Pusula’da Bugün: "Kaçan Fırsat”

Piyasalarımızda son 3 aydır yaşadığımız gerilimin ardından, nihayet bir soluklanma görüyoruz. Bunun önemli bir kısmı küresel piyasalar kaynaklı. MSCI GOÜ hisse endeksi son bir hafta içinde %3’e yakın primlendi, dolar endeksi Kasım ayının ikinci haftasından sonra gerilemeye başladı. Biz ise bu iyimserlikten faydalanamadık. Peki, ne değişirse yine iyimser olmalıyız?

ABD borsalarında Kasım ayı başında hafif bir kar satışı gördük. Bu, her düşüşte olduğu gibi “işte balon patladı, ben demiştim” temalı analizlerin yağmasına yol açtı. Geçen haftadan itibaren ise yön yine yukarı ve üstelik buna yol açacak yeni bir haber vs söz konusu değil. Hatta, Trump’ın vergi reform tasarısının beklenenden daha zayıf olabileceği kaygılarına rağmen borsalarda ivme korunuyor. Peki, neden ABD borsaları ve küresel borsalar hala iyimser? Balon nerede?

Yanıt şu: Hisse piyasalarında balon yok. Bu faiz ortamına göre olması gereken bu. Uzunca bir süredir her fırsatta dile getirdiğimiz temel tabloda hiçbir değişiklik yok: Küresel likidite oldukça bol ve ECB+BoJ marifetiyle artmaya da devam ediyor. Hatta son 7 ayda Çin Merkez Bankası (PBoC) bilançosunun da $500 mlr civarında büyüdüğünü belirteyim. Bu bol likidite ortamının sonucunu biliyoruz: Paranın akacak mecra bulmak için yarışması, getiri arayışı… Hisse piyasası bundan oldukça faydalanırken, tahvil piyasası da hala para çekmeye devam ediyor.

Tahvil piyasalarının durumu aslında hisse gibi kolay açıklanabilir değil; hatta tersine, oldukça tuhaf. Bu kadar bol likiditenin şimdiye dek ciddi bir enflasyon yaratması gerekirdi, ancak dünyada hemen hiçbir yerde enflasyon ile ilgili bir sorun yok (biz hariç tabi). Hatta tersine hala enflasyonun olmaması bir sorun. Bu tartışma önceki gün yayınlanan FOMC tutanaklarında da kendine yer bulmuş. “Bazı”, “kimi”, “bir kaç”, “çoğu” kavramlarının bolca serpiştirildiği metne bakarsanız, düşük enflasyon konusunun üzerinde durulduğunu, hakim görüşün ise hala bunun geçici olduğunu düşünme yönünde olduğunu görüyoruz. Bu sebeple Aralık ayındaki faiz artırımı artık kesin, ancak 2018’e dair belirsizlikler FOMC üyelerince de tartışılmış. Bu durumda artan faize karşı, enflasyon görünümünün pek tehditkar olmaması nedeniyle ABD’de kısa vadeli tahvil faizleri yükselirken, uzun vadeli tahviller ise ya düşüyor, ya da aynı yerlerde kalıyor. Sonuç, yukarıda gördüğünüz gibi beklentisizliği yansıtan daha düz bir verim eğrisi.

İşin akademik boyutunu bir yana, böyle bir verim eğrisi normal şartlarda bizim hem Eurobond’larımıza, hem de TL cinsi tahvil faizlerimizde olumlu bir etki yaratmalıydı. Aslında durum diğer ülkeler için tam olarak böyle de, biz bir kez daha bu güzel ortamı kendi meselelerimiz sebebiyle kaçırıyoruz.

Bunun sebepleri malumunuz. Buna bağlı olarak hepimizin ekonomik gündeminde ilk sıralarda olan iki konu var: TL’nin durumu ve TCMB’nin nasıl bir aksiyon alacağı… TL’de son 3 gündür hafif bir toparlanma gördüysek de yanılmayalım, sevinecek bir durum göremiyoruz. İçimizdeki Polyanna’yı dinlersek “Neyse ki TL 4,0’ü aşmadı” diyebiliriz en fazla. Üstelik bu seviyeden de aman aman uzak değiliz hala. Kısa vadede TL açısından izlenecek en önemli konu maalesef ekonomik gerçekler değil, haber akışı. 4 Aralık’taki Sarraf davasına dek haber akışı ve söylentiler ciddi bir bilgi kirliliği yaratacak, böyle bir ortamda da TL’nin oynaklığı yüksek seyredecek. 4 Aralık aynı zamanda Kasım ayı enflasyonunu öğreneceğimiz gün. Halen %11,9 seviyesinde olan TÜFE’nin artış eğilimini sürdürmesini bekliyoruz.

