Pusula’da Bugün: "Mayıs’ın Ardından"

Daha önceki bir Pusula'da ünlü “Mayıs’ta sat ve git” eğilimini bu yıl çalışmayabileceğinden bahsetmiştim. Hakikaten S&P500 ve Nasdaq bu ay yeni rekor seviyelerini gördüler, Dow Jones rekorunu tazelemekten kıl payı döndü. BIST100’ün performansı ise malumunuz: Yeni rekorlar üst üste geldi. Piyasaların mesajı net: Sorun yok, yola devam… Katılıyoruz, ancak bir iki konuyu açıklığa kavuşturmak şartıyla!

İstanbul’un dengesiz havasına inat, piyasalarda bahar havası sürüyor. Küresel borsalardaki coşkunun kaynağı hala ABD, bunu biliyoruz. ABD gündemine baktığımızda ise insanın bırakın iyimser olmayı, Kuzey Kutbuna kaçıp buzun altına saklanası gelir: Geçen hafta Trump yönetiminin açıkladığı bütçe çok sorunlu, önerilen sağlık reformu 23 milyon kişiyi sigortasız bırakacak, Başkan’ın en güvendiği danışmanı Rusya ile gizli ilişkiler kurduğu suçlamasıyla FBI tarafından soruşturuluyor… Hala biletinizi almadıysanız az daha durun, sırada Avrupa var: Almanya Başbakanı Merkel’in önceki gün bir parti etkinliğinde “ABD ve İngiltere’ye güvenilemeyeceği, Avrupa’nın kendi kaderini kendi ellerine alması gerektiği” sözleri “ABD-Avrupa ekseninde kırılma” yaşandığı tartışmalarını alevlendirdi. İtalya’da da muhtemelen sonbaharda erken seçim olacak. Hatırlatayım, İtalyan bankacılık sisteminin çöpleri hala halı altında, piyasa bunları görmezden geliyor. Oldukça net bir çözüm!

Siyaset şu anda piyasalarda kesinlikle hafife alınıyor. Aslında piyasalar siyasetin neyi doğru neyi yanlış yaptığını göstermesi, politika değişimlerine karşı tepkiler vermeleri açısından çok faydalı olabilirler. Geçen yıl Brexit kararının ardından GBP’de görülen sert değer kaybı, hükümetin bu yöndeki ısrarının çok da hoş karşılanmadığını, geleceğin karanlık olduğunu göstermişti. Brezilya’da Başkan Temer’in isminin geçtiği rüşvet iddiaları Bovespa’da %10 düşüşe yol açmıştı. ABD’de de FBI soruşturması haberleri ile son 17 Mayıs’ta son 8 ayın en sert düşüşü yaşandı. Haberlere bakarsanız, bunun devamı olmalıydı. Ama işte burada ciddi bir uyumsuzluk var, zira kısa vadeli tepkinin ardından ABD borsaları yükseliş eğilimine kaldıkları yerden devam ettiler. Peki, nedir piyasanın bu kadar şeyi görmezden gelmesinin sebebi?

Basit: Neyin olacağı, neyin olmayacağı konusunda yatırımcılar bir karara vardılar… ABD’de uzun bir süre Trump’ın vaat ettiği reformların (vergi, altyapı harcamaları, bankacılık sistemi gibi) şirket karlarını artıracağı beklentisi satın alındı. Artık bunların  beklendiği gibi olmayacağını, bu şartlarda Trump’ın bu yasaları geçirmesi olasılığının çok düştüğünü biliyoruz. Olacak olan şu: Bunun yerine piyasa ABD ekonomisindeki güçlenmeyi ve Trump bir şey yapmasa da artmaya devam eden şirket karlarını satın alıyor. Özetle, Trump pek bir şey yapmasa da ABD’de borsalar açısından hala gidecek yer var.

Burada kritik olan aslında doların değeri. Yanda Trump’ın Başkan seçilmesinin ardından yaşanan değerlenmeyi, ve sonrasında bunun hızla geri verilmesini görüyorsunuz (kaynak: Reuters). Dolar endeksindeki bu gerileme bize bazı piyasa çıkarımları yapmamıza olanak sağlasa da bazı gerçekleri unutmamak gerek: Dünya döviz rezervlerinin %64’ü dolarda tutuluyor. Günlük döviz işlemlerinin %88’inin bir bacağı dolar. Küresel ticarette ağırlık yine dolarda. Dönemsel olarak dolar değer yitirebilir, ancak bunun yıllar sürecek bir trende dönüşmesi, ancak dünya siyasi düzeninin ve finansal sistemin topyekûn değişmesi ile olur. Bir gün belki bitcoin dolardan daha değerli, geçerli olacak ama o gün bugün değil. Şimdilik bu konuda hayalci olmayalım.

Doların bu dönemde değer yitirmesi, gelişmekte olan ülke piyasalarını (GOÜ) olumlu etkileyen çok önemli bir neden kuşkusuz. Ancak ve ancak GOÜ analizlerini sadece doların değeri üzerine kurmak hatalı olabilir. Doların değerlenmesi gelişen ülkeleri olumsuz etkiler, bunu daha önce defalarca gördük. Burada genelde olan şudur: Dolar değerlenince, borçlanma maliyetleri artar ve bu da kaldıraçlı pozisyonların azaltılmasına yol açar, GOÜ varlıklarının cazibesini düşürür. Ancak bu göründüğü kadar siyah-beyaz bir ilişki değildir,  doların değerlenmesinin bir de karşı etkisi var: Dünyanın en büyük tüketici bazına sahip ABD’de alım gücü artar! Bu da genellikle ihracata dayalı ekonomilere sahip GOÜ için neticede olumlu olur. Kafanız tam karışmadıysa, bir vites daha büyütelim: GOÜ ekonomileri iyileştikçe, gelişmiş ülkelerdeki yatırımcıların ilgisini çekmeye başlar. Yatırımcılar dolarlarını satıp bu ülkelerde yatırım yaparlar. Böylece bu bir süreliğine kendini besleyen bir döngü oluşturur. Gördüğünüz gibi siyah-beyaz-gri iç içedir bu denklemde.

