Pusula’da Bugün: "Şaka Yapıyor Olmalısın"

Feynman 1960’larda Caltech’te çalışmaktadır. Meslektaşı David Goodstein bir gün sorar: “Richard, bana yarım spin parçacıkların neden Fermi-Dirac istatistiklerine uyduğunu anlatır mısın?”* Feynman “sana bununla ilgili basit bir not hazırlayacağım” der. Birkaç gün sonra Feynman gelip Goodstein’i bulur: “Yapamadım” der, “konuyu, fizik okumaya yeni başlamış birisinin anlayacağı kadar basit hale getiremedim. Demek ki ben de tam anlamamışım!”

II. Dünya Savaşı sonrasının en etkili teorik fizikçisi kabul edilen Feynman, oldukça sıradışı bir karakterdi. Işık ve madde arasındaki ilişkiyi yeniden kuran, dalga ve parçacık teorilerini baştan aşağı değiştiren Feynman, “Surely You're Joking, Mr. Feynman!” (Eminim Şaka Yapıyorsunuz Bay Feynman) isimli kitabında  anılarını oldukça eğlenceli bir dille anlatır (Kitabın ismi şuradan gelir: Feynman, misafirlikteyken kafası karışır ve çayına aynı anda hem limon, hem de süt ister, ev sahibesi şaşkınlıkla bu cümleyi sarf eder. Hayatı boyunca da kendisine buna benzer tepkiler verilir. Feynman bu olayı unutmaz). İşte böyle dahi bir fizikçinin “demek ki ben de anlamamışım” demesi, kuşkusuz insanlığın tüm fizik bilgisinin bir saatlik bir derse sıkıştırılmasının zorluğundan ibaret değil. Demek istediği, bir konuyu tam anlamak istiyorsak onu temelden başlayarak anlamamız gerektiği. Feynman’ın daha öğrenciyken bile sık sık ilk fizik derslerine ait alıştırmaları tekrarladığı bilinir. Böyle böyle Feynman kuantum mekaniği ve nükleer fizikte o zaman dek kimsenin göremediği şeyleri görmüş ve 1965’te Nobel ile ödüllendirilmiştir. Bugün Feynman’a zihnen en yakın kim diye sorsanız, sanırım olayları basite indirgeme yetisiyle Elon Musk derim.

Bir Feynman olmasak da** kendisinin bu basit ilkesini sosyal bir bilim olan ekonomiye ve onun doğal uzantısı olan piyasalara da uygulayabiliriz. Piyasalarda önemli bir trend olduğu zaman genelde bir süre sonra nedenini nasılını unutup trene binmeyi tercih ederiz. Bu güvenli bir yaklaşımdır, ancak dönüşleri kaçırmamıza, ya da bunları geç fark etmemize yol açar. Halbuki yapmamız gereken sık sık bu iyimserliğe, ya da kötümserliğe neyin sebep olduğunu hatırlayıp, başa dönüp bunlara yol açan faktörlerin yerinde durup durmadığına bakmaktır.

Son dönemde BIST’in performansı muhteşem. Son dönemde yurtiçi risklerin görece azalmasına ek olarak küresel piyasalardaki iyimserliğin de etkisiyle BIST100 rekor üstüne rekor kırdı. Aslına bakarsanız TL rekor değer kaybederken dahi borsamız yükseliyordu, demek ki burada farklı dinamikler var.

