Pusula’da Bugün: Sonbahara Girerken

Ağustos ayı küresel piyasalarda kimsenin etliye sütlüye bulaşmak istemediği, genel olarak yönsüz, hacimsiz, hatta sevimsiz bir ay oldu. Küresel piyasalarda Haziran sonundaki Brexit oylamasının ardından Temmuz ayı oldukça hareketli geçmişti. Bu dönemde Türkiye’de yaşananlar da kuşkusuz yatırımcıları diken üstünde tutmaya yetip de artmıştı. Bu psikolojinin ardından 2016 yılı Ağustos ayını, yatırımcıların heyecandan uzak durdukları bir ay olarak hatırlayacağız. Acaba sonbahar üzerimizdeki bu rehaveti atmamıza yol açacak mı derseniz, kesinlikle evet…

Sıkıcı bir ayın ardından Eylül ayının ilk gününe başlıyoruz ve şöyle bir önümüze baktığımızda Eylül ayının Ağustos ayından çok daha hareketli geçeceğini şimdiden söyleyebiliriz. Bu mutlaka piyasalar karışacak, portföylerin defansife çekilmesi lazım anlamına gelmiyor. Ama birazdan göreceğiniz üzere “bir hafta piyasaya bakmasam da olur, nasılsa bir şey olacağı yok” mantığını artık bir kenara bırakmak gerekli. Bu sonbaharda yaşayacaklarımız 2017’nin en az yarısının rengini belirleyecek.

Eylül maratonu bu Cuma günü (2 Eylül) açıklanacak ABD istihdam verileri ile başlayacak. Piyasa beklentisi istihdamın 180 bin kişi artacağı, işsizlik oranının da %4.8’e gerileyeceği yönünde. Verinin neden önemli olduğunu sanırım pek tartışmaya gerek yok. 200 bin üzerindeki bir veri, Fed’in Aralık ayında faiz artıracağı beklentisini anında yukarı çekecek ve piyasalarda alışıldık tepkileri göreceğiz: Dolarda değerlenme, ABD tahvil faizlerinde artış, emtia fiyatlarında (altın diye okuyun siz bunu) düşüş, gelişen ülkelerden fon çıkışları… Eğer sonraki haftalarda da güçlü bir veri seti görürsek, bu kez 21 Eylül’deki FOMC toplantısında Fed’in faiz artırabileceği dahi satın alınabilir. Gerçi aşağıda göreceğiniz üzere küresel resim hala böyle ciddi bir faiz artırım sürecine hiç gerek olmadığını işaret ediyor ama piyasa işte… Bazen görmek istediğimizi görürüz.

5 Eylül Pazartesi günü yurtiçinde enflasyon verisini izleyeceğiz.TCMB’nin yayınladığı PPK toplantı özetlerinde de belirtildiği üzere, tütün fiyatlarındaki artışın etkisi Ağustos enflasyon rakamında da hissedilecek, gıda fiyatlarında ise düşüş bekleniyor. Çekirdek enflasyonda da yine düşüş bekleniyor. Beklentimiz enflasyonun aylık -%0.1 geleceği yönünde. Buradan hareketle 22 Eylül’de yapılacak PPK toplantısında gecelik faizde 25bps daha indirim gelmesi olasılığı çok yüksek. Faiz indirimi, fonlama maliyetini (halen %7.92) yaklaşık 10bps daha aşağı çekecektir, bu da kısa vadeli tahvil faizleri için olumlu. Faiz indiriminin TL ve daha uzun vadeli tahvil faizleri için etkisini ise o andaki küresel resme göre daha net söyleyebiliriz. Bu indirimler ile asıl amaçlanan büyümeye destek olduğuna göre, bunun kredilere nasıl yansıyacağı da önemli. TCMB faiz indiriminin kredi koşullarında sadece marjinal bir iyileşme yaratacağını düşünüyoruz. Bu nedenle TCMB zorunlu karşılıklarda da yine Eylül ayında bir indirim yapabilir. Hatta enflasyonda bundan sonraki sınırlı iyileşme potansiyeli göz önüne alındığında, faiz indirimleri yerine zorunlu karşılıklara yönelmenin çok daha sağlıklı olacağını düşünüyoruz.

4–5 Eylül’de Çin’in Hangzhou kentinde G20 zirvesi gerçekleşecek. Zirve için belirgin bir ekonomik beklenti yok. Hatta zirvenin bence en ilginç yanı yanda gördüğünüz G20 liderlerinin hamurdan yapılmış heykelcikleri. Bunu bir tarafa bırakırsak, liderler arasında yapılacak ikili görüşmeler bizim açımızdan çok daha önemli. Özellikle Sn. Erdoğan ile Obama arasındaki görüşme sonrası verilecek mesajlar yurtiçi piyasaları oldukça meşgul edebilir. Bununla bağlantılı olarak kredi notu konusuna değinelim: Moody’s Türkiye’nin kredi notunu 18 Temmuz’da olası bir indirim için izlemeye aldığını ve bunu 3 ay içinde tamamlamayı planladığını söylemişti. Bu durumda 18 Ekim’e dek bir açıklama gelmesi gerekiyor. Kredi derecelendirme kurumlarının sadece tarafsız ekonomik analiz yapmadıkları, ciddi bir siyasi bağlantıları da olduğu düşünülürse, yukarıda bahsettiğim görüşmenin neden önemli olduğu da sanırım daha açık hale gelir.

