Pusula’da Bugün: Para Olmayınca…

Bugünlerde bir yayın platformu, sırf Star Trek’e (Uzay Yolu) özgü bir kanalda serinin gelmiş geçmiş tüm filmlerini yayınlıyor. Çocukluğumuza dönmenin yarattığı nostalji bir yana, o yıllarda geleceğe dair yapılmış öngörüleri bir kez daha gözlemlemek çok eğlenceli. Fakat filmleri izlerken bir şeyin beni rahatsız ettiğini fark ettim: Star Trek’te hiç kimse doğru düzgün bir iş ile iştigal etmiyor, esnaflık müessesesi mevcut değil, hatta ortada para bile yok! Şu an için paranın olmadığı bir ekonomik sistem uzak bir olasılık. Ülke olarak para bulmak, fon çekmek bilakis çok önemli, bu da bir sürü şarta bağlı…

Konu ben fark edene dek zaten birçok yerde, birçok kişi tarafından tartışılmış. Hatta gelecekte hâkim olacak ekonomik düzen de serinin 205. bölümünde Kaptan Picarde tarafından anlatılmış. Özetle insanlık açlık ve hırsın üstesinden geldikten sonra artık özel mülkiyete istek kalmamış. Kaynaklar o kadar bollaşmış ki maddiyat tamamen ortadan kalkmış, replikatörler ile istenen şey hemen üretilir hale gelmiş, bir şeylere sahip olmanın bir cazibesi kalmamış. Böyle bir evrende statü kazanmanın yolu, maddi olarak neye sahip olduğundan değil, entelektüel birikim ve yetenekten geçmeye başlamış.

 

Okuduklarınız ekonominin çıkış noktası olan “kıt kaynakların etkin kullanımı” ilkesinin tamamen ortadan kalktığı bir dünyayı tasvir ediyor. İleride mesleklerinin ortadan kalkacağından korktuklarından olsa gerek, ekonomistler geçmişte “Star Trek ekonomik sistemini” etraflıca tartışmışlar. 2013 yılında Rick Webb ve Matt Yglesias bu konu ile ilgili bir teori ileri sürmüşler: Toplum zenginleştikçe kapitalizm ve piyasalar yine olacak ama şu anda olduğu gibi hayatımızı yönlendirmek yerine arka planda bir yerlerde kalacaklar. Bu konu ile daha ayrıntılı bir şeyler okumak isterseniz Manu Saadia’nın Trekonomics isimli kitabını inceleyebilirsiniz.

Bunları teorik olarak tartışmak faydalı, ama yakın gelecekte (ki aslında yakın filan değil, en azından 5–10 nesilden bahsediyoruz) ekonomik açıdan böyle müthiş bir dönüşüm beklemek fazla hayalcilik olur. Bu durumda çağdaş ekonomik sistemde bir değişim için işlerin iyiye gittiği değil, kötüye gittiği bir dünyayı tartışmak lazım. Hadi gelin burada da bir nostalji yapalım: 2008–2009 krizindeki tartışmaları hatırladınız mı? Finansal sistemin tıkandığı, bankaların battığı bu dönemde panik havası yayılmış, altın finansal sistemin ya işlevsiz kalacağı ya da sistemin tamamen çökeceğini düşünenler tarafından baş tacı edilmişti. Bu dönemde Marc Faber’in yaptığı açıklamaları okursanız demek istediğim daha netleşir sanırım (Tabi Sayın Faber’in lakabının “Dr. Felaket” olduğunu, yıllardır finansal sistemin her an çökebileceği uyarısında bulunduğunu, bu konuda asla geri adım atmadığını da unutmayınız). Diyeceğim o ki, eğer soyadınız Faber değilse, en azından eldeki verilerle küresel ekonomide felaket senaryolarına itibar etmeniz yersiz. Fakat eğer dünya ekonomisinin ve piyasaların bir dönüşümden geçtiğini düşünüyorsanız, bakın o noktada çok haklısınız.

Son zamanların piyasalardaki en baskın konusu hiç kuşkusuz eksi faizler ve bunun yol açtığı getiri arayışı teması. 2008–2009 krizi sonrasında halen içinde çıkamadığımız düşük büyüme-düşük faiz sarmalı, finansal otoriteleri cesurca daha önce hiç bir insanın gitmediği yerlere gitmeye sevk etti (Star Trek’ten çalıntı, evet). Mevduata eksi faiz, ETF alımları, piyasalara sürekli gözdağı vermeler, piyasalarda herhangi bir sebepten oluşan satış dalgasında hemen şahin söylemlerden vazgeçmeler… Bunlar finansal tarihte ayrı ayrı gördüğümüz şeyler ama aynı anda, birçok merkez bankası tarafından uygulandığı başka bir dönem dünya tarihinde mevcut değil.

