Pusula’da Bugün: "Tercih Meselesi"

Son yıllarda siyaset dünyanın her yanında piyasaları şaşırtıyor. Artık anketlere güvenmekte zorlandığımız, neyin kesin, neyin fantezi olduğunu bilemediğimiz bir dünyada yaşıyoruz. Piyasalar neyse ki evrim geçirerek bu duruma uyum sağlamaya başladılar. Tepkiler artık daha sınırlı, daha kısa süreli. Bütün bunlar, bizi de merkez bankalarını da bazı tercihlerde bulunmaya itiyor…

Siyaset tuhaf bir iş. Bunu siyasetçilere, hatta mümkünse İngiltere Başbakanı Theresa May’e sorun. Kendisi Brexit’e karşı mücadele etti, kaybetti. Sonrasında siyasetin rüzgarı onu Başbakan yaptı ve bu kez inanmadığı bir konuyu savunmak zorunda kaldı. Parlamentodaki sandalye sayısını artırıp, AB ile pazarlık sürecinde elini güçlendireceğini düşünen May bir de erken seçime gitti. Ancak Brexit için “evet” diyen halk, bu uğurda mücadele etmek için yetki isteyen May’e arkasını döndü. May’in liderliğindeki muhafazakarlar bırakın seçimden güçlenerek çıkmayı, tersine kan kaybettiler. Artık iktidarda kalmak için koalisyon yapmak zorundalar!

Seçmenlerin hızlı dönüşünün bir başka örneği de İskoçya’da var. İskoçlar 2014 referandumunda Birleşik Krallıktan ayrılmayı oylamış ve sonuçta bağımsızlığa gerek görmemişlerdi. Fakat sonraki yıl yapılan genel seçimde bağımsızlık yanlısı parti (SNP) büyük bir zafer kazanmıştı. Bu destekten güç alan SNP geçen haftaki seçimde yine bağımsızlık yanlısı bir referandum yapılacağı vaadi ile kampanya yürüttü. Sonuç? Parlamentodaki sandalyelerinin üçte biri gitti!

Sonuçlar şaşırtıcı, analiz yapmak zor, yanılmak işten bile değil. Bunu da Siyaset Profesörü Matthew Goodwin’e sorabilirsiniz. Kendisi İngiltere seçimlerinde İşçi Partisi’nin %38’i aşamayacağı söyleyip, “aşarlarsa yeni çıkan kitabını yemeye” söz vermişti. Yukarıda, sözünün eri olan Goodwin’i canlı yayında kitabını yerken görüyorsunuz.

Seçmenlerin bu hızlı dönüşleri artık tüm dünya siyasetinin baş belası. Bu yüzden anketler hiçbir yerde tutmuyor, ya da bir seçimde tutturan anket şirketi, diğer seçimde geride kalıyor. Çünkü seçmenlerin bir siyasi akımdan aldıkları haz hızla değişebiliyor, birinden sıkılınca diğerine geçebiliyorlar. İstatistiklerin tıkandığı, beklenmeyeni beklemenin normal olduğu bir dönemdeyiz. Bu dönemde Donald Trump belki de yeni dünya düzeni siyasetçisinin ideal temsilcisi. Trump’ın düz bir çizgisi yok, bir konuda sürekli pozisyon değiştirebiliyor, kendi kendini yalanlamaktan çekinmiyor. Seçmenlerin aradığı şey belki de bu: Değişim! Her an, her konuda!

Elbette bunun bir bedeli var, o da piyasanın en çok arzu ettiği şeylerin olmaması demek: İstikrar, tutarlılık, öngörülebilirlik… Bunların şu anda küresel ekonomiye ve piyasalara kalıcı bir yansıması olmadı belki, ama gözlerimizi açık tutmamız, piyasadaki ılık rüzgarın getirdiği rehavete kapılmamamız lazım. Mesela Trump’ın Fed Başkanı Yellen’ı faizleri kasten düşük tutmakla suçladığını ve böylece Obama yönetimine destek verdiğini söylediğini hatırladınız mı? Piyasada Trump Yellen’ı görevden alabilir mi diye de tartışılmıştı hatta. Bu kanunen oldukça zor, ama Trump’ın başka yöntemlere başvurması gayet mümkün. Geçen hafta çıkan haberlere göre Trump boş olan üç üyelikten ikisi için Randal Quarles ve Marvin Goodfriend’i düşünüyor. Her iki isim de muhafazakar olarak biliniyor ve Fed’in 2009’dan beri sürdürdüğü parasal genişleme programlarına da muhalifler. Bu iki üyeye ek olarak Trump benzer görüşlere sahip bir başka üyeyi daha atarsa, Yellen’ın FOMC’deki kontrolü iyice zayıflayacak. Gerçi kendisinin görev süresi de 2018’de bitecek. Henüz piyasalar bu konulara pek önem vermiyorlar, ancak yılın ikinci yarısı bu anlamda sorgulanacaktır.

Böyle bir ortamda bu hafta Fed’in faiz kararını izleyeceğiz. Faizin 25 baz puan artırımı konusundaki piyasa beklentisi yanda gördüğünüz üzere zaten %100’e dayanmış durumda. Bu yüzden Çarşamba günü faiz artırım haberini gördüğünüzde, piyasalarda en ufak bir tepki dahi olmazsa hiç şaşırmayın. Bu toplantıda asıl önemli olan Fed’in bilanço küçültme konusunda bir sinyal verip vermeyeceği. Piyasadaki ana beklenti, yıl sonuna doğru bu konuda somut adımlar atılacağına dair bir ifade ekleneceği yönünde. Bu durumda Yellen’ın basın konferansında bu konunun iyice öne çıkması, hatta ayrıntılı bir yol haritası açıklanması beklenebilir. Eğer Trump’ın adayları da yakın zamanda kesinleşirse, piyasanın dikkati iyice bilanço küçültme operasyonlarına yönelecektir.

