Pusula’da Bugün: "Sade"

Sadeleştirme kavramını biz para politikasını tartışırken kullanıyoruz ve bundan gerçekte ne anlamamız gerektiği konusunda hala soru işaretleri var. Halbuki sadeleştirme deyince anlamamız gereken açık: Tek bakışta anlayacağımız bir para politikası, anlamak için iki üç kez okumak zorunda olmadığımız politika metinleri, tahmin edilebilir politika tepkileri… Bugün bunun faiz bacağını tartışacağız, ama önce politika metinleri ve “sadelik” kavramı ile ilgili bir konudan bahsedelim.

Resmi kurumların ürettiği raporlar çoğu zaman gereksiz uzun ve fazlasıyla sıkıcı olur. Bunları iş icabı okumamız gerekir, ancak bazen bu iş hakikaten işkenceye döner: Giriş-gelişme-sonuç olmayan metinler, bir sayfanın tümünü kaplamış, öznesi-yüklemi belli olmayan cümleler, bitmek bilmeyen paragraflar... Yazmaya başladığım günden beri ilke olarak bunu benimsedim: Yazarken sıkılıyorsan, kendi yazdığını iki kez okumak zorunda kalıyorsan hiç yazma! Bu görüşümde yalnız değilim, böyle düşünen biri daha var: Dünya Bankası Baş Ekonomisti Paul Romer. Romer göreve gelir gelmez bu ağdalı dille rapor yazma saçmalığına müdahale etmiş ve ekibine daha net bir dille, daha kısa, sonuca yönelik yazmaları talimatı vermiş.

Romer’ın yerleştirmek istediği kurallardan biri “ve” bağlacına sınır getirmekti. Buna göre hiçbir resmi raporda “ve” tüm metnin %2,6’sından fazla olamayacaktı. Neden böyle bir oran benimsedi derseniz, yanda gördüğünüz üzere Dünya Bankası raporlarının üretilmeye başlandığı 1940’lı yıllarda ortalama oran buymuş, zaman içinde iki katına çıkmış! Stanford Üniversitesi’nin bu çalışmasının 17. sayfasına bakarsanız Dünya Bankası raporlarındaki “ve” bağlacı ile pek eğlendiklerini görebilirsiniz.

Peki, bizde durum nedir? Merak edip TCMB metinlerine baktım. Son yayınlanan Mayıs ayı fiyat gelişmeleri raporunda bu oran %2,69 ile Romer’i mutlu edecek seviyede. Hatta, “ve”lerin büyük çoğunluğu da tablolardaki “gıda ve enerji” gibi gerçekten gerekli yerlerde kullanılmış, bu açıdan Dünya Bankası raporları ile karşılaştırılabilir değil. Bir de daha çok metin içermesi nedeniyle finansal istikrar raporuna baktım. Buradaki oran da %3,3. Sonuç? TCMB’nin raporları, Dünya Bankası’na göre kesinlikle okuması çok daha kolay ve sade bir dille yazılmış…

TCMB’nin yazılı iletişimde kullandığı bu sade dili, para politikası mesajlarında ve uygulamalarında da görmek en büyük arzumuz. Hatırlayacağınız üzere geçen yıl bu zamanlar “sadeleşme” ana konumuz idi, yılbaşından bu yana ise sadeleşmeyi terk edip daha da karmaşık hale gelmiş bir para politikasına geçtik. Sabah geldiğimizde o gün sonunda TCMB fonlama faizinin ne olacağını bilmiyoruz, gün ilerleyip rakamlar ortaya çıktıkça anlıyoruz. Bunun için önce saat 09:00’da TCMB’nin BIST’te fonlama yapıp yapmayacağına bakıyoruz. 10:00’da haftalık repo açılıp açılmayacağını izliyoruz. Sonra TL depo piyasasındaki fonlamayı takip ediyoruz. Öğleden sonra ise geç likidite penceresinden ne kadar fonlama yapıldığına bakıyoruz. Böylece saat 17:00 sonrasında o günkü referans faizin ne olduğunu anlamış oluyoruz. Bizim için dahi takibi zahmetli olan bu işi, yatırımcıların da rahatlıkla anladıkları ya da benimsedikleri söylenemez. Umalım ki bir an önce gerçekten daha sade bir para politikasına geçeriz.

