Pusula’da Bugün: "Kobra Etkisi"

Paul Domer 1897 yılında o dönem Fransız sömürgesi olan Hindiçin’e Genel Vali olarak atanır. Domer, şimdinin Vietnam’ını da içeren bu bölgeyi imar etmeye koyulur. Başkent Hanoi’de en büyük sorun bir lağım sisteminin olmamasıdır. Hemen tüneller kazılır, sistem faaliyete geçer. Ancak yeni lağım sistemi, bölgede zaten bol miktarda bulunan fareler için ideal bir saklanma ve üreme ortamı yaratmıştır. Fareler, lağımı istedikleri eve hızlıca ulaşmak için adeta bir otoban gibi kullanmaya başlarlar ve hızla çoğalırlar. Bir süre sonra şehirde bulaşıcı hastalıklarda da artış görülür. Domer Vietnamlı bir avcı ekibi kurar, bu ekip lağımlara inerek fareleri öldürmeye başlar. Avcılar öldürdükleri fare başına para alacaklardır. Nisan 1902’de başlayan bu faaliyet 3 ay kadar sürer, ancak fare nüfusu o kadar hızlı artmaktadır ki çabalar sorunu çözmez. Bu kez B planına geçilir ve kapitalizmin kuralları iş başı yapar: İsteyen herkes fareleri öldürüp, ibraz edilen kuyruk başına para alacaktır. Fare kuyrukları yağmaktadır. Domer mutludur, hem sorunu çözüp, hem de bölgedeki girişimcilik ruhunu ateşlemiştir.

 

Bir süre sonra Hanoi sokaklarında kuyruksuz, ancak son derece sağlıklı fareler görülmeye başlar! Ekonomik rasyonel devreye girmiştir zira: Avcılar daha çok kuyruk getirmek ve böylece daha çok para kazanmak istemektedirler. Bu yüzden de fareleri öldürmeyip, sadece kuyruklarını kesmekte ve çoğalmaları için yaşamalarına izin vermektedirler! Sonrasında işler daha da tuhaflaşır: Vietnamlılar diğer şehirlerden fare ithal etmeye başlarlar! Nihayet Domer’e saç baş yolduran haber gelir: Hanoi civarlarında fare yetiştirmek üzere çiftlikler kurulmuştur! Domer’in girişimciliğe destek verirken düşündüğü bu değildir tabi… Tüm ödüller kaldırılır, şehrin sakinleri fareler ile birlikte yaşamaya alışırlar. Domer Fransa’ya geri döner, sonrasında Fransa Devlet Başkanı olur.

 

Bu olay, “kobra etkisi” adı verilen, sağlanan ekonomik teşviklerin hiç düşünülmeyen, hatta arzu edilenin tam tersi sonuçlara yol açmasının mükemmel bir örneğidir. Kobra etkisi denmesinin sebebi de yukarıdakine benzer bir olayın zamanında İngiliz hakimiyetindeki Hindistan’da kobra yılanlarıyla yaşanması ve bundan sonra literatüre girmesi. Yalnız Hanoi’den farklı olarak, kobralara ödenen ödülün kaldırılması sonrasında Hintli “müteşebbisler” sinirlenip kobraları sokaklara salmışlar ve sorun çok daha beter bir hale gelmiş! Olur da Hindistan’a gider ve sokakta kobra oynatan birine rastlarsanız artık o yılanın neden orada olduğunu biliyorsunuz…

 

Günümüzde kobra etkisinin en güzel örneği merkez bankalarının genişlemeci para politikalarının, arzu edilenin tersine sonuçlar yaratması diyebiliriz. Piyasalara sağlanan bol likiditenin amacı, bunun şirketlere kredi olarak verilmesi ve böylece yatırımların artması idi. Bankalar ise risk almak istemeyip bu likiditeyi yine merkez bankasına yatırmış ve üzerine faiz almaya başlamışlardı. Merkez bankaları eksi faiz uygulamasına geçerek paranın kendilerine geri gelmesini engellediler. Ancak bu kez de tahvil faizleri eksiye geçmeye, enflasyon beklentileri de deflasyona dönmeye başladı! Aşırı düşük faizler büyüme üzerinde ters etki yarattı. Merkez bankaları hala çeşitli yöntemlerle bu döngüden çıkma çabasındalar!

 

Başta Fed, akabinde de ECB artık daha normal bir para politikasına doğru adım adım gidiyorlar. Elbette bu bir anda olacak bir şey değil, merkez bankalarının doğası temkinli olmak üzerine kurulmuştur. Hiçbir merkez bankasından şöyle bir açıklama duyamazsınız: “Enflasyon düşecek nasılsa, biz şimdi faizi şöyle 3-5 puan indirelim, düşmezse döner 7 puan yükseltiriz, elimizi korkak alıştırmayalım”. Bunun yerine şöyle bir açıklama görürsünüz: “Enflasyonun önümüzdeki dönemde düşüş sürecine gireceği düşünüldüğünden, faizlerde 25 baz puanlık ölçülü bir indirim yapılmıştır. Gelecek her veri ve enflasyon görünümünün faiz kararını etkileyeceği unutulmamalıdır”. Şimdi daha bir tanıdık geldi, değil mi? Gelin dünkü ECB kararlarını da bu gözle yorumlayalım. Dün beklendiği üzere ECB faizlerde değişikliğe gitmedi, ama yaptığı açıklamalar piyasalarda bayağı bir dalgalanma yarattı. ECB’ye göre Euro Bölgesi büyüme görünümü konusundaki riskler “genel olarak dengeli”, “faizlerin gerekirse daha düşük olabileceği” ifadesi de kullanılmadı. Öte yandan “ekonomiye önemli miktarda destek sağlanmasına” hala ihtiyaç var.

