Pusula’da Bugün: Ortalamanın Laneti

 

İnsan yapımı olan her şey bir kusur ile birlikte gelir: Bunlar birçok açıdan bize göre değildir, ortalama insan içindir. Dünya ortalamaya alışkındır, ortalama insan için tasarlanmıştır. Testler, yasalar, konut kredisi faizleri, kıyafet ölçüleri hep ortalama kavramına dayanır. Ancak ortalamalar her zaman çok anlamlı olmayabilir…

Günümüzde insan yapımı olan her şey bir kusur ile birlikte geliyor: Seri üretim olan eşyalar birçok açıdan bize göre değildir, ortalama insan içindir. Dünya ortalamaya alışkındır, ortalama insan için tasarlanmıştır. Testler, yasalar, konut kredisi faizleri, kıyafet ölçüleri, hep ortalama kavramına dayanır. İstatistiki açıdan hayatımızı kolaylaştıran bu kavram, bireysel açıdan ise bize hayatımızı zehir edebilir.

Ortalama kavramını günlük hayatımıza sokan kişi Belçikalı matematikçi ve astronom Adolphe Quetelet. Quetelet, astronomide yaygın olan gözlemlerin ortalamasını alma işlemini, günlük hayata uyarlayan ilk kişi. Quetelet, yeterli beslenen ve benzer çevresel koşullara maruz kalan herkesin ortalama ölçülerde olacağını, toplumsal olarak hedefin bu ortalamaları geliştirmek olduğunu düşünüyordu. Quetelet’nin çalışmaları zaman içinde Amerikan iç savaşını dahi etkiledi: Daha önce terzilerin kişiye özel diktikleri üniformaların savaş sırasında hızla üretilmesi gerekiyordu. Lincoln birlik ordusunun ortalama ölçülerini çıkarttırdı ve askerleri küçük-orta-büyük (small-medium-large) beden olarak sınıflandırdı. Günümüzdeki hazır giyim ölçülerinin çıkış noktası işte budur.

Bu sınıflandırma işi o kadar beğenildi ki ABD ordusu yıllar boyunca hemen her şeyde ortalamaları baz aldı. Örneğin savaş uçağı kokpit tasarımı ortalama pilot vücut ölçülerine göre yapıldı. Ancak 1950’lere gelindiğinde uçak kazalarının çok artması yetkilileri düşünmeye sevk etti. Bir başka çalışma daha yapıldı ve bu kez 10 fiziki özellik üzerinden ortalamalar alındı. Sonuçlar şaşırtıcı idi, zira hiç bir pilot bu 10 özelliğin hiç birinde ortalamada değildi. Ortalama kişiye uygun tasarlanan kokpit, aslında kimseye uymuyordu! Çare basitti: Kokpitteki her şey kişiye göre ayarlanabilir olmalıydı (Bu da bugün otomobillerdeki ayarlanabilir direksiyon, koltuk, ayna vs teknolojisinin fikir babasıdır). Özetle, kendinizi ortalamaya endeksleyip gözünüzü kapatmanız yapacağınız en büyük hatalardan biri olur. Ortalama bize bir şeyler ifade der, ama aynı zamanda bireysel farklılıkların da üzerini çizer…

Türkiye’yi ve piyasaları sık sık ortalamalara bakarak değerlendiririz. Bu iyi kötü bize bir fikir verir, ama her seferinde de her ülkenin farklı bir durumu olabileceğini, üstelik “farklı durum” söz konusu olduğunda kimsenin Türkiye’nin eline su dökemeyeceğini de söyleriz! Bunun sebebi yukarıda okuduklarınızın ardından sanırım netleşmiştir. Türkiye’yi makroekonomik büyüklükler, piyasalara giren/çıkan fon rakamları, performanslar üzerinden değerlendirebiliriz, ama yaşadığımız bir çok olayı bu rakamlara eklemek, verileri bu şekilde karşılaştırmak mümkün değil maalesef.