Mesela 2017’nin başında tüm yatırımcılardaki ortak görüş doların hızla değerleneceği, EURUSD’nin 1,0’in altına düşeceği, GOÜ’den önemli çıkışlar yaşanacağı yönünde idi. Abartıldığı kadar şiddetli olacağını düşünmesek de, bizim görüşümüz de bu yönde idi. Halbuki Şubat ayından bu yana GOÜ para birimleri oldukça etkileyici bir toparlanma gösterdi, yatırımcılar da hatırı sayılır bir “carry” getirisi elde ettiler. “Carry trade” dediğimiz şeyi hatırlayalım: Faizin düşük olduğu bir para birimi ile borçlanıp, faizi yüksek para birimlerine yatırmak. Mevcut durumda bunu bir yabancı yatırımcının Euro ya da USD ile borçlanıp TL’ye yatırması olarak okuyabilirsiniz. Yanda yer alan grafikte (kaynak: Bloomberg) dolar borçlanarak 8 GOÜ para birimine (BRL, MXN, INR, IDR, ZAR, TRY, HUF, PLN) yatırım yapıldığındaki getirinin seyrini görüyorsunuz. Buna göre yılbaşında dolarınızı bozup bu sepete yatırsaydınız, dolar bazındaki getiriniz yaklaşık %7,5 olacaktı. Hiç fena değil.

 

Şimdi mesele yukarıdaki çerçevede bu “carry trade”in nereye kadar süreceğini kestirebilmekte. Bir benzetmeye göre “carry trade, hızla yaklaşan bir trenin önünden, raylardaki bozuk parayı toplama sanatıdır”. Katılmamak mümkün değil, risk alıp neredeyse bedavadan para kazanırsınız, ama tren bir çarparsa pir çarpar. Zira GOÜ’de herkes aynı yönde pozisyon aldı mı, risk iştahında ufak bir azalmaya yol açacak her türlü olumsuz gelişme, piyasalara katlanarak yansır.

Zaman zaman bunun işaretlerini görmüyor değiliz, Mayıs ayı ortasında Brezilya meselesinin bizde nasıl sert satışlara yol açtığını hatırlayın. Henüz GOÜ’de risk iştahını külliyen bitirecek bir gelişme yok belki. Ancak bazı göstergeler özellikle para birimleri konusunda bizi temkinli olmaya sevk etmeli. Yanda TL’ye ait opsiyon oynaklığını görüyorsunuz. Ocak ayına göre çok daha düşük bir oynaklığa sahip olmamız iyi, ancak bunun son 6 ayın en düşük seviyelerinde seyretmesi hızlı bir dönüş riskini de barındırıyor. Tekrarlayayım, mevcut trend hala bir dönüş emaresi göstermiyor. Hatta bu hafta içinde iki yabancı kurumdan TL lehine öneriler geldi.

Haziran ayına böyle bir ortamda adım atmak üzereyiz. İstatistiklere bakarsak Mayıs ayında genellikle düşen BIST’in Haziran ayındaki performansı tam ortada… Son bir yılda piyasalarda yaşadıklarımızı düşününce artık insanın istatistiklere inanası  pek kalmıyor, ama gene de göz ucuyla takip etmekte fayda var.

Tufan Cömert

Birim Müdürü - Yatırım Danışmanlığı

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "Yalan Söyleme Bana!"

 11.01.2018 10:31

Çocuklarımızın bize yalan söylemesi bizi çok sinirlendirir. Onlara öğretmek istediğimiz şey dürüstlüğün bir erdem olduğudur. Ancak son araştırmalar gösteriyor ki çocukların yalan söylemesi gayet normal, hatta bir zeka işareti. Rahat bir nefes alıp arkanıza yaslanmadan önce sizi uyarayım: Bu çocuklar için geçerli, yetişkinler, hele hele finansal dünya için değil…

Pusula’da Bugün: "Seni Öldürmeyen Şey"

 05.01.2018 10:39

İzlerken beni çok rahatsız eden, ama izlemekten kendimi alıkoyamadığım bir dizi var: “Black Mirror”. Yakın bir gelecekte teknolojik gelişmelerin insan yaşamını ve toplumsal değerleri nasıl değiştirdiğini anlatan dizi, insana sık sık “nereye gidiyoruz” diye sorduruyor. Bu dizinin son sezonunun bir bölümünde (“Arkangel”) anlatılan bir hikaye var ki rahatlıkla bir ders çıkarabiliriz: Deneyim önemlidir, yaşadığımız her şey iyi de olsa kötü de olsa bize deneyim katar.

Pusula’da Bugün: "Gelecek"

 03.01.2018 02:48

Geleceğe dair tahminler genellikle fena halde yanlış çıkar. Vade ne kadar uzaksa yanılma olasılığınız da aynı oranda artar hatta. Konunuzda ne kadar iyi olursanız olun, kontrol edemeyeceğiniz onlarca, yüzlerce değişken var sonuçta. Arada elbette istisnalar var, fakat özellikle piyasalar konusunda çok uzun vadeli tahminler yapmak yerine geleceği zaman dilimlerine bölerek tahmin etmeye çalışmak her zaman daha iyidir.