Pusula’da Bugün: “Sıkıntı Yok”

Bazen söylediğiniz bir söz sizi hayatınız boyunca izler, isminiz ile söyledikleriniz bir arada anılır. II. Dünya Savaşı sırasında sarf edilen ve “sıkıntı yok” olarak çevirebileceğimiz “don’t worry about it” cümlesi ile meşhur Kermit Tyler bunun en güzel örneklerinden biridir. Tarihe geçen bu cümlenin bedeli oldukça ağır oldu. Günümüzde merkez bankalarının kullandıkları ifadeler bazen savaşlardan çok daha büyük “hasarlar” yaratıyor. Bu yüzden merkez bankaları mesajlarını daha üstü kapalı vermeyi tercih ediyorlar ve bunları deşifre etmek gerekiyor. Dün TCMB’nin verdiği mesajları da bu gözle okuyalım bugün…

Bundan 75 yıl önce bugün, ABD Hava Kuvvetleri’nden Teğmen Kermit Tyler, görevli olduğu hava trafiği izleme istasyonunda iken, sabah 07:00’da yakındaki bir radar istasyonundan telefon aldı. Burada görevli iki er, radar ekranında büyük bir grup uçağın yaklaşmakta olduğunu görüyorlardı. Teğmen Tyler’ın görevdeki daha ikinci günü idi. Radar görece yeni bir teknoloji olduğu için tam olarak ne anlaması gerektiğinden de emin değildi. Üstelik kendisine böyle bir durum karşısında ne yapacağına dair bir emir de verilmemişti. Tyler bölgede eğitim uçuşunda olan ABD uçakları olduğunu biliyordu. Sonunda inisiyatif kullandı ve dünyanın gidişatını değiştiren o cümleyi kurdu: “Don’t worry about it”… Tam anlamı “endişelenmeye gerek yok” olan, ama moda tabirle “sıkıntı yok” diye çevirebileceğimiz bu cümle, Pearl Harbor baskının Japonlar açısından umulandan çok daha yüksek bir başarı elde etmesine yol açtı. Sonrasını hepimiz biliyoruz…

Günümüzde merkez bankalarının yaptıkları açıklamalar bazen öyle dalgalanmalar yaratıyor ki, ortaya çıkan bedel çok ağır oluyor. Örneğin Mayıs 2013’te Fed’in o zamanki Başkanı Bernanke’nin açıklamaları tüm dünyada fiyatlamaların hızla değişmesine yol açtı, gelişen ülkeler aylarca baskı altında kaldı. Fed kadar etkin olmasa da dünyadaki diğer merkez bankalarından zaman zaman heyecanlı açıklamalar geliyor. Her ne kadar küresel piyasalar üzerinde etkisiz olsa da, benim tüm zamanlar için şahsi favorim 2003–2013 arasında Zimbabwe Merkez Bankası Başkanlığını yürüten Gideon Gono. Kendisi “para basmanın enflasyon yaratmayacağını, kamu borçlarının para basarak kapatılmasının yurtiçi talebi güçlendireceğini” iddia ediyordu. Bu politikaların sonucunda Zimbabwe’de enflasyon erişilmesi güç dünya rekoru kırdı. Örneğin Kasım 2008’deki enflasyon oranı %79,6 milyar idi. Rakam doğru, milyar…

Merkez bankaları son yıllarda iletişimde çok daha dikkatli ve temkinliler. Bunun sonucunda piyasalarda merkez bankalarının ne dediğini yorumlamak bazen oldukça meşakkatli bir iş haline dönüyor. Aslında 2008–2009 krizinden 2016 ortalarına dek geçen zamanda piyasalarda yön tayin etmek pek de zor değildi. Ekonomik veriler bir yana, yatırımcıların gözü kulağı merkez bankalarının ne yapacağında idi. Açıklanan her kötü veri (anormal kötü değilse), merkez bankalarının piyasalara daha fazla likidite sağlayacağı beklentisi doğurup, özellikle gelişen ülkelerde coşkuya neden oluyordu. Benzer şekilde, iyi gelen veriler piyasalarda satışa yol açıyordu. Piyasalardaki bu tuhaf denge bu yıl Eylül ayında itibaren bozulma emareleri göstermeye başladı, 8 Kasım sonrasında ise merkez bankalarının ne yapacağı konusu artık gündemimizde eskisi kadar önemli olmamaya başladı.

