Pusula’da Bugün: Dağınıklık

Çocukken ebeveynimizden en çok işittiğimiz şeylerden biri herhalde ne kadar dağınık olduğumuz, daha düzenli olmamız gerektiğidir. Bu söylem düşününce mantıklı: Ne kadar düzenliyseniz aradığınızı o kadar kolay bulursunuz. Fakat araştırmalar bunun tam tersini söylüyor! Dağınıklık aslında o kadar kötü değil, hatta bazen arzu edilen bir özellik bile olabilir. Piyasalarda ise gönül rahatlığıyla tersini iddia edebiliriz: Ortam ne kadar dağınıksa, belirsizlik de o kadar yüksektir…

 

Aşırı düzenli bir çalışan aslında büyük bir sorun olabilir… 2001 yılında yapılan bir araştırmaya göre ofiste çok düzenli olan çalışanlar verimsiz olabiliyor. Bir evrak geldiğinde çalışan önce bunu ne yapacağını düşünüyor. Sonra bu evrak dosyalanıyor (halbuki evrakların çoğunun saklamaya değer bir yanı yoktur), dosyalar masada üst üste duramayacağı için de evrak dolaplarına kaldırılıyor. Bu da hem gereksiz yer işgaline, hem de bu süreç nedeniyle vakit kaybına yol açıyor. Bir başka çalışma ise adeta dağınıklığa övgü niteliğinde: Darmadağınık bir masa, çalışana çok işi olduğunu, çalışması gerektiğini hatırlatıyor. Dağınık çalışanlar bu yüzden aslında daha verimliler, daha hızlı ve net sonuçlar üretiyorlar. Görece yeni bir çalışma benzer durumun epostalarda da geçerli olduğunu işaret ediyor. Farklı konulara, kişilere klasörler yaratmak yerine, arama fonksiyonunu kullanmak daha hızlı sonuçlar üretiyor! Özetle aşırı düzenliyseniz yaşamınız düşündüğünüz gibi kolay değil, bilakis zor olabilir. Düzenli olmak içimizi rahatlatan bir özellik, ama hayattaki başarımızı belirlemiyor. Bırakın çocuklar ortalığı dağıtsınlar!

Dağınıklık konusuna tahammül edemeyeceğimiz bir yer varsa, piyasalar… Birer ekonomik aktör olarak hepimizin arzusu uzun vadeli planlar yapabilmek. Mesela yavaş yavaş kurumlardan 2017 tahminleri gelmeye başladı. Ne çare ki bunların bir kısmının çok kısa süre içinde yanlış çıktığını göreceğiz. Çünkü dünya ekonomisi ve bunun yansıması olan piyasalar o kadar dağınık bir halde ki birkaç temel nokta dışında uzun vadeli bir plan çizmek, olacakları öngörmek mümkün değil. Analist-ekonomist tahminlerini geçtim, kriz zamanından bu yana piyasaların yönünü belirleyen merkez bankalarının ne yapacakları konusunda dahi şu anda piyasalarda bir fikir birliği yok!

Sanırım buna itiraz eden çıkmaz: Merkez bankalarının inanılırlığı eskisi gibi değil. Bazen söylediklerine hiç inanmıyoruz, söylediklerinin tersini yapıyoruz. Ama söyledikleri her şeyi, açıklamaların içine yerleştirdikleri her virgülü fark etmek, yorumlamak durumundayız. Çünkü günümüzde piyasalarda gördüğümüz duyduğumuz her şey yatırım kararlarımızı bir şekilde etkiliyor. Hatta gerçek ile söylenti bile birbirine karışıyor çoğu zaman. İşte böyle bir ortamda daha merkez bankaları bile gelecek ay ne yapacaklarını bilmezken, yatırımcıların 12 ay sonrasını tahmin edip pozisyon almaya çalışmaları da aslında beyhude bir çaba.

 

ECB’yi ele alalım: ECB dağınıklığın kitabını yazıyor neredeyse! Dünkü toplantı sonrasında yapılan açıklamalara bakarsanız ne yapacaklarına dair pek bir fikirleri yok. Dün beklendiği üzere faizlerde bir değişiklik yapılmadı, ancak piyasanın heyecanla beklediği, varlık alımları konusunda bir sinyal de verilmedi. Aslında haksızlık etmeyelim, verilen bazı mesajlar var da, bunlar ile ne yapmamız gerektiğini bilemiyoruz. Konu şu: Bir süre önce ECB’nin varlık alımlarını Mart 2017 sonrasında azaltmayı planladığı yönünde haberler çıkmış, ECB hızla bunu yalanlamıştı. Piyasa işte dünkü toplantıda bu konuda daha net açıklamalar duymayı bekliyordu. Hatta çoğu kurumda alımları azaltmak bir yana, bunun süresinin en az 9 ay daha uzatılacağı beklentisi vardı. Duyduklarımız ise şunlar: “Varlık alımlarının süresini uzatmayı görüşmedik, azaltmayı da görüşmedik, Aralık ayında duruma bakacağız, verdiğimiz destek sonsuza dek süremez, ama kimse varlık alımlarının bir anda durmasını da beklemesin…” Bunlardan anladığınız “hayatta her şey mümkün” ise aramıza hoş geldiniz. Çıkan tek sonuç “bekle gör” politikasının devam edeceği. Öte yandan Avrupa ekonomisinin hala anlamlı bir toparlanma gösteremediğini hatırlatayım. Olur da ECB tahvil alımlarını azaltmaya karar verirse bunun iletişimini çok ama çok dikkatli yapmak zorunda. Yoksa ECB tahvil alımını azaltıyorum diye zaten gayet kırılgan olan Avrupa ekonomisinde ev yapımı bir krize davetiye çıkarabilir.

