Pusula’da Bugün: "Kitlelerin Gücü"

Yaşadığımız tüketim toplumunda seçim yapmak göründüğünden çok daha zor aslında. Özgür irademizle yaptığımızı sandığımız seçimler, gizli ya da açık bir çok etken tarafından şekillendiriliyor. Yatırım kararlarımızda da son sözü hep kendimiz söylüyoruz sanıyoruz, ama hayır! Buraya gelene kadar da yönlendiriliyoruz. Bunların hepsi yanlış ya da kötü değil, ama bazen hepten gereksiz ya da vakit kaybı olabiliyorlar…

Daha önce gitmediğimiz bir yerde otel rezervasyonu yaptıracaksak internette araştıracağımız siteler bellidir. Kriterlerimize uyan otelleri listeledikten sonra illa ki daha önce bu otellerde kalmış kişilerin yorumlarını okuruz. Okudukça bilgileniriz, ancak farkında olmadan da yönlendiriliriz. MIT’den Prof. Sinan Aral’ın çalışmasına göre olumlu bir yorum, takip eden yorumların da olumlu olmasına yol açıyor. Veya amazon.com’da bir kitap için yapılan ilk yorumlar ile son yorumlar birbirinden oldukça farklı, çünkü önceki yorumlar okuyucuların beklentilerini şekillendiriyor. Bu sadece internet için geçerli değil. Kalabalık bir grupla gittiğimiz bir yerde ısmarlayacağımız yemekte de yönlendiriliyoruz. Eğer gerçekten yemek istediğimiz şeyi bizden önce bir başkası ısmarlamışsa ona olan ilgimiz azalıyor ve başka bir şey ısmarlıyoruz. Uzmanların buna karşı tavsiyesi şu: Arkadaşlarınızın ne yediğine, garsonun ne önerdiğine, en son orada ne yediğinize boşverin. Ne istiyorsanız onu ısmarlayın!

 

Yatırım kararlarımızda da sık sık okuduklarımız, duyduklarımız, ya da önceki deneyimlerimiz bizi yönlendirir. Deneyim kuşkusuz önemlidir, uzmanından öğreneceğiniz şeyler de paha biçilmezdir. Bunlar bizi şekillendirir ve sonuçta alacağımız kararı da etkiler. Hiçbir kararımızda aslında bağımsız değiliz, o kadar da özgür irademizle karar ver(e)miyoruz. Bu illa ki kötü bir şey değil, hatta bilakis bazen “trene” binmemize olanak sağlayıp yatırımlarımızı değerlendirir bile. Dikkat etmemiz gereken şey, bazen bu konuların vaktimizi gereksiz harcadığı, kafamızı karıştırdığıdır.

 

Mesela, piyasalarda yatırımcıların en sık düştükleri hatalardan biri, merkez bankalarının ne yapması gerektiği ile ne yapacaklarını birbirine karıştırmalarıdır. Dünya görüşümüz, o anki pozisyonumuz bize merkez bankasının ne yapması “gerektiğini” söyler. Halbuki merkez bankalarının dünyaya bakarken taktıkları gözlük bizden çok farklıdır ve kriz sonrası dönemde artık merkez bankalarının birden fazla gözlükleri var. Sık sık “Fed ne yapmalı”, “TCMB ne yapmalı” sorularını sorarız, bunu soran ve yanıt arayan analizleri okuruz. Bu entelektüel açıdan gayet faydalıdır, her akademisyen ve siyasetçinin yapması gereken de bu olmalı. Yatırımcılar açısından ise “X Merkez Bankası ne yapmalı” temalı bir analiz vakit kaybından başka bir şey değildir.

Bu konunun neden vakit kaybı olduğunu açıklayayım. Yatırımcıların son dönemde Fed’e dair görüşleri Fed’in yönlendirmesinden oldukça farklılaştı. Bu sabah itibarı ile fiyatlamalara göre, Aralık ayı faiz artırımına tanınan olasılık %30. Hatta 2018 sonuna dek bir adet faiz artırımı anca fiyatlanıyor (yandaki grafik). Bunun nedenlerini daha önce tartıştık: Enflasyon yok, Harvey ve Irma kasırgaları önümüzdeki aylarda ekonomik aktiviteyi zayıflatacak, Fed yönetim kurulunda 4 koltuk boş ve Yellen’ın görev süresi de bitecek, ABD siyaseti ve jeopolitik gelişmeler sene başına göre olumsuza döndü. Böyle bir ortamda yatırımcılar doğal olarak Fed'in bir süre daha izlemede kalacağını tahmin edip, fiyatlamalarını buna göre yapıyorlar.

 

ABD tahvil faizlerinde Temmuz ayı başından bu yana gördüğümüz düşüş de bu beklentilerin bir yansıması. 10 yıllık tahvil faizi %2’ye yaklaştıktan sonra bir miktar yükseldi. Bu noktada fiyatlamaların söylediği ile genel piyasa görüşünün  (ki bunun “Fed ne yapmalı” sorusuna verilen yanıta bağlı olduğu muhakkak) birbirinden yine ayrıştığını görüyoruz. Bu “genel” görüşe göre, ABD 10 yıllık tahvil faizi yeniden yükselerek %2,5’e doğru gidecek. Çok güzel, mantıklı, ama “bunun olmasına ne yol açacak” sorusuna verilecek yanıtlar şüpheli. Tersine, yukarıdaki etkenleri de göz önünde bulundurursak, tahvil faizinin %2 seviyesi altına düşmesi işten bile değil. Piyasalardaki bu “genel görüş” uzun süredir yanlış. Doğru olan fiyatlamalar.

