Pusula’da Bugün: "Sözlerin Gücü"

Piyasalar haftaya, ekonomik anlamda önemli bir gelişme olmasa da, hızlı başladılar. Piyasaları kaygılandıran konu yine Kuzey Kore- ABD gerginliği. İyi yandan bakarsak, savaş şu anda karşılıklı tehditlerle, hakaretlerle sürdürülüyor. Bu böyle devam edecekse sorun yok. Zira K. Kore-ABD atışmasında bu tarz tehditleri ilk kez duymuyoruz. Karşılıklı tehditler savruluyor, sonra bir şekilde olaylar soğumaya bırakılıyor. Trafikte arabanızın içinde, bir başka sürücüye bağırmanızdan farklı değil. Arabadan inmediğiniz sürece bağırmanızda bir sorun yok...

Peki ya arabanızdan inerseniz ne olacak? O zaman iş değişir tabi... Şu anki gerginlik için de piyasa “sürücülerin arabadan inmeyeceklerine” güveniyor. Başka türlü olsaydı emin olun fiyatlamalar bundan çok ama çok daha farklı olurdu. Yalnız tarih bize gösteriyor ki sürücülerden birinin arabadan inmesi an meselesi olabilir. 15 Nisan 1969’da Japonya’dan kalkan bir ABD casus uçağı Kuzey Kore’nin 120 km açığına kadar yaklaştı ve daireler çizerek faaliyetine başladı. Mürettebat uluslararası hava sahasında olmaları nedeniyle endişeli değildi, zaten bu görev daha önce 200 kez sorunsuz şekilde icra edilmişti. Mürettebatın o sırada bilmediği Pyongyang yönetiminin sabrının artık tükendiği ve harekete geçmeye hazırlandığı idi. Bir süredir EC-121 casus uçağının uçuş rotasını gözlüyor, uçağın manevra kabiliyetini ölçüyorlardı. Uçaklar yavaş ve ağırdı, uçağı düşürmek için ellerindeki en hızlı jetleri uçağın uçuş rotasına en yakın üsse konuşlandırmışlardı. İşte o gün Rus yapımı iki MiG Kuzey Kore’den havalandılar. Uçaklardan biri tek bir atış yaparak EC-121’i düşürdü. Uçaklar daha sonra hiç vakit yitirmeden üslerine geri döndüler. ABD Başkanı Nixon çok öfkeliydi. Hedeflerin belirlenmesini, taktik nükleer silah kullanılarak K. Kore’ye yanıt verilmesini istedi. Güney Kore’de hazır bekleyen bir uçağa nükleer silah yüklendi. Bombanın hasarı Hiroshima’ya atılandan 20 kat fazla olacaktı. Ulusal Güvenlik Danışmanı Kissinger’ın araya girmesi ile Nixon neyse ki nihai emri vermedi.

Bölgede gerginlik yıllardır sürüyor. Hatta aslına bakarsanız Kuzey Kore ile ABD resmi olarak hala savaştalar, çünkü Kore Savaşı’nın ardından bir barış anlaşması imzalanmış değil, ortada sadece bir ateşkes anlaşması var. Kuzey Kore yönetiminin bunu halkı diken üstünde tutarak rejimini sağlamlaştırmak için kullandığı da gerçek. ABD cephesinde ise karar verici olarak Trump gibi ne yapacağı kestirilmesi güç bir karakter var. Şimdilik savaşın konuşularak icra edilmesine bile şükretmemiz gerek!

Bu söz düellosunda son gelişmeler de pek iç açıcı değil haliyle… Kuzey Kore Dışişleri Bakanı dün yaptığı açıklamada ABD Başkanı Trump’ın Cumartesi günü Twitter üzerinden yaptığı açıklamaların savaş ilanı ile eşdeğer olduğunu söyledi ve uyardı: “Tüm dünya bize savaş açan ülkenin ABD olduğunu bilmeli. Bu durumda her türlü karşı önlemi almaya hakkımız var. Buna, hava sahamıza girmese de ABD bombardıman uçaklarını düşürmek de dahil”. Trump’ın henüz son açıklamalara yanıt verdiğini görmedik, zira kendisi bu aralar futbol ligindeki (NFL) ırklar arası ayrımcılık protestolarına fena takılmış durumda.

