Pusula’da Bugün: "Kararsızlık"

Bazen bir dönemi, bir anı tek bir sözcükle tanımlamak yeterli olur. Geçen haftanın tek sözcüklük tanımı da sanırım “kararsızlık” olur. Fed faiz kararı ve sonrasında Yellen’ın açıklamaları ile piyasanın izlediği yön oldukça farklı diyebiliriz. Fed’in şahin söyleminin aksine piyasa bırakın 2017 ve 2018’i, 2019 sonuna dek 2 adet faiz artırımını anca fiyatlıyor. Hal böyle olunca, Fed sonrası tüm piyasalarda ciddi bir kararsızlık hakim oldu. Yurtiçinde ise en büyük kararsızlık döviz yatırımcılarında olsa gerek…

Öncelikle merak ettiyseniz, Cuma günü Fed Başkanı Yellen’a yazdığım mektuba henüz yanıt alabilmiş değilim! Şaka bir yana, Perşembe gününden bu yana piyasalarda ciddi bir kamplaşma görüyoruz. Örneğin Fed’in eski başkanlarından Lawrence Summers Fed’in faiz artırarak hata yaptığını savunuyor. Summers’ın eleştirisi temelde iki konuya odaklanıyor: İlk olarak Summers’a göre ABD ekonomisinin durumu daha yüksek faiz seviyelerini kaldıracak düzeyde değil. Summers ikinci olarak, enflasyonda “gözünün akı görülene dek ateş edilmemesi gerektiğini” söylüyor. Benzetme bayağı bir çirkin, ama anlatmaya çalıştığı şey açık: “Henüz enflasyonda kalıcı baskı emareleri yok, bundan emin olmadan faiz artırmak hata olur”.

Nihayetinde önemli olan Fed’in ne düşündüğü, ne yapacağı. Genel görüşü zaten biliyoruz: Enflasyondaki zayıflık geçici, bu yüzden faiz artırıp bilanço küçültmek gerekiyor. Münferit görüşlerde ise daha farklı sesler duyuyoruz. Minneapolis Fed Başkanı Neel Kashkari’nin açıklamasına göre, kendisi faiz artışının aleyhine oy kullandı, zira enflasyondaki zayıflığın geçici olduğu konusunda kaygıları var. Dallas Fed Başkanı Kaplan ise faiz artışı lehinde oy kullandığını, ancak bir sonraki faz artışı için enflasyonun Fed’in hedefi olan %2’ye ulaşması gerektiğini söyledi. Bu hafta konuşma yapacak olan üyelerden (Dudley, Evans, Fischer, Rosengren, Kaplan, Powell, Mester) bakalım neler duyacağız. ABD veri akışı bu hafta sakin, ama üyelerin konuşmaları belli ki bunu telafi edecek.

Bu yazın en sıcak tartışma konusunun merkez bankalarının politikalarının amacı olacağını şimdiden söyleyebiliriz. Fakat işin özüne inersek, konu aslında enflasyon hedeflemesinin nasıl olması gerektiği, ya da enflasyon hedeflemesi diye bir şey olmasının ne derece gerekli olduğu... Bu doğal olarak bizi de ilgilendiren bir konu. TCMB yıllardır enflasyon hedeflemesi yapıyor, ancak %5’lik enflasyon hedefinin Türkiye için fazlasıyla iddialı olduğu, yapısal sorunlar çözülmeden bu seviyelerin kalıcı olmasının çok güç olduğunu uzun süredir söylüyoruz. Zaten pratikte de enflasyon hedeflemesinden çok, beklentilerde hızlı ve yüksek oranlı bozulma olmamasına yönelik bir politika izlendiğini söyleyebiliriz. Bunun aracı da en azından kuru zapturapt altına almaktan geçiyor.

Bir süredir yurtiçi piyasalarda iyimserlik olduğu malumunuz, zaten rakamlara bakınca bunu görmemek mümkün değil. BIST’in, zaman zaman ayrışsa da, küresel endekslerin yönüne göre seyredeceğini düşünmeye devam ediyoruz. Faizlerde, enflasyonda bundan sonra sınırlı da olsa bir düşüş görüleceği beklentimizden hareketle, 20-30 baz puan kadar düşüş bekliyoruz. TL’de ise değerlenme sürecinin beklediğimizden zayıf gittiğini söyleyebiliriz. Yanda gördüğünüz üzere yıl başından bu yana USD karşısında performansta 24 gelişen ülke para birimi arasında hala ve hala sondan 5. sıradayız. Evet, TL değerleniyor, ancak yılbaşına göre yaklaşık 370 baz puan artmış fonlamaya, siyasi risk algılamasının azaldığı bir ortama ve beklentilerden çok daha iyi seyreden bir büyümeye rağmen… Madem işler iyi gidiyor, o zaman TL neden hala görece en zor değerlenen para birimlerinden biri?

İşte bu noktada yabancı yatırımcılar ne yapıyor demeden önce kendimize dönüp bakmamız gerekir. Yanda yerli yatırımcıların döviz mevduatlarının seyrini görüyorsunuz. Son verilere göre yılbaşına göre yaklaşık $20 milyarlık bir artışla yurtiçi döviz birikimleri $165 milyara dayandı. Üstelik bu artış mevduat faizlerinin neredeyse %15’e dayandığı bir ortamda oluyor. Hemen şu notu da ekleyelim, bu döviz birikimlerinin içinde swaplar da var, ancak bunun miktarına dayalı bir veri bulunmuyor. Her durumda, döviz mevduatlarında az buz bir artıştan bahsetmiyoruz. 