Bu durumda ABD tahvil faizlerinden hareketle Türkiye’de de faizler düşecek mi sorusunu sormalıyız. Teorik olarak ABD’de düşen uzun vadeli faizler, tüm dünyada getiri arayışına hız verip, görece yüksek faiz sunan ülke tahvillerine fon girişlerini hızlandırmalı. Yani Türkiye’de de uzun vadeli tahvil faizleri düşmeli. Yanda gördüğünüz üzere son dönemde bu ilişki hakikaten de gözlemlenmiş. İşte burası genel görüş ile fiyatlamaların farklılaştığı yer.

 

Tahvil piyasasında ara ara küresel piyasalara bağlı dalgalanmalar yaşıyoruz ama aslında yurtiçi faizlerin yönünün belirleyen en önemli etken enflasyon. Uzun vadeli tahvil faizlerini belirlerken ülke risk primi ve enflasyona birlikte bakılmalı. ABD tahvil faizinin düşmesi, getiri arayışının hızlanması Türkiye risk primini de azaltan bir etken. Keza 5 yıllık CDS primimiz Temmuz başında 200 bps civarında iken şu anda 162 bps civarında. Fakat 10 yıllık TL cinsi tahvil faizimizde dalgalanmalara karşın net bir düşüşten bahsedemiyoruz. İşte bu enflasyon riskindeki artışın, küresel risk iştahına üstün gelmesinin sonucu.

Yanda gördüğünüz üzere yurtiçinde manşet enflasyon yüksek seyrettikçe beklentiler de bozuluyor. Bu noktada biz de kendimizi, TCMB’nin yerine koyup “TCMB ne yapmalı” diye sorarsak yanıt belli: Bozulan beklentiler nedeniyle TCMB faiz artırmalı. Aslına bakarsanız TCMB faiz artırmış, hatta son 5 yıl için TCMB faizi/Enflasyon beklentisi farkı en yüksek seviyesinde. Tabi, TCMB’nin bu faiz artışını gerçekten enflasyon kaygılarıyla mı, yoksa finansal sistemimizin tam merkezinde olan TL’nin değer kaybını engellemek için mi yaptığını da sorabiliriz. İlk aşamada TL’nin değerini savunmak önemli, zaten bu değer kaybı gecikmeli olarak enflasyona da yansıyor.

 

Geldiğimiz noktada daha fazla sıkılaştırmanın ne faydası olacağı tartışmalı. Tersine, TCMB’nin faiz artırması şu anda güzel bir ivme yakalamış olan büyümeyi baskılayacak.  Piyasanın son dönemde fiyatlamakta zorlandığı konulardan biri bu. Evet, TCMB’den faiz artırımı bekleyen yok, ama bu enflasyon görünümü ile faiz indirimi için pek bir yer olmadığı da belli. Bu durumda tahvil fiyatlamasındaki enflasyon beklentisinden bir fayda gelmeyecekse, gözümüz küresel risk iştahında olmaya devam etmeli. Umalım da “fiyatlama” “beklenti”ye baskın çıksın.

 

Güzel bir hafta geçirmeniz dileklerimizle…

Tufan Cömert

Birim Müdürü - Yatırım Danışmanlığı

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "Yalan Söyleme Bana!"

 11.01.2018 10:31

Çocuklarımızın bize yalan söylemesi bizi çok sinirlendirir. Onlara öğretmek istediğimiz şey dürüstlüğün bir erdem olduğudur. Ancak son araştırmalar gösteriyor ki çocukların yalan söylemesi gayet normal, hatta bir zeka işareti. Rahat bir nefes alıp arkanıza yaslanmadan önce sizi uyarayım: Bu çocuklar için geçerli, yetişkinler, hele hele finansal dünya için değil…

Pusula’da Bugün: "Seni Öldürmeyen Şey"

 05.01.2018 10:39

İzlerken beni çok rahatsız eden, ama izlemekten kendimi alıkoyamadığım bir dizi var: “Black Mirror”. Yakın bir gelecekte teknolojik gelişmelerin insan yaşamını ve toplumsal değerleri nasıl değiştirdiğini anlatan dizi, insana sık sık “nereye gidiyoruz” diye sorduruyor. Bu dizinin son sezonunun bir bölümünde (“Arkangel”) anlatılan bir hikaye var ki rahatlıkla bir ders çıkarabiliriz: Deneyim önemlidir, yaşadığımız her şey iyi de olsa kötü de olsa bize deneyim katar.

Pusula’da Bugün: "Gelecek"

 03.01.2018 02:48

Geleceğe dair tahminler genellikle fena halde yanlış çıkar. Vade ne kadar uzaksa yanılma olasılığınız da aynı oranda artar hatta. Konunuzda ne kadar iyi olursanız olun, kontrol edemeyeceğiniz onlarca, yüzlerce değişken var sonuçta. Arada elbette istisnalar var, fakat özellikle piyasalar konusunda çok uzun vadeli tahminler yapmak yerine geleceği zaman dilimlerine bölerek tahmin etmeye çalışmak her zaman daha iyidir.