Piyasalarda bu sözlü savaşa tepki, pek şaşırtıcı olmayan şekilde, görece riskli enstrüman ve piyasalar yerine güvenli limanların tercih edilmesi oldu. ABD tahvil faizleri düştü, VIX yeniden 10 üzerine çıktı, altın, dolar, yen ve İsviçre Frangı değerlendi. Bunların hepsi alışıldık, bildik tepkiler. Öte yandan çoğu yatırımcının, bu fiyatlamaların bu şekilde devam edeceğini düşünmedikleri açık. Başka türlü olsaydı emin olun fiyatlamalar bundan çok ama çok daha farklı olurdu.

Sözlerin gücünü savaş tamtamları dışında göreceğimiz bir başka yer daha var: Merkez bankaları açıklamaları. Bu hafta hem Fed, hem de ECB yetkilileri adeta piyasaları boş bırakmamak için sözleşmiş gibiler. Dün Fed’den Dudley, kasırgaların etkisinin geçici olacağını, ekonominin güçlenmeye devam edeceğini, enflasyonun da yükselmesini beklediğini söyleyerek “şahin” tarafa meylettiğini gösterdi. Evans ise sıkılaştırma öncesinde enflasyonun yükseleceğine dair daha fazla kanıt görmek istediğini söyleyerek “güvercin” duruşunu korudu. Bugün de Yellen, Kashkari, Mester, Bostic ve Brainard konuşma yapacaklar.

 

Tüm bu açıklamaların, karşılıklı güç gösterilerinin bizim için önemi, yılın son çeyreğine girerken bizi nasıl bir yatırım temasının beklediğini tahmin edip, yatırımlarımızı buna göre ayarlamak. Döviz cephesinde doların değerlenme olasılığı yüksek. Jeopolitik risklerdeki artışa ek olarak, Fed’in ısrarlı faiz artırım söylemi, halihazırdaki USD-short pozisyonlar, Almanya’da seçimlerde aşırı sağın güçlenmesinin AB entegrasyonu açısından risk teşkil etmesi gibi sebepler bir araya geldiğinde doların değerlenmesi kaçınılmaz gibi görünüyor. Bu fikir bize de çok mantıklı geliyor, beklentimiz bu yönde, ancak dolarda kayda değer bir değerlenme görmemiz için 2018’de Fed’in başında kimin olacağını da tahmin etmemiz lazım. Şahin görüşe sahip bir Başkan, piyasanın faiz artırım döngüsünü daha sert fiyatlamasına yol açar, USD değerlenir. Yellen’ın devamı ise güvercin algılanır, bilindik politikalar sürecek denir, bu yüzden USD’de önemli bir hareket olacaksa Fed dışı sebeplerden olur.

Aynı konu ABD tahvil faizleri ve bunu takip eden küresel tahvil piyasası için de geçerli. Faizlerin gerçekten de piyasanın beklediği gibi değil de, Fed’in işaret ettiği gibi artacağı fiyatlanırsa önce ABD, sonra da diğer önde gelen ülke tahvil faizleri yükselir. Artan getiriler, gelişen ülkelerden talep edilen risk primini/getiriyi de yukarı çeker. Bu, bizim Eurobond tahvil faizlerimizden tutun, yurtiçindeki TL cinsi tahvil faizlerimize kadar yükselişe yol açar (Yukarıdaki grafikte 30 yıllık USD cinsi tahvilimizin aynı vadedeki ABD tahvili ile arasındaki getiri farkını görüyorsunuz). Bu durumda, TCMB de ister istemez sıkı likidite politikasına devam etmek zorunda kalır. Zaten enflasyonumuz çift hanede, Hazine iç borç çevirme oranı da yüksek seyrederken tahvil piyasası için olumlu olmak zorken, görünüm bu senaryoda daha da tatsız hale gelebilir.

