Pusula’da Bugün: "İyi Niyet”

Bir konuda çok istekli ve hırslı olmanın başarıya ulaşmaya yettiği düşüncesi ile filmlerde sık sık karşılaşırız: Ufak bir taşra kasabasındaki lisenin basketbol takımı ülke şampiyonu olur, dans etmeyi bilmeyen kalastan hallice bir delikanlı partneriyle yarışmaya katılıp birinci çıkar, çengele asılı karkas eti yumruklayarak dünya ağır sıklet boks şampiyonu ile baş etmek mümkündür… Filmler güzeldir de, gerçekler acıdır: Sadece iyi niyet ve azim sizi bir yere kadar götürür, sonucu garantilemez. Bunun için başka şeylere de ihtiyacınız vardır…

Portsmouth School of Art öğretim görevlisi Gavin Bryars 1970 yılında bir yetenek yarışması düzenler. Bryars kend düzenlediği yarışmaya, şaka olsun diye 13 kişiden oluşan bir orkestra ile katılır. “Portsmouth Sinfonia” isimli bu orkestradaki kimse profesyonel müzisyen değildir, hatta müzik bilgileri de oldukça zayıftır. Haliyle ortaya çıkan müzik de, en kibar ifadesiyle, kulak tırmalamaktadır. Orkestra tabi yarışmayı kazanamaz, ama insanlar çok eğlenmişlerdir. Şaka diye kurulan orkestra kalıcı hale gelir, klasik eserleri yorumlarlar. Bazı üyelerin temel müzik bilgisi nedeniyle çalınan eserler hala tanınır haldedir, ama ortaya çıkan şey tam anlamıyla bir karmaşadır (Portsmouth Sinfonia’dan Strauss’un ünlü Mavi Tuna Valsi yorumunu dinlemenizi öneririm). Üyelerden biri kendi müziklerini “klasik müziğin oldukça bulanık, odağı olmayan bir versiyonu” olarak tanımlar. Portsmouth Sinfonia 1973’te bir albüm dahi çıkarır, albümün reklamında “dünyanın en kötü orkestrası” denir. Orkestra 1979’a kadar çeşitli eserleri “icra eder”, sonra neyse ki dağılır…

Şaka diye başlayan ama kalıcı hale gelen Portsmouth Sinfonia aslında bir mesaj vermektedir: “Bir konuda yeteneğin, yetkinliğin olmasa da, çalışırsan yaparsın”. Bu güzel bir motivasyon mesajı ama hepimiz biliyoruz ki bu da doğru değil. “Yapmak” için çok çalışmanın yanı sıra yetenek de lazım, buna ulaşmamızı sağlayacak imkanlar da lazım. Sadece istemekle, ya da iyi niyetle gidebileceğimiz yerler sınırlı. TL değerlenmeli derken iyi niyetliyiz, bu konuda çaba da sarf ediyoruz, ama bunu gerçekten sağlayacak yöntemleri benimsiyor muyuz acaba?

TL’de Eylül ayı ortasından bu yana %12 civarında değer kaybı var. Bu dönemde TCMB para politikasında TL’de zayıflığa yol açacak bir gelişme olmadığı gibi, tersine piyasadaki döviz likiditesini artırıcı, TL likiditesini daraltıcı önlemler alındı. Normal şartlar altında bunlar TL açısından olumlu olmalıydı. Sırf buna bakarak dahi TL’nin sorununun faiz ya da eksik likidite olmadığını söyleyebiliriz. Mesele tamamen Türkiye’ye dair risk algılamasının, spekülatif haber akışının etkisiyle oldukça yüksek seviyelerde olması.

Eğer bunda hemfikirsek piyasada yeniden konuşulmaya başlayan “TCMB faiz artırmalı” çağrılarını sorgulamamız gerek. Yanda yer alan grafikte USDTRY swap eğrisini görüyoruz. Buna göre 12 ay içinde faizin yaklaşık 200 baz puan artarak %14’e çıkacağı fiyatlanıyor. Hatta önümüzdeki 2 ay içinde de faizin yaklaşık 50 bps artması bekleniyor, ki bu Aralık ayındaki toplantıda TCMB’nin faiz artırması demek.

Peki şu anda bir faiz artırımına ihtiyacımız var mı derseniz, hala dünyanın en yüksek faizini veren 5. ülkesiyiz. Görece bakarsak faizimiz cazip. Bu durumda faizimizin daha yüksek olması için daha başka sebepler olması lazım ki, bunların başında enflasyon var. İşte bu nokta önemli, zira manşet enflasyon bir tarafa, çekirdek enflasyondaki seyir yakın vadede bu cephedeki iyileşmenin sınırlı kalacağını, sorunun daha uzun vadeli olacağını işaret ediyor. Bu durumda TCMB çok daha sıkı bir para politikası izleyebilir elbette, hatta madem enflasyon hedeflemesi yapıyoruz, TCMB’nin faizleri, enflasyon beklentilerini hemen değiştirecek ölçüde artırması gerekir. Bu okuduklarınız kitapta yazanlar, uygulamada ise büyümenin yüksek seyrettiği, bu yüzden de belli bir sapmaya izin verilen enflasyon ile karşılaşıyoruz. Bu anlamda %5 olan resmi enflasyon hedefinin tutması mümkün değil. Hatta bırakın hedefi, TCMB’nin enflasyon raporunda yayınladığı tahminlerin (2018 sonu için %7,0) dahi tutması mümkün değil. Bu durumda TCMB’nin faiz artırmasını haklı çıkarabiliriz belki, ama bu kez de işin içine büyüme baskısı girecek. Bu durumda TCMB’nin şu anda piyasanın fiyatladığı ölçekte bir faiz artırımı yapması için TL’de kısa zamanda hızlı ve şiddetli bir değer kaybı ile birlikte oynaklıkta da sert bir artış görmemiz gerekli.

