Pusula’da Bugün: "Merkez Bankalarının Gölgesi"

Hepimiz biliyoruz ki piyasaların yönü çok uzun zamandır merkez bankaları tarafından belirleniyor. Bu yüzden önde gelen merkez bankalarının ne yapacakları, yetkililerin ne diyecekleri her zaman gündemimizde ilk sırada. Doğal olarak merkez bankaları ile ilgili spekülasyonlar da piyasalarda dalgalanmalara yol açar. Bu sabaha da böyle bir haberle başladık. Görünürde anlaşılabilir olan bir istifa acaba arka planında farklı olayları mı gizliyor?

Fotoğrafçılık için ışık ve perspektifin ilişkisidir derler... Uygun ışık/gölge varsa, doğru bir açıdan bakıldığında, doğru zamanda basılacak bir deklanşör muazzam eserler üretebilir. Bazen bunlar için bir şey yapmanıza gerek kalmaz, tesadüfen çektiğiniz bir fotoğraf sizi çok şaşırtabilir. 

“Merkez bankalarının gölgesi” soyut bir kavram olsa da, yanda gördüğünüze benzer şekilde, bazen merkez bankalarının yaptıkları ile piyasada algılanan bir bu kadar farklı olabilir. Hatta merkez bankalarının bir şey yapmasına dahi gerek olmayabilir; bir haber, bir söylenti yatırımcılarda çok farklı bir algılamaya yol açabilir, şaşırıp kalırsınız. Fed Başkan Yardımcısı Fischer’ın dün istifasını vermesi de piyasalarda işte böyle farklı senaryoların tartışılmasına yol açtı.

Dün yapılan bir açıklama ile Fed Başkan Yardımcısı Stanley Fischer görevinden ayrılacağını belirtti. Fischer’ın istifası 13 Ekim Cuma itibarı ile geçerli olacak (Ayın 13’ü Cuma, şaka gibi). Yayınlanan metinde Fischer’ın kişisel nedenlerle görevinden ayrılacağı belirtilmiş. Normal şartlarda kendisinin görevi Haziran 2018’de sona erecekti. Bu istifanın ardında belki gerçekten başka sebepler vardır, belki de 73 yaşındaki Fischer sağlık ya da genel yorgunluk sebebiyle görevinden ayrılmıştır, bunlar zaman içinde netleşir. Bizi ilgilendirmesi gereken konu 7 üyeden oluşan Fed Yönetim Kurulu’nda zaten 3 koltuk boşken artık 4 koltuğun boş olması. Bu koltuklara kimin oturacağı, nasıl bir politika savunacakları önemli.

Bir ikinci konu ise spekülatif olmakla birlikte Fischer’ın istifasının Şubat 2018’de görev süresi dolacak olan Yellen’ın durumuyla ilgili bir mesaj içerip içermediği. Henüz bu konuda net bir görüş yok piyasada, ancak eğer piyasa Yellen’ın yeniden atanmayacağına  kanaat getirirse yeni Fed Başkanı kim olacak tartışmaları başlar. Bir süre önce Trump’ın bu pozisyon için ekonomi başdanışmanı Gary Cohn’u düşündüğü söylenmişti, son söylentilerde ise Charlottesville olaylarında Trump ile ters düşmesi sonrasında bunun mümkün olmadığı öne sürülüyor. Yine söylentilere göre Trump yönetimi Fed başkanlığı için Lawrence Lindsey, Kevin Warsh, John Allison ve John Taylor gibi isimleri değerlendirmeye devam ediyormuş.

Bu gelişmeler sonrasında kısa vadede Fed’in izleyeceği yolun değişmesini beklememize gerek yok, ancak 2018 belli ki şu anda görmesi ve fiyatlaması zor, hatta bayağı bir spekülatif gelişmelere gebe. Yine de haber sonrasında dolarda bir miktar değer kaybı gördüğümüzü, ABD tahvil faizlerinin de hafifçe düştüğünü not edelim. Öte yandan Trump’ın Kongre’deki Demokrat liderlerle borç tavanı konusunda 3 aylık bir anlaşmaya varmış olması bu olumsuz etkileri kısmen bertaraf etmeyi başardı.

Okyanusun diğer tarafında ise bugün bir diğer önemli merkez bankasını izleyeceğiz. Genel beklenti ECB’nin bugün herhangi bir konuda aksiyon almayacağı, ancak tahvil alımlarının azaltılması konusunda bir yol haritası ortaya koyulacağı yönünde. Dün sızan bazı haberlere göre, ECB hala 2018 senaryolarına çalışıyor, bu yüzden de 26 Ekim’deki toplantıya dek parasal genişleme (QE) hakkında herhangi bir açıklama yapmayacak. Bu konuda karar verilirken ECB’nin açmazının farkında olmamız lazım. Euro Bölgesi ekonomisi son 10 yılın en güçlü döneminde, ancak enflasyon hala çok düşük (%1,5) ve önümüzdeki yıllarda da ECB’nin “%2’ye yakın, ama bunun hafif altında” olarak belirlenen enflasyon hedefini tutturması zor görünüyor. Euro’nun değerlenmesi de enflasyonun yükselmesini engelleyecek bir etken. Böyle bir açmaz içinde Draghi'nin bir yöne yatması çok sert hareketlere yol açabilir. Özetle Draghi’nin işi hiç ama hiç kolay değil.