Borsaların performansının son çeyrekte nasıl olacağını kestirmek için iki etkene bakmak gerek. Bir yandan değerlemelerin sınırındayız, prim potansiyeli oldukça az. Ama bir yandan da dünya ekonomisinin toparlanıyor olması borsalar açısından olumlu olmaya devam edecek. Bu iki etkenin bir araya gelmesiyle borsalarda genel olarak net bir yönden ziyade, yılın son çeyreğinde belli aralıklarda gidip gelen bir performans göreceğiz gibi duruyor. Türkiye için de ana görüşümüz bu. Araştırma ekibimizin hesaplamalarına göre BIST100’ün gelecek 12 ay için %18 prim potansiyeli var, yani pahalı değiliz, ancak sene başındaki gibi çok ucuz da değiliz artık. Bu yüzden yılın son çeyreğinde kuvvetli bir trendden çok, yine belli aralıklarda gidip gelen bir endeks görmeyi bekliyoruz.

Bugünkü Kuzey Kore-ABD gerginliğinin ne kadar eskiye ve yoğun bir nefrete dayandığını gösteren bir örnekle bitirelim: EC-121’in düşürülmesinden önce, Kuzey Kore, USS Pueblo isimli bir ABD gemisini ele geçirmiş, mürettebatını bir yıl kadar esir tutmuştu. Mürettebat serbest bırakılırken Kuzey Koreli yetkililer ABD askerlerine “tekrar ülkemize gelmek ister misiniz” diye sorarlar. Dunnie Tuck isimli asker “evet” der, “bir B-52 bombardıman uçağıyla gelmek isterim”. Tuck, haliyle, serbest bırakılmadan önce bayağı bir dövülür. USS Pueblo bugün hala ABD kayıtlarında hizmette görünüyor, tek farkı “başka bir devletin elinde” kaydı… Kuzey Kore ise 2013’te gemiyi elden geçirdi, boyadı ve halkın ziyaretine açtı.

Tufan Cömert

Birim Müdürü - Yatırım Danışmanlığı

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "Yalan Söyleme Bana!"

 11.01.2018 10:31

Çocuklarımızın bize yalan söylemesi bizi çok sinirlendirir. Onlara öğretmek istediğimiz şey dürüstlüğün bir erdem olduğudur. Ancak son araştırmalar gösteriyor ki çocukların yalan söylemesi gayet normal, hatta bir zeka işareti. Rahat bir nefes alıp arkanıza yaslanmadan önce sizi uyarayım: Bu çocuklar için geçerli, yetişkinler, hele hele finansal dünya için değil…

Pusula’da Bugün: "Seni Öldürmeyen Şey"

 05.01.2018 10:39

İzlerken beni çok rahatsız eden, ama izlemekten kendimi alıkoyamadığım bir dizi var: “Black Mirror”. Yakın bir gelecekte teknolojik gelişmelerin insan yaşamını ve toplumsal değerleri nasıl değiştirdiğini anlatan dizi, insana sık sık “nereye gidiyoruz” diye sorduruyor. Bu dizinin son sezonunun bir bölümünde (“Arkangel”) anlatılan bir hikaye var ki rahatlıkla bir ders çıkarabiliriz: Deneyim önemlidir, yaşadığımız her şey iyi de olsa kötü de olsa bize deneyim katar.

Pusula’da Bugün: "Gelecek"

 03.01.2018 02:48

Geleceğe dair tahminler genellikle fena halde yanlış çıkar. Vade ne kadar uzaksa yanılma olasılığınız da aynı oranda artar hatta. Konunuzda ne kadar iyi olursanız olun, kontrol edemeyeceğiniz onlarca, yüzlerce değişken var sonuçta. Arada elbette istisnalar var, fakat özellikle piyasalar konusunda çok uzun vadeli tahminler yapmak yerine geleceği zaman dilimlerine bölerek tahmin etmeye çalışmak her zaman daha iyidir.