Pusula’da Bugün: Gizli Mesajlar

İnsanlığı meşgul eden, sürekli yanıtlar aranan bir çok konu var. Kanser tedavisinden tutun da, “uzayda yalnız mıyız” sorusuna kadar yıllardır insanlar yeni şeyler keşfetmeye uğraşıyor. Bunlar insanlık adına güzel şeyler… Bir de yine insanlığı meşgul eden, ancak “bulsak insanlığa ne faydası olacak” dediğimiz bir şey daha var: Şarkılara gizlenmiş olan mesajlar… Buna kafa yoran o kadar insan var ki şaşarsınız. Üstelik gizlisi saklısı olmayan, mevcut halimizi gayet güzel açıklayan şarkılar varken…

Şarkıların içinde gizli mesajlar olduğu ve bunların şeytana tapanlar tarafından yerleştirildiği fikri, Batı dünyasının uğraşmayı ve sık sık gündeme getirmeyi sevdiği bir konudur. Buna göre, gizli mesajlar, ancak şarkılar tersten çalındığında duyulabiliyor! İddialara göre Led Zeppelin’in “Stairway to Heaven” şarkısı da tersten çalındığında ortaya bu tarz bir şey çıkıyormuş. Güzelim şarkıya yazık etmemek için denemedim, ama zaten bir şarkıyı tersten dinleyip, biraz da hayal gücünüzü kullanırsanız alamayacağınız mesaj yoktur diye düşünüyorum. Neyse ki benimle aynı fikirde olan ve bu saçmalıkla dalga geçen başkaları da var. Mesela Beatles ve Pink Floyd bazı şarkılarına kasten mesajlar koymuşlar. Daha yakın zamanlı bir şarkı isterseniz Franz Ferdinand’ın Michael isimli şarkısına bakabilirsiniz. Bu şarkı tersten çalındığında (hazır çalınmışı burada), 1:44 sonra şu mesajı duyuyorsunuz: “She’s worried about you, call your mother — Annen senin için kaygılanıyor, ara onu”. Madem mesaj arıyoruz, bari böyle şeyler duyalım…

Şarkılar insanların ruhuna hitap eder, mesajlar verirler. Bazen de bir şarkının böyle bir kaygısı olmasa bile gelişmelere öyle güzel uyar ki, başka bir söze gerek bırakmaz. Aklınıza muhtemelen romantik anlar ve buna uyan şarkılar gelmiştir ama maalesef… Burada enflasyondan bahsediyoruz. Dün beklentilerin oldukça üzerinde gelen enflasyon rakamının müsebbibi gıda fiyatları. Bu duruma uyan şarkı da tahmin edeceğiniz üzere Barış Manço’nun “Domates, Biber, Patlıcan” isimli şarkısı. Aşk şarkısı olmakla birlikte, enflasyon konusunda tek bir söz dahi içermemesine rağmen, verilerin ardından söylememiz gereken bir şarkı varsa kesinlikle budur.

Hemen dünkü enflasyon rakamlarını hatırlayalım: TÜFE Temmuz ayında bir önceki aya göre %1,16, Aralık ayına göre %4,84, bir önceki yılın aynı ayına göre ise %8,7 arttı. Beklentiler bu rakamlardan çok daha düşüktü. Yüksek gelen enflasyonda, vergi artışı sebebiyle %7,05 ile en yüksek aylık artışı kaydeden “alkollü içecekler ve tütün grubu” etkili. Ancak bunu çıkardığımızda karşımızda yine olağan şüpheli var: Gıda fiyatları. “Gıda ve alkolsüz içecekler” grubundaki aylık artış %3,15, yıllık artış ise %9,69. Enflasyonun bu ay yüksek geleceği konusunda TCMB uyarmıştı, ancak buna rağmen piyasa beklentisinin üzerinde gelmiş olması, dün piyasayı da etkiledi. Anlık tepkilerden ziyade, bundan sonrası için TCMB’nin ne yapacağına dair beklentiler iyice karışmış durumda, bu da ilerleyen günlerde piyasada fiyatlama varsayımlarında değişikliğe yol açabilir.

Bundan bir ay öncesine gittiğimizde, hem bizim hem de piyasanın beklentisi, TCMB’nin 25–75 bps daha faiz indirimi yapıp, sonrasında makro ihtiyati önlemler ile ekonomiye destek olacağı yönünde idi. Son iki haftaya geldiğimizde ise beklentiler değişti. Gerek Türkiye’nin risk priminin artmış olması, gerek kredi derecelendirme kurumlarının tavırları, gerekse de yükselen enflasyon nedeniyle artık TCMB’ye dair beklentiler bu kadar net değil. Aşağıda yer alan grafikte göreceğiniz üzere, swap fiyatlaması artık indirim değil, artırım fiyatlıyor. Ancak bunun buluttan nem kapar bir fiyatlama olduğunu, günlük TL likiditesi, USDTRY paritesi, küresel risk iştahı gibi faktörlerden etkilendiğini belirteyim. Örneğin grafiğe göre son durumda kurun yukarı gitmesi, TCMB’nin sıkılaştırma yapacağı beklentisi doğuruyor diyebiliriz, ancak mesele bu kadar mekanik değil. Kesinlikle değil…