Kaynak: Bloomberg

Bunu şimdi Türkiye ve diğer gelişen ülkeler diye yorumladık ama elbette her alanda, her ülkede ortalamaların farklı yansımaları olabilir.ABD’yi ele alalım. Cuma günü ABD’de açıklanan istihdam verileri de ortalamalara göre bakarsak iyi. Ama ortalamaların bazen o kadar da çok şey ifade etmediğini göz önünde bulundurduğumuzda, aslında o kadar da iyi değil demeliyiz belki de. Verilere göre ABD ekonomisi Ağustos ayında 151 bin kişilik istihdam yarattı, piyasa beklentisi 180 bin kişi idi. İşsizlik oranı ise %4.9 ile değişmedi. Veriler, ekonominin performansının iyi olduğunu, ama Fed’i alelacele bir faiz artışına gitmeye sevk edecek denli de iyi olmadığını işaret ediyor. Malumunuz, son dönemde Fed içinde faizlerle ne yapılması gerektiği konusunda ciddi bir bölünmüşlük var. Halen “ortalama” görüş faizlerin bir süre daha düşük tutulmasını savunuyor, ama “artık faizi artırmamız lazım” cephesi de giderek kuvvetleniyor. Faiz artırma yanlılarının çıkış noktası, enflasyonda artış olduğunda Fed’in geride kalacağı ve mecburen hızlı bir faiz artırım sürecine gireceği kaygısı.

Peki, ABD’de enflasyon cephesinde durum nedir? Yıllık enflasyon %0.8, çekirdek enflasyon %2.2. Aşağıda gördüğünüz üzere çekirdek enflasyonda 2016 başında bu yana pek bir artış eğilimi yok. Bu noktada belki de yıllık ücret artışı Fed üyelerini rahatsız ediyor diyebilirsiniz. Oradaki yıllık artış da %2.4. İşgücüne katılım oranı artarken, aynı anda ücretler de artıyorsa enflasyonist baskıdan kaygılanabiliriz. Şu anda böyle bir durum yok.

Kaynak: Bloomberg

Ortalamalar bazen yanıltıcı olabilir ama bazen de bize büyük resmi pek güzel gösterirler. Bakın şimdi size ABD ekonomisi ile ilgili birkaç ortalama vereyim:

-Fed’in resmi hedefi çekirdek PCE’nin %2 civarında dengelenmesi. Son 8 yılın ortalaması %1.12

-30 yıllık enflasyona endeksli tahvil ek getirisi %1.66, bu da yaklaşık %1.4 PCE enflasyonu demek.

-ABD ekonomisindeki en uzun ekonomik büyüme döngüsü 10 yıl sürmüş. Şu anda 7. yıldayız.

-Bu son madde pek matah değil ama diğer maddelere bakınca Fed’in faiz artırmayı istemesi şaşırtıcı.

Özetle, bırakın Eylül’ü, Aralık dahi faiz artırımı için çok zorlama olacak. An itibarı ile Fed’in görece şahinleşen söylemini piyasalara sopa gösterme dışında yorumlamak zor.

Bu kadar laf kalabalığının ardından asıl meseleye gelelim: Fed’in faiz artırması piyasalar açısından konuştuğumuz kadar önemli değil. Daha önce de tartıştığımız bu konuya iki açıdan bakabiliriz: İlk olarak, dünyanın en büyük ekonomisinde işler düzeldiği için Fed faiz artırıyor, bundan özellikle hisse piyasaları çok mutlu olmalı. İkinci olarak, Fed hızlı bir faiz artırım sürecine girmeyecek, faiz artışları yavaş ve ölçülü olacak, bu da piyasalara hazırlanmaları için zaman verecek. Evet, faiz artırımının kurlar, faizler ve borçlanma maliyetleri üzerinde etkisi olacak, ama dönüp Aralık 2015’e bakalım. Fed faiz artırdı diye dünya dönmeyi bırakmadı. Hatta faiz artırımın ardından ABD tahvil faizleri zaman içinde çeşitli sebeplerle düştü. Şimdi de benzer şekilde, piyasaların faiz artırımı konusunu bu kadar ciddiye almaması için sebepler var kuşkusuz.

Özellikle gelişmekte olan ülkeler (GOÜ) gözünden baktığımızda, geçmişe nazaran daha rahat bir ortam görüyoruz. Yukarıda bahsettiğim gibi, Fed uzun bir faiz artırım sürecine gir(e)meyecek. Yani GOÜ borçlanma maliyetleri 2013 sonrasında korkulduğu ölçüde artmayacak. Ayrıca o zamandan bu yana bir çok GOÜ ekonomisi makro dengelerinde önemli düzeltmeler gördü, para birimleri değer yitirdi. Bu yüzden, sadece Fed yüzünden GOÜ piyasalarında bir satış dalgası görürsek çok büyük olasılıkla bu fazla uzun soluklu olmayacak ve hatta alım fırsatı olarak görülecek. Unutmayın, dünyada hala $14 trn civarında tahvil eksi faizle işlem görüyor!