TL’deki oynaklık ve yükselen enflasyon TCMB’nin harekete geçmesi için yeterli olmalı. Uzunca bir süre enflasyon ve TL’deki değer kaybına faiz artışından ziyade makroihtiyati önlemlerle yanıt vermekle yetinen TCMB, bu hafta nihayet faiz politikasına dair bir sinyal verdi: Bu hafta itibarı ile piyasaya sağlanan tüm fonlama artık sadece geç likidite penceresi oranı olan %12,25’ten yapılacak. Fonlama maliyetindeki bu 25 baz puanlık artış dünyamızı değiştirmeyecek, ancak 14 Aralık’taki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısından artık bir faiz artışı bekleyebiliriz. Yanda gördüğünüz üzere piyasa fiyatlaması da bu yönde. Swap eğrisine göre, önümüzdeki bir yıl içinde 200 baz puanlık faiz artışı bekleniyor. Bu aşamada TCMB’nin acil bir toplantıya giderek faiz artırması olasılığı oldukça düşük, zira TCMB hem 4 Aralık gelişmelerini görmek, hem de 13 Aralık’taki Fed toplantısında verilecek mesajları değerlendirmek isteyecektir. Elbette TL hızla değer yitirir ve dünya değişirse TCMB’nin bir ara toplantı yapması olasılığı artar. Çünkü bu haliyle TCMB elindeki tüm silahları sonuna dek kullanan bir görüntü sunuyor, en azından faiz tarafında kendine gerektiğinde kullanılabilecek bir alan yaratması beklenebilir.

TCMB böyle bir artışa giderse TL değerlenir mi derseniz, kuşkusuz evet. Yandaki “Dünya Yüksek Faiz Ligi”ne göre halen zaten dünyanın en yüksek faizini veren ülkelerinden biriyiz. Üstelik yine fark edeceğiniz üzere, yukarıdan başlayıp Rusya’ya gelene dek bizden daha büyük, daha güçlü, daha dinamik bir ekonomi yok. Bunun üzerine faizimizin artması, kuşkusuz TL’nin cazibesini daha da artıracaktır. “Peki, faiz artışı nihai çözüm müdür, faiz artınca tüm dertlerimiz ardımızda mı kalacak” derseniz, işte ona yanıtım “hayır” olur. Şu ana dek TL’deki değer kaybının sebebi faiz değildi, tamamen TL etrafındaki bir türlü dağılmayan olumsuz haber akışı idi. Bu konular çözülmedikçe faiz artışı döviz piyasasındaki köpüğü alır, o kadar…

Tüm öğretmenlerimize saygı ve sevgilerimizi sunuyoruz.

Güzel bir hafta sonu geçirmeniz dileklerimizle,

Tufan Cömert

Birim Müdürü - Yatırım Danışmanlığı

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "Yalan Söyleme Bana!"

 11.01.2018 10:31

Çocuklarımızın bize yalan söylemesi bizi çok sinirlendirir. Onlara öğretmek istediğimiz şey dürüstlüğün bir erdem olduğudur. Ancak son araştırmalar gösteriyor ki çocukların yalan söylemesi gayet normal, hatta bir zeka işareti. Rahat bir nefes alıp arkanıza yaslanmadan önce sizi uyarayım: Bu çocuklar için geçerli, yetişkinler, hele hele finansal dünya için değil…

Pusula’da Bugün: "Seni Öldürmeyen Şey"

 05.01.2018 10:39

İzlerken beni çok rahatsız eden, ama izlemekten kendimi alıkoyamadığım bir dizi var: “Black Mirror”. Yakın bir gelecekte teknolojik gelişmelerin insan yaşamını ve toplumsal değerleri nasıl değiştirdiğini anlatan dizi, insana sık sık “nereye gidiyoruz” diye sorduruyor. Bu dizinin son sezonunun bir bölümünde (“Arkangel”) anlatılan bir hikaye var ki rahatlıkla bir ders çıkarabiliriz: Deneyim önemlidir, yaşadığımız her şey iyi de olsa kötü de olsa bize deneyim katar.

Pusula’da Bugün: "Gelecek"

 03.01.2018 02:48

Geleceğe dair tahminler genellikle fena halde yanlış çıkar. Vade ne kadar uzaksa yanılma olasılığınız da aynı oranda artar hatta. Konunuzda ne kadar iyi olursanız olun, kontrol edemeyeceğiniz onlarca, yüzlerce değişken var sonuçta. Arada elbette istisnalar var, fakat özellikle piyasalar konusunda çok uzun vadeli tahminler yapmak yerine geleceği zaman dilimlerine bölerek tahmin etmeye çalışmak her zaman daha iyidir.