Pusula’da Bugün: "Uyumsuz Üçlü”

Piyasalarda sık sık bazı ülkelerin çeşitli kriterlere göre sınıflandırılıp birlikte paketlendiği tanımlamalar, kısaltmalar, gruplamalar görürüz: “Kırılgan Beşli”, “BRICS”, ”G3”, “Öncü Piyasalar” gibi… Türkiye de yıllardır bu gruplara bir şekilde dahil edilir. Sürekli dahil olduğumuz bazı gruplar olmakla birlikte, son dönemdeki piyasa hareketlerine istinaden yurt içine özel yeni bir tanımlama yapabiliriz: Uyumsuz Üçlü…

Eğer okyanus ortasında dünyadan ayrı bir yerde yaşamıyorsanız, piyasalarınızda ne olup bittiğini büyük ölçüde küresel piyasalar belirliyordur. Zaman zaman yerel gelişmeler öne çıkar, ancak bunların ne derece kalıcı olacağı düşünce kalıplarını, algılamayı ve fiyatları ne derece değiştirebileceklerine bağlıdır. Bazen de aynı anda hem küresel hem de yerel gelişmelerin etkilerini gözlemleriz. Bu dönem işte böyle bir dönem…

Küresel piyasaları etkileyen en önemli konuların ABD kaynaklı olması şaşırtıcı değil, zira hala dünyanın en büyük ekonomisine bakıyoruz. Böyle olunca bu cephede Fed’in ne yaptığı, nasıl bir ekonomi politikası izlendiği, hatta siyasi zemin dahi bizim piyasalarımızı etkileyebilir. Çok şanslıyız ki en azından kısa vadede Fed’i izlemek zorunda değiliz. Neden derseniz dün akşam sonuçlanan Fed FOMC toplantısından çıkan sonuç beklentilere son derece uygun, en ufak bir sürpriz içermeyen, hatta sıkıcı bile diyebileceğimiz nitelikte. Daha önce Aralık ayında faiz artırımı yapacağını davul zurna ile ilan eden Fed, bu kez buna vuvuzelaları da ekledi. Netice itibarı ile fiyatlamalar üzerinden hesaplanan ve 13 Aralık’taki toplantıda faiz artacağına tanınan olasılık %92’ye çıkmış durumda. Yani Fed’in faiz artıracağını çoktan satın aldık, bu konuda artık Aralık ayına değil, 2018 için ne deneceğine bakmamız lazım. Tabi bir de yeni Fed Başkanı’na.

Aslında yeni başkanın kim olacağının da çok bir önemi yok, zira ekonomi toparlanırken Fed’in başında kim olursa olsun faiz artırım sürecine devam etmek isteyecektir. Başkanın tek yapabileceği, FOMC içinde bunun hızı ve iletişimi konusunda ağırlığını koymak olabilir, o kadar... Bu çerçevede bugün Jerome Powell’ın Fed’i yeni başkanı olması bekleniyor. Böylece Janet Yellen 1979’dan sonra 2. dönem görev yapamayan ilk FED Başkanı olacak (1979’da William Miller bir yıl kadar Fed Başkanlığı yaptıktan sonra Hazine Bakanı olmuştu, bunu efsane başkanlar Volcker ve Greenspan dönemi izlemişti).

Fed konusunda bu kadar ayrıntı fazla bile diyerek tekrar günümüze dönelim: ABD borsaları ve BIST100 yeni rekorlara imza atmaya devam ediyor. ABD’deki iyimserliğin temeli aslında yine ekonomik aktivitedeki canlılık ama Trump’ın vergi reform tasarısı da kuşkusuz önemli bir etken. Bugün TSİ 16:00 Cumhuriyetçiler vergi planını açıklayacaklar. Böylece bir süredir üzerinde çok spekülasyon yapılan tasarının en getirip ne götürdüğünü öğrenebileceğiz.

ABD’de bu heyecan sürerken Türkiye’de piyasalarımız arasında dikkat çekici bir ayrışma var. BIST dün rekor işlem hacmi ile yeni zirvesini görürken, TL tüm gelişen ülkeler arasında USD karşısında en kötü performansı gösteren para birimlerinden biri idi. Tahvil faizlerinde ise mühim bir değişiklik olmadı. Böyle dönemlerde en çok karşılaştığımız soru bunlardan hangisinin yanlış olduğudur. Yanda gördüğünüz üzere BIST ile tahvil faizi arasında ters yönlü bir ilişki var, faiz düştükçe borsa yükseliyor. Fakat bu ilişki 2017 başından bu yana oldukça kopuk, aynı anda hem borsa hem de faiz yükseliyor. TL ise 2013’ten bu yana değer yitiriyor, yani denklemden büyük ölçüde çıkan aslında TL.

