Pusula’da Bugün: Yol Kazaları

 

Hayatta bazen hiç aklımıza gelmeyen şeyler pekâlâ mümkün olabiliyor. Bizler gibi piyasalarla haşır neşir olan insanlar, değişen şartlara uyum sağlama konusunda diğerlerine göre çok daha şanslılar. Biz artık şaşırmamaya alıştığımız gibi, Türkiye’nin kendine has olayları da bu süreci kolaylaştırıyor. Aslında, her ülkenin kendi dinamikleri var, ama işte her ülkedeki yatırımcılar bizim kadar “şanslı” olamıyorlar…

Varsayalım ki Venezüellalı bir girişimcisiniz. Bundan 20 yıl önce gidip bir imalat tesisi kurdunuz. İşler 20 yıl boyunca gayet güzel gitti, ama sonra devran döndü, işler değişti ve kendinizi hapiste buldunuz. Hapse girmenizin nedeni ise tuvalet kâğıdı… Abartılı bir hikaye mi? Belki absürt, ama son derece doğru…

Okuduklarınız kesinlikle şaka değil. The Atlantic isimli dergide yer alan habere göre, ismi belirtilmeyen bu girişimcinin dertleri geçen yıl başlamış. Sendika yetkilileri gelerek, toplu sözleşmede belirtilen bazı maddelerin uygulanmadığını söylemişler. Bu maddelerden biri de tuvaletlerde her an tuvalet kâğıdı bulunmasını gerektiriyormuş. Son derece basit, insani bir talep, değil mi? Ama ülkeyi takip etmiyorsanız, bu basit isteğin girişimcimizin karnında ağrılara yol açacak cinsten bir talep olduğunu da bilmiyorsunuz demektir. Ülkenin uzun bir süredir içinde bulunduğu ekonomik darboğaz sonucunda, pirinçten süte, deodoranttan çocuk bezine birçok mal üretilemiyor. Bu ortamda bir top tuvalet kağıdı bulmak bile neredeyse imkansız.

Girişimcimiz işte konu buraya gelince haklı olarak kaygılanmış. Eğer bu şartı yerine getiremezse fabrikada grev ilan edileceğini ve bunun da nihayetinde sosyalist hükümet tarafından fabrikasına el konulmaya kadar varacağını biliyormuş. Piyasada bulunmayan bir mal için bakılacak yer de karaborsa. Böylece, fahiş fiyatlar vererek de olsa girişimci sorunu çözmüş… Ya da o an öyle düşünmüş. Tuvalet kâğıdının fabrikaya ulaşmasının hemen ardından polis fabrikaya baskın yapmış ve girişimciyi büyük bir karaborsa şebekesinin bacaklarından biri olduğu gerekçesiyle tutuklamışlar!

Bu münferit gibi görünen hikâye aslında, birçok gelişen ülkede, birçok kişinin başına gelebilecek farklı talihsizlikler dizisine bir örnek. Tarih göstermiştir ki gelişen ülkelerde sık sık bu tarz olaylar olur. Ekonomik ya da siyasi krizler (ki bazen ikisi aynı zamana denk gelir) her gelişen ülkenin başına illa ki gelmiştir, yine de gelecektir. Biz de ay başından siyasi gelişmeler ile böyle bir yol kazası yaşıyoruz. Aslında hem şanslıyız hem de değiliz. Bu olaylar, piyasalarda da tatsız bir döneme denk geldi. Bu yüzden piyasalarımız benzerlerine göre olumsuz ayrıştı. Ama en azından onlar Mersin’e biz tersine gitmiyoruz. Ne kadar iç rahatlatıcı oldu, emin değilim ama gördüğünüz gibi, olayları içimizdeki

Polyanna’nın kaç kaplan gücünde olduğuna bağlı olarak değerlendirmemiz pekâlâ mümkün. Ama yine de bazı noktalar var ki, bunları tarafsız, duygusallıktan arınmış bir şekilde izlememiz gerekir.