Elbette merkez bankalarını sırtımızı dönemeyiz, hala piyasalarda çok ciddi bir etkileri var. Fed’i şimdilik denklemden düşmüş gibi görüyoruz, ama yanılmayalım: Piyasa Aralık ayında faiz artırımına %100 olasılık tanıdığı için artık rahat. 2017’de ikiden fazla faiz artırımı sinyali işleri değiştirir, Fed’i gene ön plana çıkarır. Avrupa’da da yarın ECB toplantısını izleyeceğiz (Toplantıda gelmesi olası kararı ve bunların olası piyasa etkilerini bu bağlantıya tıklayarak inceleyebilirsiniz).

Bizim açımızdan ise TCMB’nin ne dediği, ne yapacağı çok önemli. Küresel etkiler bir yana, biz uzun bir süredir diğer gelişen ülkelerden oldukça olumsuz şekilde ayrışıyoruz. Moody’s’in notumuzu indirdiği 23 Eylül’den, Trump’ın Başkan Pusula seçildiği 8 Kasım’dan, yıl başından bugüne, hangi tarihten bakarsanız bakın özellikle TL’deki zayıflığı gözden kaçırmanız mümkün değil. Kabul, bu zayıflığın ardında yatan birçok sebep var: Yurtiçi haber akışı, jeopolitik gelişmeler, ekonomik göstergelerdeki zayıflama… Tüm bunlara TCMB’nin çare bulması mümkün değil. Ama bu risklerin bir süre göz ardı edilmesini sağlamak merkez bankasının elinde.

“Bu nasıl olacak derseniz”, şu anda piyasada, gecelik borç verme faizinde artışın sürmesinin fiyatlandığını söyleyerek başlayalım. Bir ay vadeli-bir aylık swap işlemlerinde kullanılan faiz (yandaki Bloomberg kaynaklı grafikte mavi alan), gecelik borç verme oranında (siyah çizgi) yaklaşık 125 bps faiz artışının fiyatlandığını gösteriyor. Kuşkusuz bu beklentinin ana kaynağı TL’nin seyri (kırmızı çizgi). TL değer yitirdikçe, piyasada bu beklenti daha da artacak (ya da azalacak). Hatta piyasa fiyatlaması son dönemde gördüğümüz yabancı kurum raporlarına göre daha insaflı bile diyebiliriz.

Peki, TCMB’nin böyle bir niyeti var mı? Dün TCMB’nin yayınladığı “2017 Para ve Kur Politikası” metni ve Başkan Murat Çetinkaya’nın sunumu bu anlamda net bir sinyal içermiyor. Ancak biraz satır aralarına baktığımızda aslında TCMB’nin TL konusunda kaygılı olduğunu, yine de günlük değişimlere tepki vermek istemediğini, piyasanın kendi dengesini bulmasını arzu ettiğini anlıyoruz. Beklentilerin iyice olumsuza döndüğü, oynaklığın iyice arttığı şartlarda TCMB’nin yine faiz artırımına gitmesi ise mümkün. Öte yandan bunu konuşmadan önce TCMB’nin, hafta sonu yapılan ve yarın açıklanacak EKK kararlarını beklemek istediğini söyleyebiliriz. Eğer bu önlemler TL açısından olumlu bir hava yaratmaz ise bu durumda gözler bir kez daha TCMB’ye dönecektir.

Basında yer alan bazı yorumlara göre EKK kararları içinde TL’ye destek olacak bazı maddeler yer alıyor. Örneğin “büyük firmaların döviz borcu yönetimine Merkez Bankası üzerinden katkı sağlanması, yurtdışındaki Türk vatandaşlarına cazip faiz şartları ile Türkiye’de mevduat hesabı açma imkânı sunulması ve gerekirse dövize endeksli iç borçlanma senedi ihracı” düşünülüyor. Bunlar yurtiçi döviz likiditesinin yönetimi açısından etkili olabilecek araçlar olmakla birlikte, TL açısından kalıcı bir etki yaratmaları aynı anda bir çok etkene bağlı. Örneğin yurtdışında hava bir kez daha olumsuza döner ve yurtdışından fon akımı iyice azalırsa, yukarıda bahsedilen önlemlerin etkisi arzu edildiği ölçüde olmaz. Tersine, piyasalarda risk iştahı artarsa, bu önlemler ile TL’de değerlenme görürüz.

