hikaye anlatıyor bize: Çin’in döviz rezervleri $3 trn altına düştü. Türkiye’nin brüt döviz rezervinin $92,5 mlr olduğunu düşündüğümüzde buradaki sorunu anlamak güç olabilir. Mesele şu ki bu devasa ekonomi, para birimini kontrol altında tutmak için rezervlerini kullanmaya ihtiyaç duyuyor. Yanda gördüğünüz üzere (kaynak: Reuters) 2014 ortasından bugüne rezervler -şaka gibi ama- tam $1 trn azaldı. Rezervlerin azalması emtia ithalatını olumsuz etkilerse, bu malları üreten ülke ekonomilerini de vuracak. Bu da gene dolara değer kazandıracak.

Avrupa deseniz, durum senelerdir aynı eksende dönüp dolaşıyor: Yunanistan 2017 yazında bir kez daha iflasa sürüklenecek. Yalnız bu kez Yunanistan’ın kurtarılması daha sorunlu, çünkü Avrupa’da bir süredir giderek güçlenen milliyetçilik rüzgarı altında Fransa ve Almanya’da seçimler olacak. AB’nin belkemiği olan bu ülkelerdeki havanın Yunanistan’a destek olmayacağı açık (Bu yıl bahar aylarında size bol bol “AB bu kez dağılıyor mu acaba” temalı rapor göndereceğiz, kendinizi şimdiden hazırlayın). Eh, böyle bir durum da yine dolara yarayacak.

Hal böyleyken doların değerlenmiyor olmasını nasıl açıklayacağız? Nedir bizi geceleri huzursuz eden, uykumuzu kaçıran şey? İşte burası varsayımları dengelememiz gereken nokta: Trump’ın önerdiği ekonomik vaatlerin bir süre “üzerine yatılacağı” düşüncesi, Trump’ın ve danışmanlarının “dolar fazla değerli” açıklamaları, başta Avrupa olmak üzere tüm dünyada görece iyi gelen verilerin dünya ekonomisinde toparlanmaya işaret etmesi gibi nedenler dolarda beklenen hareketi engelliyor. Bu yüzden de yüklü dolar pozisyonlarında gördüğümüz kısmi azaltım dahi dolarda bir süredir yönsüz bir seyir görmemize yol açıyor. Evet, şu anda hemen USD lehine olacak bir görünüm yok, ancak terazi hala o yönde.

Bu ortam kuşkusuz TCMB’nin de işine yaradı. Dolar endeksindeki yönsüzlük ve genel risk iştahının devamı, TCMB’nin daha da karmaşık hale gelen faiz politikasına rağmen TL’yi değerlendirdi. TCMB’nin attığı adımların etkisiz olduğunu iddia etmiyorum, bilakis ilk günden bu yana iddiam bu adımların spekülatif talebi durdurmak için işe yarayacağı idi. Ancak Türkiye açısından iş spekülatif talebi azaltmakla bitmiyor. Asıl mesele bizim yeterince fon çekemiyor olmamız, ki yukarıdaki USD senaryosu gerçekleşirse bu konuda daha da zorlanacağız. Bu düşünceden olsa gerek, yurtiçinde de yoğun bir döviz satışı söz konusu değil. Yılın başlarındaki TL için son derece olumsuz olan beklentiler bir miktar kırılmış olsa da genel eğilim hala bekleme yönünde. Yerli yatırımcılarda, en azından döviz piyasasında, bir “huzursuzluk” olduğu açık. Ülkemizde her an değişen ekonomik ve siyasi zemini düşündüğümüzde aslında yerli yatırımcının döviz sevdası çok şaşırtıcı değil. Hoş, Türkiye 2016‘da Avrupa’nın en “huzursuz” ülkesiymiş desem de sanırım şaşırmazsınız…

Tufan CÖMERT

Birim Müdürü - Yatırım Danışmanlığı

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "Yalan Söyleme Bana!"

 11.01.2018 10:31

Çocuklarımızın bize yalan söylemesi bizi çok sinirlendirir. Onlara öğretmek istediğimiz şey dürüstlüğün bir erdem olduğudur. Ancak son araştırmalar gösteriyor ki çocukların yalan söylemesi gayet normal, hatta bir zeka işareti. Rahat bir nefes alıp arkanıza yaslanmadan önce sizi uyarayım: Bu çocuklar için geçerli, yetişkinler, hele hele finansal dünya için değil…

Pusula’da Bugün: "Seni Öldürmeyen Şey"

 05.01.2018 10:39

İzlerken beni çok rahatsız eden, ama izlemekten kendimi alıkoyamadığım bir dizi var: “Black Mirror”. Yakın bir gelecekte teknolojik gelişmelerin insan yaşamını ve toplumsal değerleri nasıl değiştirdiğini anlatan dizi, insana sık sık “nereye gidiyoruz” diye sorduruyor. Bu dizinin son sezonunun bir bölümünde (“Arkangel”) anlatılan bir hikaye var ki rahatlıkla bir ders çıkarabiliriz: Deneyim önemlidir, yaşadığımız her şey iyi de olsa kötü de olsa bize deneyim katar.

Pusula’da Bugün: "Gelecek"

 03.01.2018 02:48

Geleceğe dair tahminler genellikle fena halde yanlış çıkar. Vade ne kadar uzaksa yanılma olasılığınız da aynı oranda artar hatta. Konunuzda ne kadar iyi olursanız olun, kontrol edemeyeceğiniz onlarca, yüzlerce değişken var sonuçta. Arada elbette istisnalar var, fakat özellikle piyasalar konusunda çok uzun vadeli tahminler yapmak yerine geleceği zaman dilimlerine bölerek tahmin etmeye çalışmak her zaman daha iyidir.