Normal şartlarda yukarıdaki paragrafta okuduklarınız sonrasında, “gelişen ülke kurları ve TL’de önümüzdeki günlerde zayıflama bekliyoruz” temalı bir yorum görmeniz gerekirdi. Ancak bunu diyemiyoruz. TL ya da diğer gelişen ülke kurları zayıflayabilir, ancak bunun sebebi Fed olmayacak. En azından yaz aylarında… Bunun sebebi, bir süredir bahsettiğimiz küresel getiri arayışının halen sürüyor olması. EPFR verilerine göre 12 haftadır gelişen piyasalara para girişi var ve bu girişlerin toplamı $24,5 milyara ulaştı. Tahvil fonlarına giriş 19 haftadır kesintisiz sürerken, 7 Haziran ile biten haftada hisse piyasasına en çok para çeken ülkelerden biri de Türkiye idi (kaynak: EPFR, Morgan Stanley).

TCMB de bu hafta faiz kararını açıklayacak. Piyasa beklentisi TCMB’nin faizde bir değişiklik yapmayacağı yönünde. Daha önce de tartıştığımız üzere TCMB halen %12’ye yakın tuttuğu fonlama maliyetini istediği gün fonlama kompozisyonunu değiştirerek düşürebilir. Bunun için PPK toplantısına gerek yok. Bu nedenle Perşembe günü yayınlanacak açıklama metninde bu yönde bir mesaj olup olmadığına bakacağız. Diyelim ki TCMB böyle bir mesaj verdi, bunun TL’ye bir miktar olumsuz yansıması söz konusu olabilir, ancak USDTRY’de bir süredir içinde bulunduğumuz 3,50-3,60 aralığının gene de korunacağını düşünüyoruz. Bu aralığın üzerine çıkmamız için ya Türkiye özelinde olumsuz bir haber akışı lazım, ya da dolar endeksinde ciddi bir yükseliş. Dolar endeksi konusunu şimdi değil, ama sonbahara yaklaşırken yoğun şekilde tartışacağız yukarıda da gördüğünüz gibi.

Peki, yukarıdaki gibi bir senaryo olur da Trump Fed’i darmadağın ederse TL ‘de ne beklemeliyiz? Bu noktada önce uyarımı yapayım: Siyasetçinin söylediği ile yaptığı farklı olabilir. Daha sıkı bir para politikasının şu anda ABD’ye ciddi bir katkısı olacağından hiç emin değilim. Daha sıkı para politikası daha değerli USD demek. Bu da ithal malların ucuzlaması, Trump’ın arzu ettiğinin tam tersine  tüketicinin ABD üretimi değil, diğer ülke mallarına talep göstermesi demek. Bu nedenle ABD’de henüz veriler ciddi bir ısınmaya işaret etmezken bu senaryoya bel bağlamak anlamsız. Yine de dolar almak istiyorsanız, bu kez yandaki grafiğe bakmanızı rica edeceğim. Bugün 3,5250’den dolar alırsanız, yılsonunda kurun 3,7250 civarında olması lazım ki TL mevduat ile başabaş bir getiriniz olsun. Ancak bunun üzerindeki kur seviyelerinde kara geçiyorsunuz. Matematik böyle, ancak şunu da unutmayın: Bugünden mevduat yaptığınızda 6 ay sonra elinizde ne olacağını bileceksiniz. Dövizde ise nihayetinde sizi bir oynaklık bekliyor. Bu da bir tercih meselesi...

Güzel bir hafta geçirmeniz dileklerimizle…

Tufan Cömert

Birim Müdürü - Yatırım Danışmanlığı

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "Yalan Söyleme Bana!"

 11.01.2018 10:31

Çocuklarımızın bize yalan söylemesi bizi çok sinirlendirir. Onlara öğretmek istediğimiz şey dürüstlüğün bir erdem olduğudur. Ancak son araştırmalar gösteriyor ki çocukların yalan söylemesi gayet normal, hatta bir zeka işareti. Rahat bir nefes alıp arkanıza yaslanmadan önce sizi uyarayım: Bu çocuklar için geçerli, yetişkinler, hele hele finansal dünya için değil…

Pusula’da Bugün: "Seni Öldürmeyen Şey"

 05.01.2018 10:39

İzlerken beni çok rahatsız eden, ama izlemekten kendimi alıkoyamadığım bir dizi var: “Black Mirror”. Yakın bir gelecekte teknolojik gelişmelerin insan yaşamını ve toplumsal değerleri nasıl değiştirdiğini anlatan dizi, insana sık sık “nereye gidiyoruz” diye sorduruyor. Bu dizinin son sezonunun bir bölümünde (“Arkangel”) anlatılan bir hikaye var ki rahatlıkla bir ders çıkarabiliriz: Deneyim önemlidir, yaşadığımız her şey iyi de olsa kötü de olsa bize deneyim katar.

Pusula’da Bugün: "Gelecek"

 03.01.2018 02:48