Pusula’da Bugün: “Tahmin Sanatı”

Ekonomistlerin favori yiyeceği nedir sizce? Soru saçma aslında, ekonomistler de hamburger, pizza ya da kızarmış patatesleri sizin kadar severler. Tek fark şu ki, ekonomistler bunları sadece yemeyip, aynı zamanda birer gösterge olarak kullanabilirler. Bu endekslerden en ünlüsüne göre TL aşırı değersiz. Acaba bu bize TL’nin seyri ile ilgili bir mesaj veriyor olabilir mi?

Eminim ki yiyecek ve gösterge sözcüklerini aynı cümlede kullanınca çoğunuzun aklına meşhur Big Mac endeksi geldi. The Economist’in 1986’da oluşturduğu bu endekse göre, Big Mac’in fiyatını ülkeler arasında karşılaştırarak, satın alma gücü paritesine göre (purchasing power parity) hangi para biriminin ucuz, hangisinin pahalı olduğunu anlayabilmek mümkün. Mesela ABD’de Big Mac’in fiyatı $5.06 ise, bunun Türkiye fiyatının (3.63 kur ile) 18.37 TL olması gerekir. Halbuki Big Mac şu anda Türkiye’de 10.75 TL’den satılıyor. Yani Big Mac üzerinden hesaplanan pariteye göre USD/TL 2.12 olmalı. Bu durumda TL aşırı değersiz diyebiliriz. Elbette tek bir mal üzerinden hesaplanan “kur” bize doğruları vermez, zira böyle bir model ülkelerin damak zevklerini, yemek alışkanlıklarını, genel ekonomik durumlarını göz önünde bulundurmaz. Ama basitliği sebebiyle yıllardır Big Mac endeksi her yerde karşımıza çıkar.

Buradan TL’de önümüzdeki dönemde ne beklediğimize geçmeden önce ekonomistlerin dünyayı açıklamak için yarattığı bazı “lezzet endekslerinden” bahsedeyim biraz. Örneğin ABD’de New York pizza dilim fiyat endeksi var. 1980’den bu yana takip edilen bu endeks, metro bilet ücretini tahmin etmekte kullanılıyor! Arada bir nedensellik olup olmadığı tartışılır, ancak ne zaman pizza fiyatı yükselirse, hemen ardından metroya da zam geliyormuş. İngilizler ise olaya tatlılardan girip, “Mars” fiyatı ile İngiltere ekonomisi arasında bir ilişki olduğunu fark etmişler. 2009’da benzer bir endeks, sinema Grubu Odeon’dan gelmiş: Patlamış mısır endeksi. Artan patlamış mısır satışları ekonominin güçlendiğine işaret ederken, bunun tersi bir endeks de konserve fasulye için yaratılmış: Konserve fasulye satışları düşüyorsa, insanların gelir durumu iyiye gidiyormuş.

Türkiye’de böyle bir endeks neden yok diye hayıflanmayın. İlk aklıma gelen, Prof. Burak Saltoğlu’nun 2009’da ortaya attığı “Marmara Egzoz Endeksi”. Buna göre köprülerden geçen araç sayılarına bakarak İstanbul ve Marmara Bölgesi’nin ekonomik durumu için bir tahminde bulunmak mümkün. Sn. Saltoğlu bunu gözlemlerine dayanarak bir kavram olarak öne çıkarmıştı. Çok basit ve sınırlı bir veri ile acaba durum gerçekten böyle mi diye baktım (kaynak: KGM, Reuters). Çok anlamlı bir ilişki olmamakla birlikte bunun ham veri olduğunu, işlemeye ihtiyacı olduğunu belirteyim. Tabi köprü geçiş verilerinin gecikmeli yayınlanıyor olması da tahmin yapma konusundaki zorluklardan biri. En azından PMI endeksine bakarak Ocak ayında köprüden daha az araç geçişi olduğunu kestirebiliyoruz. Bu tahminin hayatımıza ne katacağı sorusunu ise görmezden geliyorum.

İstatistik ve ekonominin büyülü dünyasından gerçek yaşama döndüğümüzde ise çok açık bir gerçekle karşı karşıyayız: TL değerleniyor! Artık bunun ilk nedenini biliyorsunuz: Yurtdışında Trump kaygısı ile alınan pozisyonlarda görülen rahatlama. Bu, tüm gelişen ülkelere yeniden önemli miktarda para girişi görmemize olanak sağladı. 15 Şubat ile biten haftada gelişen ülkelere $2.6 mlr giriş olurken, bu rakam girişlerin 6 haftadır kesintisiz sürdüğünü işaret ediyor. Aynı zamanda Ekim 2016’dan bu yana kaydedilen en yüksek haftalık giriş rakamından bahsediyoruz (kaynak: Morgan Stanley, EPFR). Bu eğilim belli ki bir süre daha devam edecek ve özellikle hisse piyasalarına olumlu yansırken TL talebini de güçlü tutacak.