 
Kaynak: TCMB

Dün dikkatle izlenen bir başka merkez bankası da kuşkusuz TCMB idi. Toplantı öncesinde ekonomistlerde TCMB’nin gecelik faizde 25bps indirim yapacağı beklentisi hakim idi. Bu beklentinin ardında yatan gerekçe de çok mantıklı idi: Enflasyonda son aylarda görülen gerileme, büyümeye destek vermek isteyen TCMB’nin elini rahatlatıyordu. Şu ana dek %5 olan resmi enflasyon hedefini tutturma konusunda görece rahat bir politika izleyen TCMB’nin mevcut durumda geri adım atması olasılığı düşük görünüyordu. Piyasa fiyatlaması ise ekonomistlerin tam tersi idi: TL’deki değer kaybının TCMB’yi bu kez zorlayacağı düşüncesi tahvil ve swap piyasasına yansımaya başlamışken, siyasi kanattan gelen bu yöndeki açıklamalar da piyasanın düşüncesini destekledi. Sonuç olarak TCMB piyasayı haklı çıkardı. Toplantı sonrasında yayınlanan açıklamaya göre TL’deki değer kaybı eğilimi TCMB’yi bu ay beklemede kalmaya iten ana neden. TCMB ayrıca finansal koşullarda da rahatlama oluştuğunu düşünüyor. TCMB bundan sonraki faiz adımı için verilere bakacağını ifade ediyor, ancak bu oldukça geniş bir tanım tabi. Şartlar faiz indirimi için elverişli olmazsa, yani TL tekrar değer yitirirse, bu durumda TCMB’nin faiz indirimi yerine zorunlu karşılıklarda indirime giderek likidite koşullarını rahatlatması olasılığı çok daha yüksek olacak. Fakat genel beklentimiz aynı: TCMB gecelik borç verme ve alma faizlerinde yapacağı 25’er puanlık indirim ile ilk fırsatta simetrik bir faiz koridoruna geçecek.

 
Kaynak: Bloomberg

TCMB’nin dünkü kararının piyasa etkileri de beklendiği gibi oldu: TL değerlendi, kısa vadeli tahvil faizi arttı, uzun vadeli tahvil faizleri düştü. Burada kritik konu TL’nin ne olacağı. Evet, TCMB aksiyonları her zaman TL açısından önemli ama biraz daha uzun vadeli baktığımızda ana yönü her zaman küresel gelişmelerin belirlediğini biliyoruz. Yukarıda bu ilişkiyi gayet net olarak görüyoruz. Dolar endeksinde son günlerde gördüğümüz artış bize TL’nin yönü hakkında bir fikir veriyor olmalı. Buna ek olarak kurdaki yükselişe döviz satarak tepki veren yerli yatırımcıların, TL’de dün ve bugün gördüğümüz değer kazancında yeniden alış yönünde olacaklarını iddia etmek de pek yanlış olmaz. Ancak son dönemde TL o kadar satıldı ki, yabancı yatırımcıların daha da agresif olarak satış yönünde pozisyon alacaklarını iddia etmemiz zor. Bu yüzden USD/TL kurunda bir süre 3.05–3.10 aralığının korunacağını söylemek mümkün. 2016 sonu için tahminimiz 3.10 ile aynı. 2017 sonu için beklentimiz 3.27.

Geleceği öngörmenin bu kadar zor olduğundan bahsedip 14 ay sonrasına dair bir iddiada bulunmak çelişkili, kabul etmek lazım. Burada mesele kurda nokta atışından ziyade gelişmelerin TL lehine mi aleyhine mi olacağına dair bir öngörüde bulunmak aslında. Gördüğümüz 2017’de TL’nin iç ve dış faktörlerin etkisiyle zorlanmaya devam edeceği. Yine de 2017 sonu kur tahminimizin reel değer kazancı içerdiğine dikkatinizi çekmek isterim. Küresel piyasalardaki bu dağınıklığa, yurtiçinde atlattığımız onca badireye rağmen TL’nin 2016’daki dirayeti takdire şayan. 2017 de bizi hem olumlu hem olumsuz anlamda şaşırtacak gelişmelere pek açık bir yıl gibi görünüyor. 
Dağınıklık bir yatırımcı için kesinlikle bir erdem değil, bunu biliyoruz. Esneklik ise anahtar!

Güzel bir hafta sonu geçirmeniz dileğiyle…

Tufan CÖMERT

Araştırma Direktörü

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "İnat"

 23.06.2017 12:14

Pusula’da Bugün: "Petrol-Piyasa İlişkisi"

 21.06.2017 11:10

Piyasalarda her şey gayet güzel giderken dün petrol fiyatındaki düşüşün hızlanması işleri bozdu. Petrol üreten ülkelerde de, petrol ithalatına bağımlı olan ülkelerde de eş zamanlı satışlar gördük. Dolar güçlendi, ABD tahvil faizleri de artan taleple gerilediler. Petrol fiyatının düşmesinin bazı nedenleri var elbette (OPEC üretim kısıntısının etkinliği konusundaki kaygılar, ABD’de kaya petrolü üretimi sonrasında artan petrol stokları gibi), ama bunların üzerinde durmayacağız. Bizi ilgilendiren bu eğilimin devamının piyasalarda ne gibi etkilere yol açacağı…