Amerika’daki son duruma bakalım mesela. Bu hafta ABD’de FOMC toplantı tutanaklarını göreceğiz. Son dönemde yapılan açıklamaları düşündüğümüzde, tutanaklarda FOMC içindeki kamplaşmanın daha belirgin hale geldiğini görmek şaşırtıcı olmayacak. Bunun piyasaya ne şekilde yansıyacağına gelirsek, muhtemelen hafif olumsuz. Kendi içinde bölünmüş bir merkez bankasının, piyasanın gerisinde kalması riski yüksek. Öte yandan, son dönemde biraz hayal kırıklığı yaratan veriler de göz önünde bulundurulduğunda, tutanaklarda ne derse densin, Haziran ayında faiz artırım olasılığı artık gündemden kalktı diyebiliriz. Zaten yanda da göreceğiniz üzere, piyasa fiyatlaması buna sadece %4 olasılık tanındığını gösteriyor. Aslına bakarsanız, Aralık ayı fiyatlaması da %53 ile öyle pek matah bir kesinlik içermiyor. Piyasa FED’in kıpırdayamayacağını fiyatlıyor diyebiliriz.

Yine de acele etmeyelim, piyasa iş fiyatlamalara geldiğinde, olayları olduğundan çok kötümser ya da çok iyimser görebiliyor. FED yakın vadede faiz artırmayacak, ama bu şu anda piyasada dillendirilen “ABD’de işler iyi gitmiyor, bir sonraki Başkan resesyon ile boğuşacak” temalı karamsarlıktan kaynaklanmıyor. Çok daha basit bir açıklama mümkün: “FED faiz artırmayacak, çünkü şu anda buna ihtiyaç yok”. Dünyanın her yerinde parasal genişleme sürerken, ABD’de enflasyonist baskı ciddi bir tehdit kategorisinden değilken, FED neden faiz artırsın? Ama derseniz ki “Aralık 2015’te de durum aynıydı”, bakın orada haklısınız. O zaman da çok yazdım çizdim, FED’in o şartlarda faiz artırması ekonomik açıdan anlamlı değil, sadece piyasaya “ayağınızı denk alın” mesajı vermeye hizmet edecek diye... İşte şimdi ekonomik anlamda çok net bir görünüm yokken, piyasalarda Mayıs ayı ile birlikte satış eğilimi başlamışken, FED’in denizi daha da bulandırması yine bir o kadar anlamsız olacak... Faiz artırım konusunu Aralık ayına yaklaşırken tekrar ele alsak yeterli gibi görünüyor.

Normalde bunların üzerine, “dolar da bu ortamda güçlenemeyecek” dememiz lazım, ama işler öyle yürümüyor. Piyasalarda risk iştahı azaldığında paranın adresi belli: Dolar. Her Mayıs ayında başımıza musallat olan “sell in May, go away” hikâyesine ek olarak gelişen ülkelerdeki görünüm de pet matah değil. Böyle olunca doların kısa vadede değerlenmesini beklemek çok şaşırtıcı değil. Bununla birlikte, yandaki piyasa pozisyonlanması konusu da gözden kaçmasın: Piyasa bir süredir FED’in faiz artırmayacağını düşündüğü için dolarda satış tarafında idi. Bu yüzden de yatırımcılar bir süredir sürekli dolar pozisyonlardan çıkıyorlardı. Bu eğilimin değiştiğini iddia edemeyiz, ancak herkesin aynı yönde olduğu bir piyasa, USD lehine bir haber/veriye gelecek tepkinin abartılı olmasına da zemin hazırlamış durumda.