Bu durumda “ya faizlerin seviyesi yanlış, ya da borsa” diyebilirsiniz. Fakat bir de ikisi arasındaki ilişkinin artık farklı etkenler tarafından belirlenmesi nedeniyle eskisi gibi çalışmadığı ihtimalini değerlendirelim. Borsa ile faizin son 2 yıllık korelasyonu, MSCI gelişen ülkeler endeksi ile olan korelasyondan daha düşük. Bu bile bize BIST’teki hareketin öncelikle yurtdışı kaynaklı olduğunu, bunun üzerine daha önce fiyatlanmayana başka etkenlerin konduğunu söylüyor. Örneğin 2017 başında Türkiye için büyüme beklentileri %2,5-3,0 aralığında iken artık %5’in altını telaffuz eden yok. Beklentilerin önden satın aldığı piyasalarda, bu denli ciddi bir değişim kuşkusuz borsaya da yansıdı. Yani küresel borsalara dair “iyimser” beklentiler ile Türkiye’ye dair “kötümser” beklentilerin dağılması bu sene BIST’in ana hikayesi oldu. Şimdi de benzer bir karışımın etkili olduğunu görüyoruz: ABD’de vergi tasarısının yasalaşması (tabi elle tutulur bir şeyler geleceğini varsayıyoruz) ve 2018 büyüme beklentilerinin yavaş yavaş yukarıya çekilmesi.

Türkiye’nin büyüme beklentisinin yukarı çekilmesinde önemli sebeplerden biri de Kredi Garanti Fonu (KGF) ile ilgili gelişmeler. 250 milyar TL’lik limitin 200 milyar TL’lik kısmı kullanılmış durumda. Düne kadar KGF ile ilgili beklenti kredi geri ödemeleri ile birlikte kullanılabilir rakamın yeniden artacağı, kredi talebinin doğal seyrini izleyerek azalacağı, bir süre sonra da mekanizmanın rutin bir işleyişe kavuşacağı idi. Dün Başbakan Yıldırım’ın yaptığı açıklamaya göre ise KGF kalıcı olacak. Bunun tam olarak ne anlama geldiğini henüz bilmiyoruz, ancak tahminen KGF’nin zaman zaman bazı sektörlere destek olmak gibi özel bir görevi de olabilir. Piyasa ise bunu “bankalar daha çok kredi verecek, ekonomide canlanma devam edecek, banka karları artacak” diye okudu. Belki biraz heyecanlı denebilecek bu algılama, dün BIST bankacılık endeksinde gördüğümüz sert yükselişe yol açtı. Bir süredir sanayi endeksinin önderliğinde yükselen BIST’teki bu iyimserliğe bankacılık endeksinin de katılması de endekste yeni rekorun önünü açtı.

Faizlerin seyri ise bu dönemde biraz sorunlu… Dün yılın son enflasyon raporunun sunumunda bahsedildiği üzere TCMB sıkı para politikasını sürdürecek. Her ne kadar TCMB gelecek yıl için enflasyon konusunda görece iyimser olsa da, henüz piyasanın bu iyimserliği paylaşmadığını söyleyebiliriz.  Tersine TL’de son 2 ay içinde gördüğümüz değer kaybının kalıcı olması durumunda, 6-9 ay içinde enflasyona yansıdığını göreceğiz. Petrol fiyatındaki yükseliş de yine enflasyon açısından tatsız. Tüm bunlara ek olarak bir yandan da KGF ile bir kez daha artacak kredi talebi, bankaların kaynak sorununu gündemde tutmaya devam edecek. Özetle faizler görünür vadede de yüksek seyretmeye devam edecek. Bu tabloyu olumlu etkileyecek tek şey, yurtdışında risk iştahında aynı bu yıl olduğu gibi ciddi bir sıçrama görmemiz ve Türkiye’ye yine para akması.

Bu dönemde pekala TL’nin hafif değer kaybetmeye devam ettiğini, borsa yükseldiğini, faizin de yüksek kaldığını görebiliriz. Şimdilik bize “uyumsuz” gelen bu üçlü belki bir noktada kavuşacaklar, geçmişe bakarsak bu da gayet mümkün. Ama en azından bir süre daha bu uyumsuzluğa “tahammül” etmemiz gerek.

Tufan Cömert

Birim Müdürü - Yatırım Danışmanlığı

tcomert@garanti.com.tr