Merkez bankaları hakkındaki tartışmalar, senaryolar, söylentiler bir yana, piyasanın gerçeklerinde bir değişim yok: Likidite bol, faizler düşük, getiri arayışı güçlü. 2013 Mayıs ayında bu yana piyasalarda sık sık duyduğumuz (ve bizim de bolca telaffuz ettiğimiz) bir sözü yineleyelim: “Bu ortam sonsuza kadar sürmeyecek”. Son dört senedir bu beklenti zaman zaman artıyor, azalıyor, ama eninde sonunda likiditenin daha makul seviyelere geleceği, faizlerin de buna göre dengeleneceği bir dünya olacak. Fakat tüm bu gelişmeler ışığında yakın zamanda bu anlamda bir felaket senaryosu yazmak son derece anlamsız. Muhtemelen “faizler artacak” senaryosunu bırakın 2017’yi, 2018’i, ancak 2019 senaryoları için konuşacağız.

 

Bu düşük faiz ortamı uzun vadeli borçlanma konusunda bulunmaz nimet. Bundan faydalanan Hazine de dün 2047 vadeli USD cinsi tahvili yeniden ihraç etti. Resmi açıklamaya göre Hazine %5,70 getiri ile $1,75 mlr satış yaptı. Sene başında yayınlanan finansman programına göre Hazine 2017 için 21 mlr TL dış borçlanma öngörmüştü, bunu yıl sonu kurundan hesaplarsak kabaca $6 mlr gibi bir borçlanma hedefinden bahsediyoruz. Bu ihraç ile birlikte toplam dış borçlanmamız ise $9,12 mlr oldu. Bu ortamda gayet makul bir strateji olduğundan kuşkunuz olmasın.

Hazine genelde yılın ilk yarısında yıllık hedefini tamamlayıp, ikinci yarıda bir sonraki yıl için ön finansman niteliğinde borçlanır, bu yıllardır değişmez. 2017’de de ilk yarıda hedef tuttuktan sonra borçlanmanın hızla devam etmesi bu kez akıllara başka bir soru getiriyor: Halen 2017 için iç borç çevirme oranı %124. Ancak Ağustos’taki iç borç çevirme oranı %170 oldu, Eylül ve Ekim için ilan edilen de %145 civarında oranlar. Bu durumda 2017’yi %130 gibi bir oranla tamamlayacağız. 2018’de bütçe harcamalarının da artarak devam etmesi durumunda, 2018 iç borç çevirme oranı da buna benzer olabilir. Buna bir de enflasyondaki tatsız görünümü, hatta artan iç talep ile enflasyonun yeni bir patikaya oturması riskini ekleyin. Bu durumda Hazine’nin iç borçlanmaya ağırlık vermesi tahvil faizlerinde mevcut seviyelerin de üzerine çıkmamıza yol açar. Bu anlamda Hazine’nin uzun vadeli, düşük faiz oranlarıyla yurtdışı fırsatları değerlendirmesi çok daha mantıklı. Hatta faizler küresel piyasalarda düşük kaldıkça Hazine’nin daha uzun vadelerde (50 yıl gibi) borçlanması dahi gündeme gelebilir. Fed ve ECB’nin gölgeleri sağolsun…

Tufan Cömert

Birim Müdürü - Yatırım Danışmanlığı

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "Yalan Söyleme Bana!"

 11.01.2018 10:31

Çocuklarımızın bize yalan söylemesi bizi çok sinirlendirir. Onlara öğretmek istediğimiz şey dürüstlüğün bir erdem olduğudur. Ancak son araştırmalar gösteriyor ki çocukların yalan söylemesi gayet normal, hatta bir zeka işareti. Rahat bir nefes alıp arkanıza yaslanmadan önce sizi uyarayım: Bu çocuklar için geçerli, yetişkinler, hele hele finansal dünya için değil…

Pusula’da Bugün: "Seni Öldürmeyen Şey"

 05.01.2018 10:39

İzlerken beni çok rahatsız eden, ama izlemekten kendimi alıkoyamadığım bir dizi var: “Black Mirror”. Yakın bir gelecekte teknolojik gelişmelerin insan yaşamını ve toplumsal değerleri nasıl değiştirdiğini anlatan dizi, insana sık sık “nereye gidiyoruz” diye sorduruyor. Bu dizinin son sezonunun bir bölümünde (“Arkangel”) anlatılan bir hikaye var ki rahatlıkla bir ders çıkarabiliriz: Deneyim önemlidir, yaşadığımız her şey iyi de olsa kötü de olsa bize deneyim katar.

Pusula’da Bugün: "Gelecek"

 03.01.2018 02:48

Geleceğe dair tahminler genellikle fena halde yanlış çıkar. Vade ne kadar uzaksa yanılma olasılığınız da aynı oranda artar hatta. Konunuzda ne kadar iyi olursanız olun, kontrol edemeyeceğiniz onlarca, yüzlerce değişken var sonuçta. Arada elbette istisnalar var, fakat özellikle piyasalar konusunda çok uzun vadeli tahminler yapmak yerine geleceği zaman dilimlerine bölerek tahmin etmeye çalışmak her zaman daha iyidir.