İlk olarak, yaklaşık 3 aydır gelişen ülkelere para akıyor, toplam giriş IIF verilerine göre $20 milyarı buldu. Peki, ne oldu da gelişen ülkelere yine nur yağdı dersiniz? Yıllar önce gelişmekte olan ülkelere yatırım yapan fonlar oluşturulurken yatırımcılara satılan temel fikir, bu ülkelerin yüksek oranlı büyümeleri idi. Bazı ülkelerin emtia üreticisi olmaları da, emtia fiyatlarının yükseldiği bu yıllarda gelişen ülkeleri iyice magazin yıldızı haline getirmişti. İlk başlarda bu fikir haklı çıktı, ancak sonrasında hızlı büyümenin getirdiği sorunlar BRIC fonlarının eskisi kadar cazip görülmemesine yol açtı. Şu anda da gelişen ülkelerin aynı anda hem hızlı, hem de sağlıklı büyüyecekleri gibi bir düşünce yok hiçbir yerde. Tamam, gelişmiş ülkelere göre büyüme hızları daha yüksek ama bu hep böyleydi, bundan sonra hep de böyle olacak.

Üstelik şu anda her gelişen ülkede ayrı bir hikaye var. Evet krizden bahsetmiyoruz belki, ama bazılarında sorunlar oldukça derinde. Mesela orijinal BRIC ülkelerinden Brezilya ve Rusya yıkıcı bir resesyondan ağır ağır çıkmaya çalışıyorlar. Çin’de hala kredi balonunun ne zaman patlayacağını tartışıyoruz. Hindistan bunlardan daha farklı bir yerde gibi, ama bürokrasi/siyaset çekişmesi hala sürüyor. Güney Afrika ise bu kavgaların bir ülkeyi götürebileceği yerin mükemmel bir örneği. Diğer ülkeler ise bu yıl başından beri etkili olan emtia fiyatlarındaki düşüş nedeniyle kaygılılar.

O zaman yatırımcıları gelişen ülkelere çeken nedir? Buna birkaç neden sayabiliriz: Küresel ekonomide en kötünün geride kaldığı algısı, merkez bankalarının hala genişlemeci olan para politikaları ve 2008-2009 krizi sonrasında gelişmiş ülkelerde ortaya çıkan tasarruf eğiliminin yarattığı getiri arayışı. Halen yatırımcılar ABD ekonomisinin Trump yönetimi altında sorunsuz bir büyüme kaydedeceğinden oldukça eminler, borsa endeksleri bunu işaret ediyor. Eh, ABD ekonomisi için genel beklenti bu ise, küresel ekonomi için kötümser olmaya da gerek yok. Yalnız son dönemde ABD’den gelen verilerin bu toparlanmada bir ivme kaybı olduğunu gösterdiğini bir kez daha vurgulayayım. Eğer veriler tatsızlaşırsa, piyasalardaki bu tatlı havanın tersine döndüğünü göreceğiz. Ya da Trump’ın artık uygulamasına zor gözüyle bakılan bazı uygulamalarında başarıya ulaşması da borsalardaki iyimserliğin sorgulanmasına yol açar.

Bu noktada Donald Trump’a bir paragraf ayırmamız gerek. Kendisinin NAFTA ticaret anlaşması ve Çin hakkındaki görüşlerinden hızlı çarkları, Obamacare adı ile bilinen sağlık yasasını değiştirmeyi başaramaması, piyasalarda Trump’ın tüm söylemine karşın mevcut düzenden farklı bir yere gidemeyeceği algılaması yarattı. Ancak Trump, bir diğer sözü olan Trans-Pasifik anlaşmasını askıya almayı başardı. FBI Direktörü’nü görevden alması, Rusya ile tüm itirazlara rağmen kapalı kapılar ardında ilişkiler kurmaya devam etmesi de Trump’ın pes ettiğini düşünenler için birer şok adeta. Trump ajandasını hemen uygulamaya koyamıyor belki, ama görevde kalırsa (evet bu da  bir ihtimal), ABD’nin yeni düzeninin tatsız olacağı belli. İşte bunlar henüz piyasalarda fiyatlanan şeyler değil. Belki de bu yüzden klasik Mayıs ayı etkisinden farklı bir piyasa görüyoruz. Kaldı ki biraz önce okuduğunuz hala destekleyici olan merkez bankaları ve küresel tasarruf fazlalığı konuları, olası kötümserlikleri, en azından küresel ölçekte bayağı bir sönümlemeye aday.


