Pusula’da Bugün: Kimse Mükemmel Değildir

Bazen hiç düşünmeden yaptığımız şeyler çok güzel sonuçlar doğurabilir. Bunun tersi de geçerli: Düşüne taşına aldığınız bir kararın tamamen ters yönde sonuçlar doğurduğunu da görebiliriz. Neticede kimse mükemmel değil, bazen şansa da ihtiyacımız var. Ekonomide de aldığınız kararların bazı karşılıkları olur. Ayrıca tercihlerinizin arzu ettiğiniz sonuçları vermesi, küresel piyasaların seyrine bağlı da olabilir. İşte bazen öyle olur ki kararlar iyi niyetlidir, ama sonuçlar sizi şaşırtır…

1959 yapımı “Bazıları Sıcak Sever” (Some Like It Hot), başrollerinde Marilyn Monroe, Tony Curtis ve Jack Lemmon’un oynadığı bir komedi filmi. Joe ve Jerry, ABD’de sıkı bir alkol yasağının uygulandığı dönemde, iş aramakta olan iki müzisyendir. İkili çeteler arası bir çatışmaya tanık olurlar. Hayatlarını kurtarmak için kaçan ikili, kadın kılığına girip tamamen kızlardan oluşan bir orkestraya katılırlar… “Bazıları Sıcak Sever”, 2000 yılında Amerikan Film Enstitüsü tarafından tüm zamanların en iyi Amerikan komedi filmi seçildi. Aslında bu filmin renkli olarak çekilmesi planlanmış; ancak deneme çekimlerinden sonra Tony Curtis ve Jack Lemmon’ı kadın kılığına sokmak için yapılan ağır makyajın yol açtığı görüntü sorunları nedeniyle filmin siyah-beyaz olmasına karar verilmiş.

Filmin son sahnesinde Jerry (Jack Lemmon), kendisini kadın sanan ve ona aşık olan Osgood Fielding’e artık gerçekleri söylemek zorundadır.Yalnız filmin bu en önemli sahnesi için senaryo ekibi bir türlü uygun bir konuşma bulamamıştır. Jerry peruğunu çıkarıp Osgood’a bakacak ve “seninle evlenemem, çünkü ben bir erkeğim” diyecektir. Osgood’un ne diyeceğine karar verilemez ve sonunda biraz da doğaçlama ile “kimse mükemmel değildir” demesine karar verilir. Seyirci buna bayılır ve filmin ikonik cümlesi haline gelir…

Bazen hiç düşünmeden yaptığımız, akışına bıraktığımız şeyler çok güzel sonuçlar doğurabilir. Bunun tersi de elbette geçerli. Ekonomik anlamda rasyonel olduğunu düşündüğünüz kararların da bazı bedelleri olur, sadece o anda bu bedeller çok mühim gibi görünmezler, bu bedeller zaman içinde katlanarak ortaya çıkabilir. Bunun en güzel örneklerini aslında şu anda gelişmiş ülkelerde görüyoruz.

Piyasalarda son dönemde genel olarak bir rehavet var. Bunu dünyada son yılların en sıcak yazını yaşamamıza da bağlayabilirsiniz, eksi faiz ortamının yatırımcıları belli piyasa ve enstrümanlara mecbur bırakmasına da… Her halükarda, yatırımcılar istedikleri işlemleri tam olarak yapamıyorlar ve bu da piyasalarda düşük oynaklık ve bir çok enstrümanda çok net olmayan yönler görmemize yol açıyor. Bu ortamda yatırımcıların bazı şeyleri görmezden gelmelerine de pek tabi ki şaşırmıyoruz.

Kaynak: Bloomberg

Öncelikle dünya çapında parasal genişleme-gevşeme konseptinde hiçbir değişiklik yok. Fed’in 2017 ortasına kadar faiz artırmayacağını fiyatlayan piyasadaki asıl mesele, otoritelerin aksine bu çabaların pek bir işe yaramadığına kanaat getirilmesi. Burada ekonomi-piyasa ayrımına dikkatini çekerim: Piyasa ne kadar fazla likidite, ne kadar düşük faiz varsa onu istiyor. Bu yüzden bu tarz haberler hala piyasalarda etki yaratıyor. Ama ekonomilere baktığımızda farklı bir durum var: Bu parasal önlemlerin şu ana dek arzu edilen sonuçları yaratmadığı açık, bundan sonra da bir faydası olmayacak. Ekonomide marjinal fayda dediğimiz kavram burada devreye giriyor: Daha fazla parasal genişlemenin getireceği fayda giderek azalıyor. Ya parasal genişlemenin ölçeği çok daha büyük olmalı, ya da daha önce kullanılmayan önlemler devreye girmeli ki marjinal fayda azalmasın.

Piyasada böyle bir beklenti var mı derseniz, hayır. Piyasa, gevşek para politikalarının her yerde devam edeceğini, ama bunun saadet getirmeyeceğini düşünüyor. Mesela geçenlerde Morgan Stanley şu anda %1.51 ile işlem gören ABD 10 yıllık tahvil faizi için yılsonu tahminini güncelledi: %1.0. Bu tahminin ardında yatan varsayımlar yukarıda okuduklarınız: Gelişmiş ülkelerde büyüme hayal kırıklığı yaratmaya devam edecek, dünyanın önde gelen merkez bankalarından daha fazla parasal genişleme gelecek, Fed 2017’de de faiz artıramayacak. Bu senaryo tahvil faizleri için oldukça olumlu, zira bu durumda dünyanın her yerinde daha düşük faizler görmemiz gerekir.