Bundan sonraki dönemde faiz sayımız azalacak mı bilinmez, ancak ortamın en azından daha gevşek bir para politikasına hazır olduğunu söyleyebiliriz. ABD’de açıklanan veriler Fed’in faiz artırım konusunda agresif olamayacağını gösteriyor. Bu yüzden tahvil faizleri yeniden düşmeye başladı, gelişen ülkeler de bir süre daha para çekmeye devam edecekler gibi görünüyor. Bunu zaten TL’nin geldiği seviyeden de görüyoruz. Piyasa şartları yurtiçinde daha düşük bir faiz ortamımız olması için müsait. Peki ya enflasyon? Hala %11,7 civarında olan enflasyon, TCBM hedefinin de (%5,0) , yılsonu tahminin de (%8,5) çok üzerinde. Bu durumda TCMB bir süre daha sıkı para politikasını sürdürmeli.

Doğru, ama unutmayın: Önemli olan ne olduğu değil, ne olacağı. Mayıs ayı enflasyon verisi sonrasında Araştırma Bölümümüz bir not yayınladı. Buna göre, “Haziran-Temmuz 2016’da gıda fiyatlarının önceki 4 yıl ortalama trendinin belirgin üzerinde gerçekleşmiş olması, bu aylar için gıda enflasyonunda olumlu baz etkisi yaratıyor. Bu etkinin gerçekleşmesi ile birlikte bu iki ayda manşet enflasyonda düşüş eğiliminin belirginleşmesini bekliyoruz”. Bu TCMB’nin faiz indirmesi için belki yeterli olmayacak, ancak genel olarak yaz aylarında likiditede görece rahatlama görmemiz yüksek olasılık.

Peki, TCMB faiz indirmeden bunu nasıl yapacak ve bunun bize ne faydası olacak? Öncelikle TCMB’nin halen bankacılık sistemine sağladığı likidite kompozisyonunun yılbaşına ve 3 ay öncesine göre nasıl değiştiğine bakalım:

Gördüğünüz gibi yılbaşından bu yana hem sistemin likidite ihtiyacı artmış, hem de TCMB sisteme sağladığı bu likiditeyi daha pahalı hale getirmiş. Diyelim ki TCMB şimdilik faiz indirmek istemiyor. O zaman yukarıdaki kompozisyon ile oynayabilir. Örneğin, geç likidite penceresi yerine haftalık repo ile sadece 10 mlr TL verse, fonlama maliyetinde 35 baz puan civarında düşüş olacak. Üstelik likidite kompozisyonunu değiştirmek günlük bazda verilebilecek bir karar, bunun için PPK toplantısına da gerek yok.

Bu işin bir yolu. Bir başka yöntem de TL mevduatlara uygulanan zorunlu karşılıkları düşürmek ve böylece bankacılık sisteminin likidite ihtiyacını azaltmak. Benzer şekilde BDDK da devreye girerek genel karşılık oranlarını düşürebilir, bu da sonuçta aynı amaca hizmet edecek bir uygulama. Olay bu kadar basitse neden yapılmıyor peki?  Çünkü ilk olarak TL’de olumsuz bir tepki görmemiz olası. Bu yüzden faizleri indirmek için yurtdışında da olumlu bir havanın olması, faizlerimizin de görece yüksek olup para çekiyor olması gerek. Şu anda olan da tam olarak bu değil mi aslında? Bu durumda temkinli bir gevşeme için şartlar müsait diyebiliriz.

Öte yandan işin bir de kredi boyutu var. Faizi düşürdüğümüz anda kredi talebinin artması gayet olası. Bunda yanlış olan bir şey yok da, bankacılık sistemi bir süredir oldukça zorlanıyor. Sorunun özeti kaynakların sınırlı olması. Yanda gördüğünüz üzere her 100 TL’lik mevduatın 142 TL’si krediye dönüyor. Bankacılık sistemi bu açığı kapatmak üzere tüm kaynaklara saldırmak zorunda. Bu yüzden kredi talebi artmaya devam ettikçe mevduat faizleri de yüksek kalacak. Yukarıda bahsettiğim gibi TCMB ve BDDK başka önlemler alsalar dahi, bu önlemlerin en azından mevduat faizine birebir yansımayacağını şimdiden söyleyebiliriz. Bu durumda daha gevşek bir para politikası, yüksek seyreden bir enflasyon ve arzu edildiği kadar düşmeyen bir mevduat faizi ile birlikte gelecek. Bu da bir politika tercihi elbette.