Gelişen ülke borsalarında da ABD’ye benzer bir görüntü var. Yandaki grafikte 1 Mayıs 2013’ten bu yana MSCI Dünya ve gelişen ülke endekslerinin performansını görüyorsunuz. Her ne kadar bu günlerde bir çok ülkede borsalarda coşku hakim olsa da, aslında 2013’ten bugüne gelişen ülke borsaları, gelişmiş ülke borsalarını arkadan takip ettiler. Özellikle Trump’ın Başkan seçilmesinin ardından göreli performansın daha kötüleştiğini de hatırlatayım.

Küresel piyasalardaki iyimser hava da belli ki bir süre daha korunacak. Yine de bazı göstergeler göz ucuyla bile olsa dikkat çekmeye başladı. Mesela dünyada parasal koşulların gevşek kalmaya devam etmesi, bir noktada yine doları destekleyecek. Belki de arka planda yatan bu düşünceden ötürü, son dönemde oynaklık göstergelerindeki ciddi düşüşe rağmen, gelişen ülke para birimlerindeki değerlenme sınırlı kaldı. Türkiye’de bunu çok net bir şekilde görüyoruz. Dün yayınlanan verilere göre yerli yatırımcılar 5 Mayıs ile biten haftada $669 mn daha aldılar, böylece yılbaşından bu yana döviz mevduatlarındaki artış $15,8 milyara ulaştı. Belli ki yerli yatırımcılar küresel piyasalardaki bu iyimserlikten o kadar da etkilenmemişler ama borsaya bakarsanız bunun tersi olmalıydı. Son dönemde TL’deki patinaja, tahvil faizlerindeki yükselişe karşın borsadaki coşkunun devamını farklı aktörlerle (yerli-yabancı ayrımı) açıklayabiliriz belki. Bu ne kadar sağlıklı göreceğiz. Kim bilir, belki de yanıt bu kadar basit değildir. Richard Feynman bile şunu demiş zamanında: “Sanırım şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Kimse kuantum mekaniğinin ne olduğunu bilmiyor”

Güzel bir hafta sonu geçirmeniz dileklerimizle…

*Bunun ne demek olduğu konusunda pek bir fikrim yok, bu yüzden kısıtlı lise fizik bilgimle yaptığım çevirinin hatalı olduğundan fena halde şüpheleniyorum. Sorunun orijinali şu: “Dick, explain to me, so that I can understand it, why spin one-half particles obey Fermi-Dirac statistics?”

**Feynman sonrasında İngilizce’de böyle bir deyim oluşmuş: “He is no Feynman, but…” (Bir Feynman değil ama yine de…)

***Önceki gün gönderdiğim swap ile ilgili yazıya, fikirleri ve piyasa öngörüleri ile katkıda bulunan Garanti Bankası Hazine Müdürü Barış Karaayvaz’a teşekkür etmeyi unuttum. Özür ve geç kalmış teşekkürlerimi bugün kendisine sunuyorum.

Tufan Cömert

Birim Müdürü - Yatırım Danışmanlığı

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "İnat"

 23.06.2017 12:14

Pusula’da Bugün: "Petrol-Piyasa İlişkisi"

 21.06.2017 11:10

Piyasalarda her şey gayet güzel giderken dün petrol fiyatındaki düşüşün hızlanması işleri bozdu. Petrol üreten ülkelerde de, petrol ithalatına bağımlı olan ülkelerde de eş zamanlı satışlar gördük. Dolar güçlendi, ABD tahvil faizleri de artan taleple gerilediler. Petrol fiyatının düşmesinin bazı nedenleri var elbette (OPEC üretim kısıntısının etkinliği konusundaki kaygılar, ABD’de kaya petrolü üretimi sonrasında artan petrol stokları gibi), ama bunların üzerinde durmayacağız. Bizi ilgilendiren bu eğilimin devamının piyasalarda ne gibi etkilere yol açacağı…