Bu esnada yerli yatırımcıların ne yaptığı da önemli. Son dönemde TL lehine yürütülen kampanyaların henüz döviz mevduatlarına nasıl yansıdığını verilerden göremiyoruz. Ancak 18 Kasım itibarı ile sistemde bireysel yatırımcıların $89 mlr, kurumsal yatırımcıların ise $54 mlr döviz birikimleri mevcut. Yılbaşına göre mevduatlardaki azalma yaklaşık $10 mlr civarında, ki bu hareket de aslında 15 Temmuz sonrası başladı. Buna rağmen hala yerli yatırımcıların bu denli yüksek döviz mevduat tutmasını yandaki grafik ile açıklayabiliriz. Bu yıl ortasında artmaya başlayan USD faizlere karşı TL faizlerdeki düşüş, yerli yatırımcı açısından TL tutmanın cazibesini azalttı. Eğer gerek EKK kararları, gerekse de sonrasında TCMB uygulamaları bu farkı TL lehine çevirirse, bu durumda zaten yılbaşından bu yana USD karşısında %18 değer yitirmiş TL’de daha sağlam bir zemin oluşur. Çok yakında sorularımızın yanıtını alacağız gibi görünüyor.

Soru demişken, Teğmen Tyler da doğal olarak resmi bir soruşturma geçirmiş. Kendisinin bu göreve yetersiz deneyim, eğitim ve gözetim ile atanmış olduğuna kanaat getirilmiş ve suçsuz bulunmuş. Pilot olarak görevine devam etmiş, madalya kazanmış ve 1961’de emekli olmuş. 2010’da 96 yaşında yaşamını yitirene dek, 7 Aralık 1941 Pazar günü olanlar hakkında konuşmakta isteksiz olmuş. Yıllar boyunca kendisiyle alay edilmiş, tehdit mektupları almış. Pearl Harbor konusunda uzman tarihçi Daniel Martinez, Kermit Tyler’ın ardından şöyle der: “Aslında Tyler, Pearl Harbor olayında bir dipnot olmalıyken, bu dramın neredeyse en kötü aktörü olarak görüldü. Halbuki asla bu iş için eğitilmemişti. Bu büyük bir haksızlık”.

Tufan CÖMERT

Birim Müdürü - Yatırım Danışmanlığı

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "Yalan Söyleme Bana!"

 11.01.2018 10:31

Çocuklarımızın bize yalan söylemesi bizi çok sinirlendirir. Onlara öğretmek istediğimiz şey dürüstlüğün bir erdem olduğudur. Ancak son araştırmalar gösteriyor ki çocukların yalan söylemesi gayet normal, hatta bir zeka işareti. Rahat bir nefes alıp arkanıza yaslanmadan önce sizi uyarayım: Bu çocuklar için geçerli, yetişkinler, hele hele finansal dünya için değil…

Pusula’da Bugün: "Seni Öldürmeyen Şey"

 05.01.2018 10:39

İzlerken beni çok rahatsız eden, ama izlemekten kendimi alıkoyamadığım bir dizi var: “Black Mirror”. Yakın bir gelecekte teknolojik gelişmelerin insan yaşamını ve toplumsal değerleri nasıl değiştirdiğini anlatan dizi, insana sık sık “nereye gidiyoruz” diye sorduruyor. Bu dizinin son sezonunun bir bölümünde (“Arkangel”) anlatılan bir hikaye var ki rahatlıkla bir ders çıkarabiliriz: Deneyim önemlidir, yaşadığımız her şey iyi de olsa kötü de olsa bize deneyim katar.

Pusula’da Bugün: "Gelecek"

 03.01.2018 02:48

Geleceğe dair tahminler genellikle fena halde yanlış çıkar. Vade ne kadar uzaksa yanılma olasılığınız da aynı oranda artar hatta. Konunuzda ne kadar iyi olursanız olun, kontrol edemeyeceğiniz onlarca, yüzlerce değişken var sonuçta. Arada elbette istisnalar var, fakat özellikle piyasalar konusunda çok uzun vadeli tahminler yapmak yerine geleceği zaman dilimlerine bölerek tahmin etmeye çalışmak her zaman daha iyidir.