Pusula’da Bugün: Sanal Gerçekler

Çocukların bir araya geldiklerinde artık fiziksel bir oyun oynamadıklarını, hepsinin kendi telefon ve tabletlerine gömüldüklerini, yeni iletişim şeklinin bu olduğunu gözlemliyorsunuzdur. Yetişkinler olarak da zaten farklı değiliz. Boş bulduğumuz her an telefonlarımıza bakıyoruz. Yolda yürürken telefonuna bakan birisini görmek de bu yüzden son yıllarda artık hiç ilginç değil. Ancak artık biraz daha dikkatli olmakta fayda var. Karşınızdan gelen kişi gözleri ekrana kilitlenmiş olarak yavaşça yürüyor, parmakları sürekli ekranda geziniyorsa “Pokemon” avlıyor olabilir. “Pokemon Go” oyunu piyasaya baş döndürücü bir giriş yapmış olabilir, ama bizim piyasalardaki hareketler kesinlikle daha baş döndürücü değil mi?

“Pokemon Go” şahsen beni oyun olarak değil de, sanal gerçekliğin hayatımıza ileride daha fazla nasıl girebileceği konusunda açtığı yol nedeniyle heyecanlandırıyor. Oyunu oynarken gerçek dünyadan tamamen kopmuyorsunuz. Ayrıca, kullanıcıların birbirleriyle yüz yüze gelerek sosyalleşmeleri mümkün. Yolda yukarıdaki gibi yürüyen birisini gördüğünüzde onun da Pokemon kovaladığını bileceksiniz. Yanından geçerken “rastgele” dersiniz artık… Tabi yolda yürürken de dikkatli olun. Oyun yüzünden gerçekleşen kazalarla ilgili haberler gelmeye başladı bile. Bunun masum bir örneğini bu bağlantıdan izleyebilirsiniz.

Sık sık dünyanın artık nasıl değiştiğini, özellikle piyasalarda bildiğimizi sandığımız hiçbir şeyi bilmediğimizi, yeni şeyler öğrenmeye açık olmamız gerektiğini, kısaca esnekliğin önemini yazıyorum. Gelişmeler, gidişat da bu yönde. “Pokemon Go” oyun dünyasına yeni bir soluk getirdi, evet. Piyasalarda ise her an her şey bize yeni fırsatlar, yeni tehditler sunabiliyor. Her güne yeni bir solukla başlıyoruz adeta.

Brexit’i ele alalım. Birçok yatırımcı, Brexit sonrasında panikledi. AB’nin dağılmak üzere olduğu, dünyanın büyük bir ekonomik felakete gittiğini söyleyen ünlü kişiler oldu. Belki bir süre sonra bu kehanetler doğru çıkacak ama en azından kısa vadede durumun böyle olmadığını çok net görüyoruz. Ekranlarınızdaki rakamlara bakmanız bunun için yeterli. Gerçekten de Brexit’in hemen ardından piyasalarda görülen panik havası çok hızlı atlatıldı. Piyasada takip ettiğimiz birçok risk göstergesi olmakla birlikte USD üzerinden gidelim: Panik anlarında yatırımcıların ilk tepkisi ellerinde görece riskli ne varsa satıp, USD almaktır. Brexit sonrasında da bu oldu ve endeks 93’lerden hızla yükselerek 97’ye yaklaştı. Brexit sonrasında dünya tekrar normale döndü, borsalar yükseldi, ABD ve Alman tahvil faizleri de iyi kötü toparladılar ama USD endeksinde hala anlamlı bir düşüş görmüyoruz. Brexit öncesinde 93.5 olan endeks bu sabah 96 civarında. Endekse bakınca doların değer kaybetmediğini düşünüyoruz, ancak mesele bu endeksin içeriğinde yatıyor. GBP ve JPY değer yitirdiği için dolar endeksi yerinde sayıyormuş gibi görünüyor, ama gelişen ülke kurlarına bakarsanız dolar aslında değer yitiriyor.

Buradan bir adım ileri gidelim: Doların yaz aylarında da satış baskısı altında kalması olası. Bunun nedeni basit: Parasal genişleme/gevşemenin dünyada sürecek olması risk iştahını destekleyecek. Fed’in ise yakın zamanda bir şey yapacak hali yok. Veriler faiz artırımına gerek duyulduğunu gösterecek hiçbir işaret üretmiyor. Şu ana dek açıklanan verilere bakıp da “Fed faiz artırmalı” diyen de pek yok zaten. Üstelik enflasyon hala bir tehdit olmaktan uzak. Bugün açıklanacak verilerde de bu eğilimin teyit edildiğini görmeyi bekliyoruz.