Konu açılmışken kısacık değineyim: Bankacılık sisteminin bu kaynak sorunu nedeniyle, bir süredir Kredi Garanti Fonu kapsamında borç veren bankaların, bu borçları menkul kıymet haline getirip satarak fon yaratması tartışması sürüyor. Bu kıymetleri yerli ya da yabancı yatırımcı alacaksa ne ala, ama yok TCMB ya da Varlık Fonu alacaksa iş değişir. Para politikasının amacı, mali disiplinin geleceği, şeffaflık tartışmaları başlar. Şimdilik bu konuyu burada bırakalım, nasılsa zaman içinde tekrar döneceğiz gibi görünüyor.

Gördüğünüz üzere iletişiminiz sade bile olsa olay uygulamada bitiyor. Gene de haksızlık etmeyelim, yukarıda bahsettiğim gibi yapısal bir çok sorun varken, TCMB’nin bunların hepsinin altından tek başına kalkması mümkün değil. Dünya bankası Baş Ekonomisti Romer da bunlarla baş edememiş zaten: Bir süre sonra ekipte isyan çıkmış. Sonuçta Romer Baş Ekonomist olarak görevine devam ediyor, ancak artık idari görevleri olmayacak. Romer diyor ki “ekonomistlerin tavrına şaşırdım, benim sadeleştirme çabalarımı işlerine müdahale olarak gördüler”. Hayır Sayın Romer, duygusal davranıyorsunuz, mesele o değil. Bürokrasinin yoğun olduğu kültürlerde “net” olmak birilerini kızdırmak anlamına gelir. O yüzden mümkün mertebe muğlak ve kimsenin üzerine alınmayacağı şeyler yazarsınız. Rapor karman çorman olur ama bir şekilde yazılmış olur. Romer belli ki bunu zor yoldan öğrendi!

Tufan Cömert

Birim Müdürü - Yatırım Danışmanlığı

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "Yalan Söyleme Bana!"

 11.01.2018 10:31

Çocuklarımızın bize yalan söylemesi bizi çok sinirlendirir. Onlara öğretmek istediğimiz şey dürüstlüğün bir erdem olduğudur. Ancak son araştırmalar gösteriyor ki çocukların yalan söylemesi gayet normal, hatta bir zeka işareti. Rahat bir nefes alıp arkanıza yaslanmadan önce sizi uyarayım: Bu çocuklar için geçerli, yetişkinler, hele hele finansal dünya için değil…

Pusula’da Bugün: "Seni Öldürmeyen Şey"

 05.01.2018 10:39

İzlerken beni çok rahatsız eden, ama izlemekten kendimi alıkoyamadığım bir dizi var: “Black Mirror”. Yakın bir gelecekte teknolojik gelişmelerin insan yaşamını ve toplumsal değerleri nasıl değiştirdiğini anlatan dizi, insana sık sık “nereye gidiyoruz” diye sorduruyor. Bu dizinin son sezonunun bir bölümünde (“Arkangel”) anlatılan bir hikaye var ki rahatlıkla bir ders çıkarabiliriz: Deneyim önemlidir, yaşadığımız her şey iyi de olsa kötü de olsa bize deneyim katar.

Pusula’da Bugün: "Gelecek"

 03.01.2018 02:48

Geleceğe dair tahminler genellikle fena halde yanlış çıkar. Vade ne kadar uzaksa yanılma olasılığınız da aynı oranda artar hatta. Konunuzda ne kadar iyi olursanız olun, kontrol edemeyeceğiniz onlarca, yüzlerce değişken var sonuçta. Arada elbette istisnalar var, fakat özellikle piyasalar konusunda çok uzun vadeli tahminler yapmak yerine geleceği zaman dilimlerine bölerek tahmin etmeye çalışmak her zaman daha iyidir.