Pusula’da Bugün: "Petrol-Piyasa İlişkisi"

Piyasalarda her şey gayet güzel giderken dün petrol fiyatındaki düşüşün hızlanması işleri bozdu. Petrol üreten ülkelerde de, petrol ithalatına bağımlı olan ülkelerde de eş zamanlı satışlar gördük. Dolar güçlendi, ABD tahvil faizleri de artan taleple gerilediler. Petrol fiyatının düşmesinin bazı nedenleri var elbette (OPEC üretim kısıntısının etkinliği konusundaki kaygılar, ABD’de kaya petrolü üretimi sonrasında artan petrol stokları gibi), ama bunların üzerinde durmayacağız. Bizi ilgilendiren bu eğilimin devamının piyasalarda ne gibi etkilere yol açacağı…

Bugün haberlere baktığınızda hemen her yerde “petrol ayı piyasasına girdi” gibi ifadeler göreceksiniz. Bu birebir tercümenin yarattığı kötü Türkçe ile anlatılmak istenen şu: Batı Teksas cinsi ham petrol (WTI) artık “ayı piyasasında”, zira bir malın fiyatının zirveden %20 gerilemesi “ayı piyasası”, %10 gerilemesi ise “düzeltme” olarak geçer. Aslında olan olmuştur, ayı piyasasına girilmesi demek fiyatlar daha da düşecek demek değildir. Bu sadece bir durum tespitidir ve abartılmaması gerekir. Bu yüzden hayvanları rahat bırakmayı öneriyorum.

Petrol fiyatının düşmesinin bazı nedenleri var elbette (OPEC üretim kısıntısının etkinliği konusundaki kaygılar, ABD’de kaya petrolü üretimi sonrasında artan petrol stokları gibi), ama bunların üzerinde durmayacağız. Bizi ilgilendiren bu eğilimin devamının piyasalarda ne gibi etkilere yol açacağı. Petrol fiyatının düşmesinin (ve düştüğü seviyelerde kalmasının) tüm ekonomiler açısından en önemli etkisi enflasyon üzerinde görülecek. Diğer kalemlerde belirgin fiyat değişimleri olmadıkça (ceteris paribus) enflasyon mevcut seviyelerin üzerine çıkmayacak, hatta düşecek. Enflasyonun kendisinden önce beklentilerde düşüş göreceğiz hatta. Bu durumda Fed’in iddia ettiği gibi faiz artırması zor, tahvil faizlerinin yükselmesi olasılığı bundan birkaç ay öncesine göre daha düşük, getiri arayışı da eskisine göre daha hırçın olabilir. Çok güzel değil mi? O zaman neden TL değer kaybediyor?

Yukarıdaki çıkarımda eksik olan bir şeyler var. Piyasalarla petrol ilişkisini incelemek için önce 2014’e gidelim. Yandaki grafikte petrol fiyatındaki büyük düşüşün başladığı 2014 yılı ortalarından bugüne petrol, S&P500 ve BIST100 endekslerini görüyorsunuz (kaynak: Reuters). Petroldeki bu denli büyük bir düşüşe rağmen S&P500’de de, BIST100’de de net bir trend olmadı bu iki yıllık dönemde. Daha çok belli aralıklarda gidip gelen borsalardan bahsediyoruz.

2017’ye geldiğimizde ise petrol fiyatının düşüşüne rağmen borsalarda yükseliş var. Petrol ile borsaların ilişkisi göründüğünden karmaşık olabilir. Petrol fiyatındaki düşüş eğer ekonomideki talep daralmasından kaynaklanıyorsa, borsaların gerilemesi gerekir. Arzın artması (ya da teknolojik gelişmeler) petrol fiyatının düşmesinde etkili ise, bu kez  borsaların yükselmesi gerekir. Elbette bunlar genel kurallar, petrol üreticisi ülkeler açısından hayat her iki durumda da zorlaşacak demek.

Bizim de içinde bulunduğumuz gelişen ülke grubunun önemli özeliklerinden biri, petrol fiyatına olan hassasiyet. Bir grup ülkenin ekonomileri petrol üretimine bağımlı, bir grubunki ise petrol ithalatına. Biz ikinci grupta olduğumuz için, normal şartlarda, petrol fiyatı düştükçe Türk mali piyasalarının coşması, TL’nin değerlenmesi gerekir. İşte bu noktada işin içine risk iştahı denen kavram giriyor. Petrol fiyatının düşmesi önce petrol üreticisi ülkelerden çıkışlara yol açıyor, bu genel risk iştahını bozuyor, bozulan risk iştahı da dönüp bizi vuruyor. Bu nedenle dün “petrol düştükçe düşüyor” haberleri geldikçe neredeyse tüm gelişen ülke para birimlerinde bariz bir değer kaybı gördük.