Yüksek TL faizlerine rağmen yerli yatırımcılar hala döviz alıyorlarsa birkaç olasılıktan bahsediyoruz demektir:

1.       Yurtiçinde faizler yatırımcıların döviz tercihini TL lehine çevirmek için yeterince yüksek değil. Yeniden ivmelenen kredi talebinin de etkili olması ile mevduat faizinde son dönemde ciddi bir artış gördük. Yakın vadede hem kredi ivmesinde zayıflama, hem de enflasyonda düşüş görülmesini bekliyoruz. Bu durumda TL mevduat faizlerinin de gerilemesi gerekir. Yani bu sebeple döviz tutan yatırımcılar açısından satış zamanı.

2.       Yatırımcılar satış için kurun bir kez daha yükselmesini bekleyecekler. Bu zaten uzun bir süredir yerli yatırımcıların yaptığı şey. Son dönemde kurun ana yönünün aşağı olması, yatırımcıları “trade” etmekten alıkoydu ve maliyetler de yukarıda kaldı. Yılbaşından bu yana yapılan alımların ağırlıklı ortalama maliyeti 3,6150. Düz mantıkla, kur ancak bu seviyeleri aşarsa yerli yatırımcıların satışa geçeceğini iddia edebiliriz.

3.       Yatırımcılar dövizi bir “korunma (hedge)” aracı olarak görüyorlar, bu yüzden işler ciddi şekilde düzelmedikçe satışa geçmeyecekler. Bu oldukça sıkıntılı bir olasılık, çünkü ekonominin, siyasetin, jeopolitik konuların eş zamanlı olarak iyileşmesini bekleyeceğiz demek. Bu durumda yurtiçi döviz  birikimlerinde bir çözülme değil de hafif azalmalar beklemek gerekir.

 

Yabancı yatırımcıların tavırları fon akımlarına bağımlı ekonomik düzenimiz açısından elbette çok önemli. En azından yabancı yatırımcıların ne yapacaklarını üç aşağı beş yukarı kestirebiliyoruz. Küresel risk iştahının yönü, bir yerde getirinin cazip olup olmadığı ve risk/getiri dengesi burada anahtar kavramlar. Yerli yatırımcıyı kestirmek ise farklı değişkenlerin aynı anda etkili olmasından hareketle yabancıdan çok daha zor.  Gördüğünüz üzere yerli yatırımcıların bu kararsızlıkları çözülmeden TL’nin yönü hakkında yapılan tüm yorumlar afaki ve kısa vadeli olacak. En azından kısa vadede hala TL lehine bir seyir beklediğimizi belirtelim!

 

Güzel bir hafta geçirmeniz dileklerimizle…

Tufan Cömert

Birim Müdürü - Yatırım Danışmanlığı

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "Acı Gerçekler"

 16.10.2017 10:48

Hayatta sevsek de sevmesek kabullenmemiz gereken bazı şeyler var. Mesela kendimizi mükemmel sanırız, ama değiliz. Kendimizi zeki, mantıklı, sonuç odaklı görmeyi çok isteriz ama gerçek bu değil. Bu yılın Nobel Ekonomi Ödülü’nü alan Richard Thaler’in davranışsal ekonomi dalındaki çalışmaları bu acı gerçekleri ortaya koyuyor: Hepimiz kusurluyuz! Tüm kusurlarımıza rağmen yatırımcılar olarak son dönemde doğru yaptığımız bir şey varsa o da hisse piyasasına olan ilgimiz…

Pusula’da Bugün: "Normal Şartlar Altında"

 12.10.2017 10:16

1 atm basınç, 0 santigrat derecelik ortam koşullarını temsil eden “normal şartlar altında” kavramı iktisat açısından pek bir şey ifade etmez. Zira iktisat bir çok parçası birbirinden farklı hareket eden bir sisteme makul açıklamalar getirip, bunlarla ilgili tahmin üretme işidir. İktisatçılar aynı veriye bakıp farklı sonuçlar çıkarabilirler ve bu yüzden tahminler arasında dağlar kadar fark olabilir. Üstelik her şey öngördüğünüz gibi gitse bile bir haberle dünya değişir, gene tahmininiz tutmaz. Bazen de destek hiç beklemediğiniz yerden gelir…

Pusula’da Bugün: "Gereksiz Bilgi Bilgi Değildir"

 05.10.2017 11:08

Mark Hofmeyer ismini muhtemelen hiç duymadınız. Hofmeyer, kendini ünlü filmleri defalarca izleyerek bunlardan istatistikler, hesaplar çıkarmaya adamış. Mesela Jason Statham’ın oynadığı filmlerin afişlerinde Statham pardösü giyiyorsa, filmin beğenilirliği afişte hırka ya da takım giydiği filmlere göre daha yüksek oluyormuş. Ya da Teksas Katliamı (Texas Chainsaw Massacre) filminde seri katilin evin koridorunda kurbanını yakalaması için 22 metreyi 5 saniyede geçmesi gerekiyormuş. Bunların her biri birer bilgi, ama faydasız.  Bazı analizler göz doldurur ama aslında çoğu zaman oldukça gereksizdirler…