Pusula’da Bugün: "Normal Şartlar Altında"

1 atm basınç, 0 santigrat derecelik ortam koşullarını temsil eden “normal şartlar altında” kavramı iktisat açısından pek bir şey ifade etmez. Zira iktisat bir çok parçası birbirinden farklı hareket eden bir sisteme makul açıklamalar getirip, bunlarla ilgili tahmin üretme işidir. İktisatçılar aynı veriye bakıp farklı sonuçlar çıkarabilirler ve bu yüzden tahminler arasında dağlar kadar fark olabilir. Üstelik her şey öngördüğünüz gibi gitse bile bir haberle dünya değişir, gene tahmininiz tutmaz. Bazen de destek hiç beklemediğiniz yerden gelir…

 

İktisatın gerçek bir bilim dalı olup olmadığı yıllardır tartışılır. İktisatçılar doğal olarak bunu bir bilim olarak görme eğilimindeler, zira her teorinin altında yatan ciddi bir matematik ve felsefe vardır. İktisatı bilim dalı olarak görmeyenlerin ana noktası ise oldukça basittir: “Bir çok tahmin yapıyorsunuz, ama bunları deneylerle ispatlayamıyorsunuz”. Bir teorinin belli şartlarda aynı sonucu vermesini bilimin ana kuralı olarak görüyorsanız haklısınız. Gerçi bu noktada ben de Stephen Hawking’i öne sürerim. Çağımızın en önemli fizikçisi olan Hawking’in bir Nobel ödülü dahi yok, çünkü teorilerini deneylerle kanıtlayamıyor! “Kara deliklerin aslında yer çekimsel mezarlıklar olmadığını, yani çevrelerindeki her şeyi içlerine çekmediğini aksine çok az miktarda da olsa radyasyon yaydığını” gidip bir kara deliğin yanında durmadıkça ispatlamak oldukça zor tabi. O zaman “Hawking bilim insanı değil” mi diyeceğiz yani?

Bu konuda kesin bir taraf tutmak yerine orta noktayı bulmak daha anlamlı. Teorik olarak her ekonomik verinin bir anlamı vardır, bunlar üç aşağı beş yukarı her ülkede aynı anlama gelirler. İşsizlik oranının yükselmesi bizim için neyse, Nijerya için de odur. Tek fark bu verilere piyasanın nasıl tepki vereceğidir, ki işte burada işin içine her ülkeye ait farklılıklar ve davranışsal finans girer. Duvarda asılı bir tabloya bakan iki kişinin gördüklerinin birbirinden farklı olabildiği gibi, ekonomik verilere de farklı gözle yaklaşabiliriz, farklı yorumlar yapabiliriz, gayet normal. Bunu sadece yatırımcıların verileri, gelişmeleri farklı yorumlaması olarak görmeyin. Dünyanın önde gelen ekonomistleri, merkez bankası yöneticileri de aynı verilere bakıp çok daha farklı şeyler düşünebilirler. İnanmıyorsanız dün yayımlanan Fed Eylül ayı toplantısı tutanaklarına bakın.

Eylül ayı toplantısı sonrasında yayımlanan açıklama metni ve Başkan Yellen’ın konuşmasının ana mesajı gayet açıktı: Faiz Aralık ayında artacak! Peki, bu toplantının tutanaklarında ne yazıyor dersiniz? Enflasyondaki düşük seyrin geçici olduğundan kuşku duyulduğu (yani düşük enflasyon artık kalıcı olabilir), ama Aralık ayında bir faiz artırımı konusunda uzlaşı sağlandığı… Aralık ayındaki faiz artırımı zaten fiyatlanmıştı, ancak 2018’deki faiz artırımlarına dair beklentiler bu ifadeler sonrasında yeniden azalmaya başladı. Şu anda piyasada beklenen 2018 sonuna dek zaten 1 adet faiz artırımı iken, hem bu fiyatlamanın ortadan kalkması, hem de Fed’in sözlü yönlendirmesinin ilerleyen dönemde daha yumuşak olması olasılığı var. Bu da piyasalara dolarda küresel zayıflama olarak yansıyor.