Türkiye’de ise işler karışık. Zaten ortalamaların bizi neden yansıtamadığının da genel ifadesi bu… Yukarıdaki küresel tablodan payımızı illa ki alacağız, ama bu büyük olasılıkla arzu ettiğimiz ölçekte olmayacak. Faizlerle başlayalım. Bu sabah açıklanan veriye göre, Ağustos ayında enflasyon TCMB’nin işaret ettiği gibi geriledi. Bu önümüzdeki günlerde tahvil piyasasında daha olumlu bir seyir izleyeceğiz demek. Öte yandan, yine de mevcut büyüme dinamiklerine göre halen çok yüksek bir rakamdan (%8.05) bahsediyoruz. Her ne kadar TCMB önümüzdeki aylarda gıda fiyatları kaynaklı düşüş bekliyor ve çekirdek enflasyonda bir miktar daha gerileme mümkün olsa da, 2016 sonu-2017 başları enflasyon açısından pek parlak bir görünüm arz etmiyor. Buna rağmen TCMB’nin büyümeye destek olmak üzere en az bir faiz indirimi daha yapacağını tahmin ediyoruz. Bu durumda elimizde hedeften ciddi şekilde sapmış bir enflasyon, iç tüketime daha da fazla dayalı bir büyüme ve yeniden artma eğiliminde bir cari açık olacak. Bunun piyasa açısından tercümesi, daha düşük kısa vadeli tahvil faizlerine karşın o kadar da düşmeyen uzun vadeli faizler, değerlenmekte zorlanan bir TL demek. Öte yandan büyümenin devamı borsa açısından iyi haber. Geçmişi değil, beklentiyi satın alan borsanın büyümeye olan destek arttıkça diğer piyasalardan daha güçlü bir seyir izlemesi mümkün.

Kaynak: Bloomberg

Tabi bu yukarıdaki beklentiler, geçmiş yıllarda benzer durumlarda gördüklerimizden çıkardığımız ortalama beklentileri işaret ediyor.Türkiye o kadar dinamik bir ülke ki, önümüzdeki dönemde aynı şartlara, aynı piyasa tepkilerini görmezsek de şaşırmayacağız. Ortalamalar bizi daha önce yanıltmıştı, bir kez daha yanıltabilir. Hem Mark Twain’in dediği gibi, “Gerçekler inatçıdır, istatistik ise daha esnek olabilir”…

Güzel bir hafta geçirmeniz dileğiyle…

Tufan Cömert

Tufan CÖMERT

Araştırma Direktörü

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "Hesap Kitap”

 19.10.2017 11:14

Yatırım yaparken en baştan belirlememiz gereken bazı şeyler vardır: Yatırımımızın hedefini, bu hedefe ulaşmak için bekleyebileceğimiz azami süreyi, beklentimiz yanlış çıkarsa da zarar durdur seviyemizin ne olacağını belirlemeliyiz. Bunlar zaman içinde güncellenebilir, ama ilke hiç değişmemeli: Hesap kitap yapmadan bir yatırıma girilmez. Hesap kitap yapmadan afaki açıklamalar yapmak da bir Hazine Bakanı’na hiç yakışmaz…

Pusula’da Bugün: "Bir Tercih Olarak “İyimserlik”"

 17.10.2017 11:17

Günlük hareketlere baktığımızda piyasalar çok hareketli, her an izlenecek bir haber, verilecek bir tepki var, değil mi? Buna biraz daha uzun bir zaman diliminde baktığımızda ise hemen hemen tüm oynaklık göstergeleri tarihi diplerine yakınlar. Bu, hem iyi, hem de korkutucu. İyi, çünkü piyasalardaki iyimserliğin dozunu gösteriyor ve buna bakarak diyebiliyoruz ki “piyasalar için olumlu görüşümüzü koruyoruz”. Kötü, çünkü biliyoruz ki herkes aynı gemideyken bir şeyler ters giderse yeterince kurtarma sandalı olmayacak. Peki ya bir tercih yapmamız gerekirse?

Pusula’da Bugün: "Acı Gerçekler"

 16.10.2017 10:48

Hayatta sevsek de sevmesek kabullenmemiz gereken bazı şeyler var. Mesela kendimizi mükemmel sanırız, ama değiliz. Kendimizi zeki, mantıklı, sonuç odaklı görmeyi çok isteriz ama gerçek bu değil. Bu yılın Nobel Ekonomi Ödülü’nü alan Richard Thaler’in davranışsal ekonomi dalındaki çalışmaları bu acı gerçekleri ortaya koyuyor: Hepimiz kusurluyuz! Tüm kusurlarımıza rağmen yatırımcılar olarak son dönemde doğru yaptığımız bir şey varsa o da hisse piyasasına olan ilgimiz…