Enflasyonun TCMB’nin resmi hedefi olan %5’in çok üzerinde olması, klasik teoriye göre faiz indirimlerini zorunlu kılmalı. Ancak mevcut küresel ortamda, tüm dünyanın da Türkiye’nin de ihtiyacı olan şey öncelikle büyüme. Bu yüzden de TCMB, makul bir büyüme oranı karşılığında, hedefin üzerinde bir enflasyona göz yumuyor. Gelişmelere bakıp, yakın vadede bunun tersini beklemek anlamsız. TCMB’nin temkinli davranmayı tercih edip Ağustos ayında bir şey yapmaması olasılığı yüksek, ancak öte yandan çekirdek enflasyonda ciddi bir bozulma olmamasına atfen Ağustos ayında faiz indirimine de devam edebilir. Bu anlamda TCMB ne yapar sorusuna net bir yanıt vermek güç. Ancak yurtiçi gündem sakinleşip, piyasalarda dengelenme arayışı sürdükçe TCMB’nin gevşemeye gitmesi senaryosu da aslında korunacak. Ancak TCMB faiz indirdi diye, piyasada tahvil faizleri mutlaka düşecek diye bir şey yok, zira şu anda etkili olan ana konu risk algılaması, TCMB fonlama maliyeti değil. Bu kapsamda gıda fiyatları artsa da artmasa da, “domates, biber, patlıcan” diye avaz avaz şarkı söylesek de söylemesek de faiz politikası düşünülenden çok farklı bir yol izleyebilir. Bu konuda kesin bir ahkamda bulunmak için çok erken…

Hem ayrıca TCMB’nin ne yapacağı ve buna bağlı olarak yurt içi piyasaların yönünün tahmin ederken, yurt dışındaki önemli bazı gelişmeleri gözden kaçırmamamız gerekiyor. Henüz bu konuda çok net bir sinyal aldığımızı söyleyemiyoruz, ancak tatsız bir durum söz konusu. Aşağıda Japonya’nın 10 yıllık tahvil faizini görüyoruz. BoJ’un parasal genişlemeye gitmemesi, bunun yerine hükümetin mali genişlemeyi ön plana çıkarması tahvil faizlerinde sert bir artışa yol açtı. Şimdi burada bir durup düşünelim. Siz bir yatırımcı olarak -%0.29 faizle gidip bu tahvili aldınız, çünkü BoJ’un yeni bir alım planı açıklayacağını, bu yüzden faizin daha da eksiye düşeceğini hesaplıyordunuz. Tabiri caizse malı devredeceğiniz bir başka alıcı vardı. Şimdi bu alıcı ayak sürüyor ve ellinizde nur topu gibi getirisi değil de götürüsü olan bir tahvil var. Ya yağmur duasına çıkar gibi oturur “Boj yine gelsin” diye dua edersiniz, ya da durumu kabullenip tahvili satarsınız.

Japonya’daki durumu ülkeye özel kabul edebiliriz belki. Ama aynı eğilim bu kadar belirgin olmasa da Alman tahvilinde de var. İlla ki bir bağlantı kuralım dersek, piyasa artık merkez bankalarının parasal genişlemesinin bir işe yaramayacağını, tek çarenin mali genişleme olduğunu düşünmeye başlamış olabilir. Dediğim gibi, henüz bu bir trend değil, olasılık, ama dikkat etmemiz gerek. Eğer bu yaygın bir hale gelirse, şu ana dek savunduğumuz “gelişen ülke tahvil faizleri, varlıkları gelişmiş ülkelere göre çok daha cazip” tezini gözden geçirmemiz gerekir. Gelişen ülke varlıkları gene cazip olacaktır, ama önce yeni bir risk fiyatlaması yapılacaktır. Böyle bir ortamda TCMB’nin enflasyona nasıl tepki vereceğini tartışmasını da muhtemelen öteleyeceğiz. Tabi bunların hepsi şu anda sadece bir olasılık, o yüzden bir şarkıyı tersten dinleyip çıkardığımız bir mesaj olarak da kabul edebilirsiniz, şimdilik hiç sakıncası yok…

Tufan Cömert

Tufan CÖMERT

Araştırma Direktörü

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "İnat"

 23.06.2017 12:14

Pusula’da Bugün: "Petrol-Piyasa İlişkisi"

 21.06.2017 11:10

Piyasalarda her şey gayet güzel giderken dün petrol fiyatındaki düşüşün hızlanması işleri bozdu. Petrol üreten ülkelerde de, petrol ithalatına bağımlı olan ülkelerde de eş zamanlı satışlar gördük. Dolar güçlendi, ABD tahvil faizleri de artan taleple gerilediler. Petrol fiyatının düşmesinin bazı nedenleri var elbette (OPEC üretim kısıntısının etkinliği konusundaki kaygılar, ABD’de kaya petrolü üretimi sonrasında artan petrol stokları gibi), ama bunların üzerinde durmayacağız. Bizi ilgilendiren bu eğilimin devamının piyasalarda ne gibi etkilere yol açacağı…