Pusula’da Bugün: "Yiğidin Kamçısı"

Yiğidin kamçısı deyince sanırım neden bahsettiğimi hemen anladınız: Borç… Bugün Hazine’nin artan borçlanmasının olası etkilerini tartışacağız, ama önce bir soru: Diyelim ki Ahmet isimli arkadaşınızdan 1000TL, Semra’dan ise 500TL borç aldınız. Bu parayla alışverişe giderken 1000TL’yi düşürdünüz. Elinizde artık sadece 500TL var. Bunun 300TL’sini harcadınız, elinizde 200TL nakit kaldı. Bunun 100TL’sini Ahmet’e, 100TL’sini de Semra’ya verdiniz. Bu iki arkadaşınıza olan borcunuz artık 1300TL.

1300TL borç+300TL alışveriş=1600TL, ama siz sadece 1500TL borç almıştınız. Bu 100TL nereden çıktı? *

Siz sorunun yanıtını düşünürken ufak bir uyarıda bulunayım. Biliriz ki rakamlar bazen yanıltıcı olabilir, ama bazen de rakamların bir suçu yoktur, mesele elma ile armutlardadır. Bazen de rakamların kendisi değil ama düşündürdükleri bizi meşgul eder.

Yakın zamanda Hazine’nin borçlanma eğilimindeki artış hem rakamsal hem de ileriye dönük olası etkileri nedeniyle piyasalarda sıkça konuşulmaya başlandı. Bunun tahvil piyasasını çok rahatsız ettiğini iddia edemeyiz yalnız. Sene başından bu yana 2 yıllık tahvil faizi 92 baz puan yükseldi, ama burada gerek TCMB’nin artan fonlama maliyeti, gerekse de enflasyondaki sert yükseliş etkili. 10 yıllık tahvil faizi ise, aynı etkilere rağmen 82 baz puan düştü, zira bu kez de dünyadaki getiri arayışının etkisi söz konusu. Hadi bir de ara vadeye bakalım: 5 yıllık tahvilin faizi sene başına göre 35 baz puan aşağıda. Yani Hazine’nin fazla borçlanması, enflasyonun yükselişi, fonlama maliyeti tahvil faizlerini o kadar da etkilememiş, yine dönüp dünyaya bakmışız.

O zaman neden Hazine’nin borçlanmasını tartışıyoruz? Çünkü mesele bundan sonra ne olacağı ve özellikle küresel risk iştahı azaldığında bizim nerede olacağımız… Hazine dün Ağustos-Ekim dönemine ait iç borçlanma programını açıkladı. Bu programda dikkat çeken nokta daha önce ilan edilmiş rakamlara göre Ağustos-Eylül ayları için 2,6 mlr TL daha fazla borçlanma öngörülmesi. Bu şaşırtıcı mı derseniz, hayır, zira Hazine zaten programda ilan edilenden daha fazla borçlanacağını söylemişti. Buna göre 2017 için iç borç çevirme oranı sene başında %98 planlanırken, beklenen rakam %125. Yanda aylık itfa/borçlanma rakamlarını ve iç borç çevirme oranlarını görüyorsunuz. Henüz açıklanmayan Kasım-Aralık borçlanma programını da bu oran gibi kabul edersek, Hazine’nin 2017 başında ilan ettiği rakamdan 26 mlr TL daha fazla borçlanacağı sonucuna varıyoruz.

Bu rakama toplu bakınca hoş değil, ancak piyasa bunu böyle görmeme eğiliminde. Bunun aylara bölünmüş hali (yaklaşık 2,2 mlr TL) piyasa açısından çok rahatsız edici değil, bankalar tarafından rahatlıkla karşılanacak bir artış. En azından bugün için. Peki, ya ileride ne olacak? İşte bu henüz piyasanın bire bir fiyatlamadığı, ama riskler listesinde ilk sıraya yazdığı madde. Zira iç borçlanmadaki artış bozulan bütçe dinamiklerinden kaynaklanıyor. Türkiye ekonomisi büyümeye devam ettikçe vergi gelirleri de artarak bunu kısmen dengeleyebilir, ancak yine de bir süre daha borçlanma ihtiyacı yüksek seyredecek.