Bütün bunlar bizi nereye getiriyor? Dolarda bir süre daha Fed kaynaklı bir değerlenme süreci görmeyeceğiz. Tersine bir miktar zayıflık hâkim olacak, ama elbette her ülke, her piyasa bundan eşit derecede faydalanacak diye bir şey yok. Yine de dolardaki zayıflığın yansımasını beklediğimiz ana piyasa kurlardan ziyade tahvil piyasası. Hem risk iştahının devamı, hem de küresel çapa süregiden düşük faiz ortamı, enflasyonun düşme eğiliminde olduğu gelişen ülkelerde tahvil faizlerinin düşmesine yol açacak. “Bu tanıma giren ülkeler arasında Türkiye de var” demek isterdim, ama maalesef. Tersine, enflasyonda olumlu baz etkisinin kaybolmaya başladığı bir döneme girdik. Mevcut seviyelerin çok üzerinde bir enflasyon görmeyi beklemiyoruz, ancak yukarıda bahsettiğim gibi, artık bir düşüş eğilimini de söz konusu değil. Bu tanıma uyan ülkeler de bu kapsamda Asya ülkeleri… Hem enflasyon düşüyor, hem de artan tasarruf eğilimi yerli yatırımcıların da getiri arayışını güçlendiriyor. İşte iç ve dış faktörlerin bir araya gelmesi ile Asya piyasalarının, diğer gelişen ülkelere göre daha iyi performans göstermesi olasılığı çok yüksek. Yatırımcılar da bir süredir böyle düşünüyorlar: Son dönemdeki fon akımları Asya tahvil piyasalarına olan ilginin yüksek seyrettiğini işaret ediyor.

Bu çerçevede, tahvil piyasalarına olan ilginin, kurları da belirleyeceğini iddia edebiliriz. Ülkenin tahviline olan ilgi ne kadar yüksekse, para birimine olan talep de düz mantık gereği yüksek olmalı. Bu noktada Türkiye’ye bakalım: Dün açıklanan verilere göre 2016 yılı başından bu yana, yabancılar 2.6 milyar $ ile alım yönünde bulunuyorlar. Hatta verilere, yurt içi bankaların yurt dışı şube işlemleri ile repo işlemlerini hariç tutarak baktığımızda, yılbaşından bu yana toplam alımın 3.9 milyar $ seviyesinde olduğunu görüyoruz. Yani Türk tahvillerine de ilgi olmuş şu ana dek ama bundan sonrası için bu ilginin sürmesi, içeriden ziyade dışarısı kaynaklı faktörlere bağlı olacak. Yine de kısa vadede tahvil faizleri açısından kötümser olmamızı gerektiren bir şey yok. Tersine faizlerde kısa vadede bir miktar daha düşüş görmeyi bekliyoruz.

Peki ya TL bu dönemde ne yapmış diye bakalım: Yurtiçi piyasalara girişler olmasına rağmen TL, yılbaşından bu yana USD karşısında sadece %1 değerlendi. Sepet bazında da hemen hemen yatayız.Dolayısıyla burada bir uyumsuzluk var. Bu uyumsuzluğu yabancıların sattığı dövizi yerlilerin alması ile açıklıyoruz. Buna farklı anlamlar yüklemeden önce, yerli yatırımcıların yıllardır dövizde kitlesel al-sat yaptıklarını ve zaman zaman oynaklığı ciddi şekilde törpülediklerini hatırlatayım. Sonuçta her ülkenin kendi kültürü ve dinamikleri var…

Peki, gelişen ülkelerde işlerin ne zaman tersine döneceğine dair bir sinyali nerede göreceğiz? Muhasebedeki FIFO yöntemini (ilk giren ilk çıkar) kullanırsak, yine Asya piyasalarında elbette… Bir noktada getiri farkları daralacak, yerli yatırımcılar açısından tasarruflarını kendi para birimlerinde tutmanın bir esprisi kalmayacak, işte o zaman bu ülkelerden çıkışlar başlayacak. Bunu da ilk olarak para birimlerinde göreceğiz. Bu teoriyi test etmek isterseniz ekranlarınızın bir köşesinde THB, TWD, KRW ve SGD’nin seyrini izlemenizde fayda var. Henüz değil ama sonbaharda bu cephede bir hareket görebiliriz. Bu döneme kadar genel iyimserlikten biz de faydalanacağız gibi görünüyor. Pozisyonların bir süre bu yönde olmasında, ancak esnekliğin de elden bırakılmamasında fayda var. Sanal sandığımız, “mümkün değil” dediğimiz şeyler artık gerçek olabiliyor ve işin kötüsü şaşırmıyoruz. Yeni “sanal gerçeklik” bu olsa gerek…

Güzel bir hafta sonu geçirmeniz dileklerimizle…

Tufan CÖMERT

Araştırma Direktörü

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "İnat"

 23.06.2017 12:14

Pusula’da Bugün: "Petrol-Piyasa İlişkisi"

 21.06.2017 11:10

Piyasalarda her şey gayet güzel giderken dün petrol fiyatındaki düşüşün hızlanması işleri bozdu. Petrol üreten ülkelerde de, petrol ithalatına bağımlı olan ülkelerde de eş zamanlı satışlar gördük. Dolar güçlendi, ABD tahvil faizleri de artan taleple gerilediler. Petrol fiyatının düşmesinin bazı nedenleri var elbette (OPEC üretim kısıntısının etkinliği konusundaki kaygılar, ABD’de kaya petrolü üretimi sonrasında artan petrol stokları gibi), ama bunların üzerinde durmayacağız. Bizi ilgilendiren bu eğilimin devamının piyasalarda ne gibi etkilere yol açacağı…