8 Eylül’de ECB toplantısı yapılacak. Halen yavaş giden toparlanma, çift hanedeki işsizlik oranı, artmayan enflasyon gibi sebeplerle ECB’nin mevcut tahvil alım programında bazı değişiklikler açıklaması muhtemel. Tahvil alım programının vadesinden tutun da, satın alınacak tahvil havuzunu büyütmeye yönelik bir dizi önlem gelebilir. Şu ana kadar sorunları çözemeyen bu önlemlerin bundan sonra da işe yaraması beklenmemeli elbette, ama en azından daha kötüye gidişi frenlemesi mümkün. ECB bu yönde kararlar alırsa bu kez EUR’da değer kaybı göreceğiz. Ancak bunların gelişen ülkelere önemli yansıması olmayacaktır. Avrupa’daki olumsuzluklar genel olarak küresel piyasalarda fiyatlanıyor, ama olumlu yönde piyasa fiyatlamalarına yansıması artık çok daha azaldı.

21 Eylül’de BoJ toplantısını izleyeceğiz. Piyasada şu anda Japonya’dan yeni bir parasal genişleme paketi geleceğine dair net bir beklenti yok. Ancak BoJ net bir şekilde bu eğilimin devamı yönünde görüş belirtiyor. Bu nedenle aynı Avrupa’da olduğu gibi, mevcut bilanço büyütme operasyonlarına ufak ayarlamalar gelebilir. Bu tarz bir piyasalarda paket hayal kırıklığı yaratıp JPY’de değer kazancına yol açacaktır.

26–28 Eylül’de ise yılan hikayesine dönen OPEC toplantılarından bir diğeri yapılacak. Suudi Arabistan kısa zaman önce üretimi dondurma konusunda istekli olduğunu belirtmiş ve bu kez şaşırtıcı şekilde İran da destek vermişti. Şaşırtıcı, zira İran yıllar süren yaptırımların ardından sanayi altyapısını hızla yenilemeye çalışıyor ve petrol gelirine çok ihtiyacı var. Bu yüzden toplantı yaklaşırken açıklamalar ton değiştirebilir ama yine de sürprizlere açık olmakta fayda var. Böyle bir karar alınması petrol fiyatını yukarı itecektir. Bunun petrol ihraç eden ülkeler açısından olumlu, bizim gibi enerji bağımlısı ülkeler için ise olumsuz olacağını sanırım fazla tartışmaya gerek yok. Yine de gözden kaçmaması adına şunu belirteyim: Petrol fiyatı arttıkça ABD’de enerji hisseleri primleniyor, ABD borsaları yükseliyor, bu da küresel borsaları olumlu etkiliyor. Keza petrol üreticisi ülke piyasalarına para giriyor. Böyle bir ortamda piyasa Türkiye’nin makro dinamiklerinin bozulacak olmasını satın almayı öteleyecektir. Ama 2017’nin ilk yarısı Türkiye açısından zorlayıcı olacaktır, bunu da şimdiden not edelim.

Kaynak: Bloomberg

Eylül gördüğünüz gibi gerilim filmi tadında geçmeye aday. Bu yetmezse biraz daha ileriye baktığımızda gerilimin dozu daha da artacak gibi.Ekim ayında İtalya anayasa değişikliği için referanduma gidecek. Bu oylamada bir dizi reform konusunda halkın fikri alınacak. Başbakan Renzi’nin amacı ülkenin istikrarsız siyasi yapısına bir düzen getirmek. Renzi, düzenlemeler onaylanmazsa istifa edeceğine söz verdi, yani bu oylama artık sadece bir reform paketi değil, hükümetin güven oyu alıp alamayacağına döndü. Şu anki anketlerde çoğunluk pakete karşı, ancak kararsız oranının çok yüksek olduğunu da belirteyim. Bu şekilde sonuçlanacak bir oylama İtalya ekonomisini ve toparlanmakta zaten zorlanan Avrupa ekonomisini bir kez daha vuracaktır.

Kasım ayında ise ABD’de Başkanlık seçimi var. Trump’ın Başkan seçilmesi durumunda işler fena karışacak. Trump’ın uluslararası ticaretten Fed politikasına dek bazı radikal önerileri var. Bunların ne derece hayata geçirileceği bilinmez, ama ilk başta piyasalarda karışıklık yaratacağı kesin. Bu da kendini yine USD’de değerlenme ve riskten kaçınma eğilimi olarak gösterecektir. Halen Dow Jones vadeli işlem sözleşmelerindeki long sayısına baktığımızda (üstteki grafik) böyle bir sonuç çıkması durumunda Kasım ayının satış ağırlıklı olacağını söylemek mümkün.

Umarım yazın güzel bir tatil yapıp dinlemişsinizdir. Zira sonbahar oldukça hareketli geçecek…

Tufan Cömert

Tufan CÖMERT

Araştırma Direktörü

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "İnat"

 23.06.2017 12:14

Pusula’da Bugün: "Petrol-Piyasa İlişkisi"

 21.06.2017 11:10

Piyasalarda her şey gayet güzel giderken dün petrol fiyatındaki düşüşün hızlanması işleri bozdu. Petrol üreten ülkelerde de, petrol ithalatına bağımlı olan ülkelerde de eş zamanlı satışlar gördük. Dolar güçlendi, ABD tahvil faizleri de artan taleple gerilediler. Petrol fiyatının düşmesinin bazı nedenleri var elbette (OPEC üretim kısıntısının etkinliği konusundaki kaygılar, ABD’de kaya petrolü üretimi sonrasında artan petrol stokları gibi), ama bunların üzerinde durmayacağız. Bizi ilgilendiren bu eğilimin devamının piyasalarda ne gibi etkilere yol açacağı…