Piyasa da aslında bunu fiyatlamaya başladı bile. Fed’in yakın zamanda faiz artıramayacağına dair inanç ve fiyatlama giderek güçlenirken, USD de değer yitiriyor. Halen $12 trn civarında tahvilin eksi faizle işlem gördüğü piyasalarda, likiditenin gittiği adres de yine gelişen ülkeler. Elbette bu süreçte ülke bazında ciddi ayrışmalar görüyoruz ki, Türkiye de bunlardan biri. 15 Temmuz sonrasında piyasalarımız ağır aksak da olsa diğer piyasalara uyum sağlamakla birlikte, hala iç gelişmeler etkili olmaya devam ediyor. Bu ortamda bugün TCMB’nin önceki gün açıkladığı zorunlu karşılık hamlesine bakacağız. Hatırlarsak, zorunlu karşılık oranlarını bütün vadeler ve mevduat cinsleri için 0.50 puan düşüren TCMB, bu yolla piyasalara 1.1 mlr TL likidite sağlanacağını belirtti. Bu rakam ne kadar önemli derseniz, TCMB’nin dün itibarı ile piyasaya verdiği likidite yaklaşık 104 mlr TL. Dolayısıyla, rakam piyasada herhangi bir etki yaratmayacak denli küçük. “O zaman bu hamle ne işe yarayacak” diyeceksiniz. Sinyal etkisi dışında bir önemi yok aslına bakarsanız… Ama bu azımsanacak bir etki değil, üzerinde durmamız gerekiyor, çünkü ekonomi politikasında önemli bir değişikliğin arifesindeyiz.

Kaynak: Reuters

Zorunlu karşılıkların arttırılmasına, tüketim kaynaklı cari açığın hızla arttığı, finansmanın ise portföy girişleri ile (sıcak para) sağlandığı 2010 yılının sonlarında başlanmıştı. Yukarıda aylık bazda cari denge rakamlarını görüyorsunuz. Bu dönemde iç tüketimi kısmak için kredilerin frenlenmesi amaçlanmış, kredi hacmini daraltmaya yönelik düzenlemelere ek olarak TCMB de zorunlu karşılık oranlarını artırmış ve bankaların kredi olarak kullandırabileceği likiditeyi azaltmıştı. Gerçekten de, aradan geçen zaman içinde zorunlu karşılık oranlarının artırılması, alınan diğer önlemler ve enerji fiyatlarındaki düşüşün de etkisiyle cari açığın daralmasına yardım etti. Ne var ki cari açığın daralması kaçınılmaz olarak büyümeyi de yavaşlattı. Enflasyon ise buna rağmen yüksek seyretmeye devam etti. Bu dönemi Türkiye ekonomisinde yeniden dengelenme süreci olarak gördük. Geldiğimiz noktada ise artık yeni bir dengeye geçiyoruz gibi görünüyor.

Şurası açık ki yeni ekonomi düzeninde enflasyon öncelikli olmayacak.Enflasyon hedefinin zaten yıllardır tutmadığı, tutması için gerekli olan sıkı para politikasının uygulanmadığı bir ortamda bunu söylemenin de yeni bir tarafı olmadığının farkındayım. Hem teknik uygulamalar, hem de siyasi cepheden gelen açıklamalar, büyümenin yeniden artması için, enflasyon hedefinin yine arka planda kalacağını ve gerekirse cari açıkta bir miktar artışa da izin verileceğini gösteriyor. Kredi kartında taksit sayısının artırılması, tüketici kredisinde vadenin uzatılması, cep telefonlarına yeniden taksit geleceği haberleri de bu düşüncemizi destekliyor. İşte zorunlu karşılıklarda bundan sonraki dönemde görmemiz muhtemel indirimler, kredi hacmini artırmaya, faizleri düşürmeye yönelik adımlar olarak görülmeli. Bunlar neticede iç talebi destekleyip, büyüme oranını yukarı çekebilir, ancak bu durumda cari açığın hemen olmasa bile zaman yine artacağını öngörebiliriz.

Bu durumda piyasalar açısından yeni denge de netleşiyor: Daha düşük faizler, görece daha değersiz TL… Kısa vadeli tahvil faizlerinin, uzun vadelere göre daha düşük kalacağı, TÜFE’ye endeksli tahvillerin revaçta olacağı bir tahvil piyasası göreceğiz. TL’de ise, yukarıda bahsettiğim tüm destekleyici havaya rağmen, diğer para birimlerine göre daha zayıf performans beklemek mantıklı. Bu çerçevede bugün açıklanan ve beklentilerin oldukça üzerinde gelen Haziran ayı cari açık verisini de TL açısından kısa vadede önemli bir risk olarak not etmekte fayda var. TL küresel ortamdan yine de faydalanabilir, zaman zaman değerlenebilir, ancak diğer ülke para birimlerine göre çok etkileyici bir performans görmemiz olasılığını artık daha düşük görüyoruz. “Bu büyük bir dert mi” derseniz hayır. Sonuçta kimse mükemmel değildir…

Tufan Cömert

Tufan CÖMERT

Araştırma Direktörü

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "İnat"

 23.06.2017 12:14

Pusula’da Bugün: "Petrol-Piyasa İlişkisi"

 21.06.2017 11:10

Piyasalarda her şey gayet güzel giderken dün petrol fiyatındaki düşüşün hızlanması işleri bozdu. Petrol üreten ülkelerde de, petrol ithalatına bağımlı olan ülkelerde de eş zamanlı satışlar gördük. Dolar güçlendi, ABD tahvil faizleri de artan taleple gerilediler. Petrol fiyatının düşmesinin bazı nedenleri var elbette (OPEC üretim kısıntısının etkinliği konusundaki kaygılar, ABD’de kaya petrolü üretimi sonrasında artan petrol stokları gibi), ama bunların üzerinde durmayacağız. Bizi ilgilendiren bu eğilimin devamının piyasalarda ne gibi etkilere yol açacağı…