Oynaklık sadece piyasanın durumunu özetlemek için kullandığımız bir sözcük değil. Oynaklık opsiyon piyasasından carry trade’e kadar bir çok yerde karşımıza çıkan bir olgu. Yanda gördüğünüz üzere oynaklıkta gerçekten de ciddi bir artış var. Ancak burada oynaklık arttığı için TL değer yitiriyor gibi tuhaf bir nedensellik kuramayız. Geçmişte zaman zaman oynaklık TL’nin seviyesine göre fazla hızlı tepkiler vermişse de ana yönün aynı olduğu gözünüzden kaçmamıştır. Demek ki TL’nin değer kaybının devamı, oynaklıkta da artışı beraberinde getirecek. Bu durumda TL’nin seviyesini kontrol edebilirsek, oynaklığı azaltıp yeniden carry trade açısından cazip konuma gelebiliriz.

TL’nin yakın vadede değerlenmesi için haber akışının olumluya dönmesi şart. Bu bağlamda TCMB’nin yapabilecekleri de sınırlı. TL değer yitirmeye devam ederse TCMB’nin alet çantasından birkaç şey daha çıkarması gayet mümkün. Bunlardan biri şu anda her gün açılan, ama hiç döviz satılmayan döviz satış ihalelerini yeniden canlandırmak olabilir. Yurtiçi piyasalardaki döviz ihtiyacını doğrudan karşılamayı amaçlayan bu uygulama ile piyasa bir miktar rahatlamış olur. Yalnız bunun diğer bacağının piyasadaki TL likiditesinin daha da daralması anlamına geleceğini belirteyim. Aslına bakarsanız TCMB’nin açıkladığı ya da açıklayacağı önlemlerin çoğu eninde sonunda yurtiçinde faizlerin arttığı bir ortama işaret ediyor.

TL değer yitirmeye devam ederse sormamız gereken soru bu o zaman: Daha yüksek bir faiz mi, daha yüksek bir kur mu tercih edeceğiz? Bu durumda, şu ana dek atılmış tüm iyi niyetli çabalara rağmen bu tercihi yapmamız gerekecek ve bu da sadece bugünü değil, geleceğimizi de etkileyecek.

Güzel bir hafta sonu geçirmeniz dileklerimizle…

Tufan Cömert

Birim Müdürü - Yatırım Danışmanlığı

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "Yalan Söyleme Bana!"

 11.01.2018 10:31

Çocuklarımızın bize yalan söylemesi bizi çok sinirlendirir. Onlara öğretmek istediğimiz şey dürüstlüğün bir erdem olduğudur. Ancak son araştırmalar gösteriyor ki çocukların yalan söylemesi gayet normal, hatta bir zeka işareti. Rahat bir nefes alıp arkanıza yaslanmadan önce sizi uyarayım: Bu çocuklar için geçerli, yetişkinler, hele hele finansal dünya için değil…

Pusula’da Bugün: "Seni Öldürmeyen Şey"

 05.01.2018 10:39

İzlerken beni çok rahatsız eden, ama izlemekten kendimi alıkoyamadığım bir dizi var: “Black Mirror”. Yakın bir gelecekte teknolojik gelişmelerin insan yaşamını ve toplumsal değerleri nasıl değiştirdiğini anlatan dizi, insana sık sık “nereye gidiyoruz” diye sorduruyor. Bu dizinin son sezonunun bir bölümünde (“Arkangel”) anlatılan bir hikaye var ki rahatlıkla bir ders çıkarabiliriz: Deneyim önemlidir, yaşadığımız her şey iyi de olsa kötü de olsa bize deneyim katar.

Pusula’da Bugün: "Gelecek"

 03.01.2018 02:48

Geleceğe dair tahminler genellikle fena halde yanlış çıkar. Vade ne kadar uzaksa yanılma olasılığınız da aynı oranda artar hatta. Konunuzda ne kadar iyi olursanız olun, kontrol edemeyeceğiniz onlarca, yüzlerce değişken var sonuçta. Arada elbette istisnalar var, fakat özellikle piyasalar konusunda çok uzun vadeli tahminler yapmak yerine geleceği zaman dilimlerine bölerek tahmin etmeye çalışmak her zaman daha iyidir.