 

Bazı şeyler göründüğü gibi değildir, bu yüzden yukarıdaki ifadelerin de tercümeye ihtiyaçları var. Öncelikle merkez bankalarının ağdalı dilinde “genel olarak dengeli” ifadesi, bir merkez bankasının durumdan hoşnut olduğunu, “az daha izleyelim, biraz daha bekleyelim” demek için en ideal ortamda bulunduğumuzu gösterir. Böyle bir ortamda hiçbir şey yapmadan gelen her türlü eleştiriyi savuşturur ve maaşınızı almaya devam edebilirsiniz. “Faizlerin daha düşük olabileceği” ifadesinin kaldırılması ise merkez bankasının ürkek bir ceylan gibi de olsa “işlerin iyiye gittiğini” düşündüğünü gösterir. En azından faizlerde yeniden indirime gerek yoktur (Yalnız burada uyarayım: Şu anda yaptığımız tercüme gelişmiş ülke merkez bankaları ile alakalı. Gelişen ülkelerde durum tam tersi).

 

Peki ya “ekonomide desteğe ihtiyaç olması”? Yukarıdaki süslü lafların gelip duvara tosladığı, iki adım mantık yürüterek asıl sonuca varacağımız yer burası:

1.       “Madem ekonomide işler iyi, bekle gör modundayız, neden hala destek sağlanıyor?”

2.       “Bilmediğimiz bir şey mi var?”

İşte burası önemli… Zira tüm iyimser söyleme rağmen, ECB hala aylık €60 mlr tutarındaki tahvil alım programına devam edecekse bir sebebi olmalı. İçimizdeki Polyanna der ki “bir anda kesseler ortalık birbirine girer, yavaş yavaş alıştıra alıştıra yapması lazım”. Polyanna haklı, böyle büyük operasyonlar bir anda kesilmez, kesilirse buna henüz hazır olmayan kurular yüzünden başınıza daha büyük sorunlar alırsınız. Peki, içimizden fırlamak için bekleyen ve fırlarken de “hepimiz batacağız, kaçın, saklanın” diye bağıracak olan Alien ne diyor? “ECB bu konuda bir şey demediyse, bu programa hala ihtiyaç olduğunu düşünüyor demek ki. Mesela dün bir İspanyol bankasına el konuldu, İtalyan bankalarının da sorunlu olduğunu biliyoruz. Acaba ECB bu konuda kendini esnek mi tutmak istiyor?” Alien de haksız değil (Alien vs Polyanna… Kesin berbat bir film olurdu ama burada pek güzel oldu).

 

Bunlara ek olarak ECB dün ekonomik tahminlerini de güncelledi. 2017-2019 arası tahminler 0.1 puan yukarı çekildi. Çekildi çekilmesine de öyle çok matah bir büyüme var diye beklemeyin: Bu yükseltilmiş tahminlerle dahi hala %1.8 gibi oranlardan bahsediyoruz. Enflasyon tahminleri ise tam tersine, aşağı yönde güncellendi. Burada “madem büyüme var, enflasyon nasıl düşer, ne biçim hesap bu” diyebilirsiniz. Enflasyondaki revizyon petrol fiyatı varsayımının aşağı çekilmesinden kaynaklanıyor, yani bir tutarsızlık yok. Çekirdek enflasyon revizyonu da zaten çok daha ufak. Fakat ECB çekirdek enflasyonu değil, manşeti hedefliyor (%2.0). O zaman ECB bir yandan da gevşek para politikasını sürdürmeye devam etmeli. Hatta ve hatta enflasyon hedefin üzerine sağlam ve kalıcı bir şekilde çıkana dek faizi de artırmamalı. Tüm bu mesajlar aslında ECB’nin hala bir güvercin olduğunu, arada “dengeli”, “faizler böyle iyi” gibi ifadeler kullansa dahi bir Fed olamayacağını, faiz artışını yakın zamanda beklemememiz gerektiğini gösteriyor. ECB henüz kendi başlattığı döngüden çıkabilecek gibi değil. Fiyatlamalar da bir süre daha buna göre olacak. Gördüğünüz gibi “kobra etkisi” en azından ECB için hala devrede!

 

Güzel bir hafta sonu geçirmeniz dileklerimizle…

Tufan Cömert

Pusula’da Bugün: "Yalan Söyleme Bana!"

 11.01.2018 10:31

Çocuklarımızın bize yalan söylemesi bizi çok sinirlendirir. Onlara öğretmek istediğimiz şey dürüstlüğün bir erdem olduğudur. Ancak son araştırmalar gösteriyor ki çocukların yalan söylemesi gayet normal, hatta bir zeka işareti. Rahat bir nefes alıp arkanıza yaslanmadan önce sizi uyarayım: Bu çocuklar için geçerli, yetişkinler, hele hele finansal dünya için değil…

Pusula’da Bugün: "Seni Öldürmeyen Şey"

 05.01.2018 10:39

İzlerken beni çok rahatsız eden, ama izlemekten kendimi alıkoyamadığım bir dizi var: “Black Mirror”. Yakın bir gelecekte teknolojik gelişmelerin insan yaşamını ve toplumsal değerleri nasıl değiştirdiğini anlatan dizi, insana sık sık “nereye gidiyoruz” diye sorduruyor. Bu dizinin son sezonunun bir bölümünde (“Arkangel”) anlatılan bir hikaye var ki rahatlıkla bir ders çıkarabiliriz: Deneyim önemlidir, yaşadığımız her şey iyi de olsa kötü de olsa bize deneyim katar.

Pusula’da Bugün: "Gelecek"

 03.01.2018 02:48