Bu aşamada dolardaki zayıflama belki de en çok işimize gelen şey. Malumunuz, hafta sonundan bu yana ABD ile ilişkilerimiz tatsız. Önceki gün yayınladığımız Aylık Bakış raporumuzda da belirttiğimiz üzere konu hakkında görece iyimser bir senaryomuz var: “Bize daha makul gelen senaryoda ise, tansiyonun düşmesi için tarafların karşılıklı adımlar atmaları durumunda yurtiçi piyasalarda gördüğümüz aşırı sert fiyatlamanın büyük ölçüde geri verildiğini göreceğiz”. Keza geldiğimiz noktada karşılıklı açıklamaların özenli olduğunu, gerginliğin artmasının arzu edilmediğini açık şekilde görüyoruz. Bu yüzden Pazartesi günü piyasalarımızda gördüğümüz kayıplar büyük ölçüde telafi edildi. Şimdi de dolardaki gerilemenin yaratacağı iyimserlik algılaması ile yine kaldığımız yerden devam edeceğiz gibi görünüyor.

Bu en azından BIST100 ve TL için böyle... BIST100 zaten dün itibarı ile kayıplarını geri aldı, kısa vadede iyimserlik de büyük olasılıkla sürecek. TL’de ise hızlı ve sert bir değer kaybının ardından yoğun yerli yatırımcı satışları ile yeniden bir değerlenme gördük. Buna ek olarak olayların daha da büyüyeceği kaygısıyla TL’den çıkan yabancı yatırımcıların da dün bu pozisyonlarından vazgeçtiklerini gözlemledik. Yabancı yatırımcıların yerli yatırımcılara göre daha panik hareketler yaptıklarını iddia edebiliriz, zaten yandaki grafiğe bakarsanız paniklemek için ellerinde haklı bir sebep olduğunu göreceksiniz. JP Morgan’ın bir çalışmasından aldığım bu grafiğe göre yatırımcıların TL pozisyonları rekor seviyede. Herkesin aynı gemide olduğu durumlarda, ufak bir haberle dahi abartılı hareketler görülmesi doğal.

Bundan sonra ne olacak? “Normal şartlar altında” siyasi tansiyonun azaldığı, doların küresel olarak gerilediği bir ortam, halihazırda “ucuzlamış” TL cinsi varlıklara olan ilgiyi artırmalı. Yani TL’de bir miktar daha değerlenme, BIST’te yükselişin devamını ve faizde sınırlı bir düşüş görmeyi bekliyoruz. Ancak bunların ölçüsü konusunda temkinli olmak lazım. $/TL’de hemen hemen başladığımız yerdeyiz, BIST’te ivmenin devamı için güçlü bir hikaye lazım, faizde ise enflasyon+Hazine borçlanması hala olumsuz etkenler… Üstelik tüm rahatlamaya rağmen, haber akışına arkamızı dönüp rahatça oturacağımız bir ortamda da değiliz. Yani gene birbirinden bağımsız hareket eden, ama bir şekilde etkileşim içinde olan bir çok konu var karşımızda. Keşke normal şartlar altında olabilsek…

Tufan Cömert

Birim Müdürü - Yatırım Danışmanlığı

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "Yalan Söyleme Bana!"

 11.01.2018 10:31

Çocuklarımızın bize yalan söylemesi bizi çok sinirlendirir. Onlara öğretmek istediğimiz şey dürüstlüğün bir erdem olduğudur. Ancak son araştırmalar gösteriyor ki çocukların yalan söylemesi gayet normal, hatta bir zeka işareti. Rahat bir nefes alıp arkanıza yaslanmadan önce sizi uyarayım: Bu çocuklar için geçerli, yetişkinler, hele hele finansal dünya için değil…

Pusula’da Bugün: "Seni Öldürmeyen Şey"

 05.01.2018 10:39

İzlerken beni çok rahatsız eden, ama izlemekten kendimi alıkoyamadığım bir dizi var: “Black Mirror”. Yakın bir gelecekte teknolojik gelişmelerin insan yaşamını ve toplumsal değerleri nasıl değiştirdiğini anlatan dizi, insana sık sık “nereye gidiyoruz” diye sorduruyor. Bu dizinin son sezonunun bir bölümünde (“Arkangel”) anlatılan bir hikaye var ki rahatlıkla bir ders çıkarabiliriz: Deneyim önemlidir, yaşadığımız her şey iyi de olsa kötü de olsa bize deneyim katar.

Pusula’da Bugün: "Gelecek"

 03.01.2018 02:48

Geleceğe dair tahminler genellikle fena halde yanlış çıkar. Vade ne kadar uzaksa yanılma olasılığınız da aynı oranda artar hatta. Konunuzda ne kadar iyi olursanız olun, kontrol edemeyeceğiniz onlarca, yüzlerce değişken var sonuçta. Arada elbette istisnalar var, fakat özellikle piyasalar konusunda çok uzun vadeli tahminler yapmak yerine geleceği zaman dilimlerine bölerek tahmin etmeye çalışmak her zaman daha iyidir.