Bizim açımızdan işte bu büyük bir talihsizlik olur. Zira yatırımcılar siyasi gelişmelerden kaygı duyuyorlar ve zaten ay başından bu yana yurtiçi piyasalar tabiri caizse iyi bir dayak yediler. Bunun üzerine bir de yurtdışındaki tatsız havanın fırtınaya döndüğünü görürsek işler iyice karışır. Tabi işlere yine iyi yanından da bakmayı deneyebiliriz: Bu hafta AK Parti yeni genel başkanını seçecek ve büyük olasılıkla piyasanın merakla beklediği yeni ekonomi ekibi de belli olacak. Bu, yurtiçinde kısa vadeli belirsizliğin azalması demek. Bu durumda bizim rakiplerimize göre daha iyi performans göstermemiz mümkün olabilir. Yurtdışında da sakin bir seyir izlersek, bu bize yaralarımızı sarmak için fırsat verecektir. Ancak tam kapsamlı bir tedavi için şu anda küresel şartlar da, yurtiçi görünüm de pek müsait değiller.

Bizim Venezüellalı girişimciye ne oldu diye merak edenler için hikâyeyi bitireyim: Hapse atılmasının ardından girişimcimiz, polislerin adaletten ziyade para ile daha çok ilgilendiklerini fark ediyor. Bunun üzere polislerle pazarlığa oturuyor. Sonuçta 20-30 bin dolar karşılığında serbest kalıyor, hakkındaki suçlamalar düşürülüyor. Girişimci bu kez paçayı kurtardı ama ülkenin durumu her gün daha da kötüye gidiyor. Darbe yapılacağı kaygısıyla Cuma günü ülkede 60 günlük sıkıyönetim ilan edildi. IMF’nin 2016 için ülkede beklediği enflasyon oranı %720. 2017 tahmini ise %2200. 1498’de Kristof Kolomb’un keşfetmesinin ardından “dünyadaki cennete ulaştığını” söylediği ülke açısından gelinen nokta çok hüzünlü.

Güzel bir hafta geçirmeniz dileğiyle...

Tufan CÖMERT

Araştırma Direktörü

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "Hesap Kitap”

 19.10.2017 11:14

Yatırım yaparken en baştan belirlememiz gereken bazı şeyler vardır: Yatırımımızın hedefini, bu hedefe ulaşmak için bekleyebileceğimiz azami süreyi, beklentimiz yanlış çıkarsa da zarar durdur seviyemizin ne olacağını belirlemeliyiz. Bunlar zaman içinde güncellenebilir, ama ilke hiç değişmemeli: Hesap kitap yapmadan bir yatırıma girilmez. Hesap kitap yapmadan afaki açıklamalar yapmak da bir Hazine Bakanı’na hiç yakışmaz…

Pusula’da Bugün: "Bir Tercih Olarak “İyimserlik”"

 17.10.2017 11:17

Günlük hareketlere baktığımızda piyasalar çok hareketli, her an izlenecek bir haber, verilecek bir tepki var, değil mi? Buna biraz daha uzun bir zaman diliminde baktığımızda ise hemen hemen tüm oynaklık göstergeleri tarihi diplerine yakınlar. Bu, hem iyi, hem de korkutucu. İyi, çünkü piyasalardaki iyimserliğin dozunu gösteriyor ve buna bakarak diyebiliyoruz ki “piyasalar için olumlu görüşümüzü koruyoruz”. Kötü, çünkü biliyoruz ki herkes aynı gemideyken bir şeyler ters giderse yeterince kurtarma sandalı olmayacak. Peki ya bir tercih yapmamız gerekirse?

Pusula’da Bugün: "Acı Gerçekler"

 16.10.2017 10:48

Hayatta sevsek de sevmesek kabullenmemiz gereken bazı şeyler var. Mesela kendimizi mükemmel sanırız, ama değiliz. Kendimizi zeki, mantıklı, sonuç odaklı görmeyi çok isteriz ama gerçek bu değil. Bu yılın Nobel Ekonomi Ödülü’nü alan Richard Thaler’in davranışsal ekonomi dalındaki çalışmaları bu acı gerçekleri ortaya koyuyor: Hepimiz kusurluyuz! Tüm kusurlarımıza rağmen yatırımcılar olarak son dönemde doğru yaptığımız bir şey varsa o da hisse piyasasına olan ilgimiz…