İkincisi ise yurtiçinde TCMB’nin aldığı önlemler. TCMB fonlama maliyetini %10.40 civarında tutmaya devam ederken bir yandan da piyasadaki döviz likiditesini artırmaya yönelik adımlar atıyor. Cuma günü açıklanan reeskont kredilerine dair düzenlemeye göre reeskont kredilerinin, kredi vadesinde ödenmesi kaydıyla, geri ödemelerinin Türk lirası olarak da yapılabilmesine imkân tanındı. Bu işlem için 2 Ocak 2017 tarihli döviz alış kuru (3.5338) kullanılacak. Hesaplamalara göre bu şekilde piyasada yaklaşık $5 mlr civarında döviz kalacak, ya da bir başka deyişle kurumsal döviz talebi bu kadar azalacak. Son dönemde yabancı yatırımcılardan giriş görürken, yerli yatırımcılar alış tarafında idiler. En azından kurumsal talepte kısmen de olsa bir rahatlama görmemiz TL açısından olumlu.

Öte yandan ekonomi bir denge bilimidir, yani her tercihin, atılan her adımın bir maliyeti olur. Fonlamanın yüksek seyri büyüme üzerinde baskı oluşturuyor, bu yüzden TCMB’nin eninde sonunda faiz indirmek için fırsat arayacağını biliyoruz. Muhtemelen bu yüzdendir ki yerli yatırımcılar hala dövizdeki gerilemelerde alım tarafındalar. Geçen hafta yine yerli yatırımcıların döviz hesaplarında artış gördük. Geldiğimiz seviyelerde de döviz mevduatlarında artış sürer ise TL’deki değerlenme sınırlı kalabilir. Reeskont hamlesinin bedeli ise TCMB rezervlerindeki artışın durması ile karşımıza çıkacak. Zaten düşük olan net rezervlerin reeskont kredileri sayesinde peyderpey artması söz konusu iken, şimdi olası bir müdahale için cephane birikmiyor olacak. Bugünün sorunu değil belki, ama bir gün sorun olacağı kesin.

Özetle, yurtdışında olumlu hava sürdükçe, TCMB de sıkı likidite politikasından ödün vermedikçe TL’de güçlü bir değer kaybı görme olasılığımız tek bir faktöre bağlı olacak: Türkiye’ye has jeopolitik ya da siyasi riskler. Maalesef bunların ne zaman ortaya çıkacağı, ne gibi etkiler yaratacakları gibi konularla ilgili bir endeks ya da model yapmak mümkün değil. Ülkemizin içinde bulunduğu coğrafya ve siyasi süreç malumunuz olduğu üzere her zaman çeşitli risklere gebe. Bize esnek olmanın, pozisyonumuza evladiyelik gözüyle bakmamamızı öğreten piyasalarımızda belki de bu yüzden endeksler ve modeller pek çalışmıyor. Yine de denemekten zarar gelmez…

Güzel bir hafta geçirmeniz dileklerimizle…

Tufan CÖMERT

Birim Müdürü - Yatırım Danışmanlığı

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "İnat"

 23.06.2017 12:14

2017 başında piyasalarda hakim olan tema “enflasyon küresel ölçekte yükselecek, faizler artacak, gelişen ülkeler için rahat borçlanma dönemi bitecek” idi. Yılın yarısını bitirmeye yakın olduğumuz şu günlerde yukarıdaki beklentiyi artık dillendiren yok. Tersine artık piyasalarda hakim olan söylem “enflasyon her şeye rağmen düşük kalacak”. Bugün bir iyimserlik varsa sebebi bu… Piyasalarda akıntı sık sık yön değiştirir, inatlaşmamak gerekir.

Pusula’da Bugün: "Petrol-Piyasa İlişkisi"

 21.06.2017 11:10

Piyasalarda her şey gayet güzel giderken dün petrol fiyatındaki düşüşün hızlanması işleri bozdu. Petrol üreten ülkelerde de, petrol ithalatına bağımlı olan ülkelerde de eş zamanlı satışlar gördük. Dolar güçlendi, ABD tahvil faizleri de artan taleple gerilediler. Petrol fiyatının düşmesinin bazı nedenleri var elbette (OPEC üretim kısıntısının etkinliği konusundaki kaygılar, ABD’de kaya petrolü üretimi sonrasında artan petrol stokları gibi), ama bunların üzerinde durmayacağız. Bizi ilgilendiren bu eğilimin devamının piyasalarda ne gibi etkilere yol açacağı…

Pusula’da Bugün: "Paranın Rengi"

 20.06.2017 10:34

Eddie Felson: “Kokuyu alıyor musun?”

Vincent Lauria: “Ne kokusu? Duman mı?”

Carmen: “Hayır, paradan bahsediyor”

(Paranın Rengi, 1986)