Borçlanma konusu kolaylıkla es geçilecek, küçümsenecek bir konu değil kesinlikle. Borçlanmanın artmasının nasıl bir ortamda bizi etkileyeceğine uzun uzadıya kafa yormak gerekir. Örneğin şu anda küresel piyasalarda risk iştahının yüksek seyretmesinin sorunların görmezden gelinmesine yol açtığını biliyoruz. Müzik durana dek parti devam edecek, ama ya müzik durduğunda ne olacak? İşte bu noktada aşağıdaki olasılıklara bir göz atabiliriz. Burada gördüklerinizi küresel piyasaların seyrinde belirgin bir değişim olmadığı, risk iştahının bir şekilde devam ettiği varsayımı altında değerlendirmeniz gerekir. Zira herhangi bir sebepten risk iştahı azalır, USD değerlenir ise otomatik olarak gideceğimiz yer belli: Faizler her piyasada yükselecek, TL değer yitirecek. Mevcut durumda ise ana senaryomuz enflasyon düşer-TCMB sıkı duruşunu sürdürür-TL küresel gelişmelerle yön bulur ekseninde.

Atalarımız “borç yiğidin kamçısıdır” diyerek borçlanmayı özendirmişler, ama bir yandan da “ayağını yorganına göre uzat diyerek” dengeleme politikası gütmüşler. Sanırım bize demek istedikleri “uykunu kaçırmayacak kadar borçlanmamız”…

 

*Sorunun yanıtı: Hayır, rakamların bir suçu yok. Olaya bakış açınız hatalı. Harcamam ile borcumu toplayarak kafanızı karıştırdım. Günün sonunda Ahmet’e 900, Semra’ya 400TL (toplam 1300TL) borçluyum. Yaptığım harcama ise 300TL’lik alışveriş ve buna ek olarak kaybettiğim 1000TL değil midir? Yani borcum ile harcamam eşit! Fazladan 100TL filan yok…

Tufan Cömert

Birim Müdürü - Yatırım Danışmanlığı

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "Yalan Söyleme Bana!"

 11.01.2018 10:31

Çocuklarımızın bize yalan söylemesi bizi çok sinirlendirir. Onlara öğretmek istediğimiz şey dürüstlüğün bir erdem olduğudur. Ancak son araştırmalar gösteriyor ki çocukların yalan söylemesi gayet normal, hatta bir zeka işareti. Rahat bir nefes alıp arkanıza yaslanmadan önce sizi uyarayım: Bu çocuklar için geçerli, yetişkinler, hele hele finansal dünya için değil…

Pusula’da Bugün: "Seni Öldürmeyen Şey"

 05.01.2018 10:39

İzlerken beni çok rahatsız eden, ama izlemekten kendimi alıkoyamadığım bir dizi var: “Black Mirror”. Yakın bir gelecekte teknolojik gelişmelerin insan yaşamını ve toplumsal değerleri nasıl değiştirdiğini anlatan dizi, insana sık sık “nereye gidiyoruz” diye sorduruyor. Bu dizinin son sezonunun bir bölümünde (“Arkangel”) anlatılan bir hikaye var ki rahatlıkla bir ders çıkarabiliriz: Deneyim önemlidir, yaşadığımız her şey iyi de olsa kötü de olsa bize deneyim katar.

Pusula’da Bugün: "Gelecek"

 03.01.2018 02:48

Geleceğe dair tahminler genellikle fena halde yanlış çıkar. Vade ne kadar uzaksa yanılma olasılığınız da aynı oranda artar hatta. Konunuzda ne kadar iyi olursanız olun, kontrol edemeyeceğiniz onlarca, yüzlerce değişken var sonuçta. Arada elbette istisnalar var, fakat özellikle piyasalar konusunda çok uzun vadeli tahminler yapmak yerine geleceği zaman dilimlerine bölerek tahmin etmeye çalışmak her zaman daha iyidir.