Bunların normal uygulamalar olmadığı açık. Gelişmiş ülkelerde getiri bulmanın iyice zorlaştığı bu dönemde, yatırımcıların fazla bir seçeneği yok. Her şeyi kısaltmayı seven Amerikalılar tabi ki buna da bir şey uydurmuşlar: TINA — There is no alternative (seçeneğimiz yok). Bu yüzden de devlet tahvilleri dışında artık daha riskli olan özel sektör tahvilleri, büyüme odaklı şirket hisseleri gözde yatırım araçları. Bu getirilerin de yatırımcıları kesmiyor olması işte bu noktada bizi de ilgilendirmeye başlıyor: Gelişmekte olan ülkelerde her zaman herkese göre bir şey bulunur! Aşağıda göreceğiniz üzere GOÜ ile gelişmiş ülkeler arasından büyüme farkı (gri alan) yine artmaya başladı. Bu da yatırımcıları çekmek için gayet geçerli bir sebep.

 

Bu noktada Türkiye’ye bir parantez açmamız gerek. 15 Temmuz öncesinde dahi biz yurt içi siyasi tansiyonun artması ile diğer gelişen ülkelerden ayrışmayı başarmıştık. Sonrasında ise not indirimi kaygıları ve yine siyasi-toplumsal ortama dair soru işaretleri nedeniyle yabancı yatırımcıların piyasalarımıza yeniden girmekte tereddüt ettiklerini gözlemledik. Cuma akşamı Fitch’in Türkiye’nin kredi notu görünümünü durağandan olumsuza çekmesi, Moody’s de Türkiye’nin kredi notunu indirmek üzere izlemeye almış olması bir süre daha bizim diğer gelişen ülkelere göre daha zayıf bir değişim görmeyeceğiz muhtemelen, ama zaten faiz indiriminin amacı da öncelikli olarak ekonomiye destek vermek, büyümeyi canlandırmak. Bu yüzden önümüzdeki günlerde zorunlu karşılık indirimleri ile ekonomiye daha da fazla ivme kazandıracak kararlar alınmasını bekleyebiliriz.

Diğer konu ise ABD’de her yıl yapılan geleneksel Jackson Hole toplantısında Fed Başkanı Yellen’ın neler söyleyeceği. Bu yılki toplantının ana başlığı “Gelecek İçin Sağlam Para Politikası Yapıları Tasarlamak” olarak belirlenmiş. Fed Başkanı Yellen’ın konuşmasının başlığı ise “Fed’in Para Politikası Alet Çantası -The Federal Reserve’s Monetary Policy Toolkit” olacak. Eğer Yellen’ın söyleminde önemli bir yumuşama görürsek, piyasalarda önümüzdeki dönemde USD değer yitirecek, gelişen ülkeler daha da fazla para çekecekler. Biz de bundan faydalanacağız, ama görece daha az…

Gördüğünüz gibi ülke olarak hala para bulma derdindeyiz. Star Trek’te olduğu gibi parasız bir sisteme geçilmediği sürece de bunları yazıp çizeceğiz. Hoş Star Trek’te Federasyon para kullanmıyor ama diğer ırklar henüz o kadar bilinçlenememişler. Mesela zaman zaman Darsek, Dirak, Lek, Lita, Quatloo gibi para birimleri geçiyor. İşe iyi yanından bakalım: İnsanlık para kullanmaktan vazgeçtiğinde işsiz kalacak ekonomist, stratejist tayfasına iş olanakları hala açık. Darsek/Quatloo paritesi hakkında temel-teknik analizlerimizle çok yakında (300 yıl kadar sonra) hizmetinizdeyiz!

Tufan CÖMERT

Araştırma Direktörü

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "Petrol-Piyasa İlişkisi"

 21.06.2017 11:10

Piyasalarda her şey gayet güzel giderken dün petrol fiyatındaki düşüşün hızlanması işleri bozdu. Petrol üreten ülkelerde de, petrol ithalatına bağımlı olan ülkelerde de eş zamanlı satışlar gördük. Dolar güçlendi, ABD tahvil faizleri de artan taleple gerilediler. Petrol fiyatının düşmesinin bazı nedenleri var elbette (OPEC üretim kısıntısının etkinliği konusundaki kaygılar, ABD’de kaya petrolü üretimi sonrasında artan petrol stokları gibi), ama bunların üzerinde durmayacağız. Bizi ilgilendiren bu eğilimin devamının piyasalarda ne gibi etkilere yol açacağı…

Pusula’da Bugün: "Paranın Rengi"

 20.06.2017 10:34

Eddie Felson: “Kokuyu alıyor musun?”

Vincent Lauria: “Ne kokusu? Duman mı?”

Carmen: “Hayır, paradan bahsediyor”

(Paranın Rengi, 1986)

Pusula’da Bugün: "Kararsızlık"

 19.06.2017 10:39

Bazen bir dönemi, bir anı tek bir sözcükle tanımlamak yeterli olur. Geçen haftanın tek sözcüklük tanımı da sanırım “kararsızlık” olur. Fed faiz kararı ve sonrasında Yellen’ın açıklamaları ile piyasanın izlediği yön oldukça farklı diyebiliriz. Fed’in şahin söyleminin aksine piyasa bırakın 2017 ve 2018’i, 2019 sonuna dek 2 adet faiz artırımını anca fiyatlıyor. Hal böyle olunca, Fed sonrası tüm piyasalarda ciddi bir kararsızlık hakim oldu. Yurtiçinde ise en büyük kararsızlık döviz yatırımcılarında olsa gerek…