Bu ilk tepkiyi anlamak kolay, asıl mesele bundan sonrası. Zira bir para biriminde satış devam ediyorsa bunun ne kadarının petrolden, ne kadarının bir süredir çok güçlü seyreden “carry trade” aktivitesinin soluklanmasından, ne kadarının ülke spesifik hikayelerden kaynaklandığını ayrıştırmak gerekir. Yandaki grafikte (kaynak: Societe Generale) son 3 aylık dönemde bazı gelişen ülke tahvil ve hisse piyasalarına girişleri görüyoruz. Genel olarak tahvile ilginin yüksek seyrettiği bariz, ancak bunun ne kadarı uzun vadeli yatırımcı, ne kadarı “carry trade” ile gelen para, görmek zor. Ancak bu denli yüklü girişlerden sonra bir miktar kar satışı görülmesi şaşırtıcı değil.

Bizim durumumuzda ise, küresel risk iştahı ile son derece uyumlu süreç nedeniyle pek bir değişiklik yok. TCMB hala sıkı likidite politikasına devam ediyor, ara ara yüklü yabancı yatırımcı girişleri olsa da yerli yatırımcılar yine alım tarafındalar. Son dönemde USDTRY ne zaman 3,50 altına sarksa, özellikle kurumsal müşteri talebinin arttığını gözlemledik. Bunun nasıl bir motivasyon ile yapıldığı konusunda spekülasyon yapabiliriz, ama bunun yerine varsayalım ki kurumlar ilerde oluşacak döviz ödemelerine karşı şimdiden alım yaparak cephane biriktiriyorlar. Bu noktada bu hafta başında geçen haberlerde yer alan ve finansdışı şirketlerin $15 milyondan büyük açık döviz pozisyonlarını “hedge” etmelerinin isteneceği konusunu ele alabiliriz. Bu konu kısaca tartışıldı, ancak üzerinde çok da durulmadı. Bunun bir sebebi “hedge” ile neyin kastedildiği konusunun açık olmaması. Önceki deneyimlerden hareketle, döviz geliri olmayanın dövizle borçlanmaması yönünde bir karar alınabilir ki, buna zaten doğal hedge denir ve daha önce de başvurulan bir uygulama olduğu için piyasa açısından yeni bir şey yok. Bunun dışındaki önlemleri ise gördükçe tartışmak mantıklı. Ancak işin özü şu ki, artık dövizde 2017 başında olduğu gibi yüksek oynaklık, panik, dalga dalga yayılan kötümserlik belli ki istenmiyor. Zaten petrolde kopan tüm yaygaraya rağmen hala TL oynaklığında kayda değer bir artış da yok. TL için bir süre daha umutlu olmaya devam ediyoruz.

Not: Dün geç saatlerde MSCI’in Çin hisseleri ile ilgili kararı açıklandı. A-tipi hisseler endekse dahil edildi, ancak bu çok düşük bir oranda oldu (%5), bu yüzden de MSCI içinde ülke ağırlıklarında anlamlı bir değişim yok. Üstelik bu değişim Mayıs 2018’de olacak. Çin’e yaklaşık $18-20 mlr girmesi bekleniyor. Bu bizim için iyi bir rakam da $18 trilyonluk büyüklüğü ile dünyanın ikinci büyük ekonomisi açısından sivrisinek gibi. Özetle işin sembolik anlamı, parasal anlamından çok daha önemli…

Tufan Cömert

Birim Müdürü - Yatırım Danışmanlığı

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "Yalan Söyleme Bana!"

 11.01.2018 10:31

Çocuklarımızın bize yalan söylemesi bizi çok sinirlendirir. Onlara öğretmek istediğimiz şey dürüstlüğün bir erdem olduğudur. Ancak son araştırmalar gösteriyor ki çocukların yalan söylemesi gayet normal, hatta bir zeka işareti. Rahat bir nefes alıp arkanıza yaslanmadan önce sizi uyarayım: Bu çocuklar için geçerli, yetişkinler, hele hele finansal dünya için değil…

Pusula’da Bugün: "Seni Öldürmeyen Şey"

 05.01.2018 10:39

İzlerken beni çok rahatsız eden, ama izlemekten kendimi alıkoyamadığım bir dizi var: “Black Mirror”. Yakın bir gelecekte teknolojik gelişmelerin insan yaşamını ve toplumsal değerleri nasıl değiştirdiğini anlatan dizi, insana sık sık “nereye gidiyoruz” diye sorduruyor. Bu dizinin son sezonunun bir bölümünde (“Arkangel”) anlatılan bir hikaye var ki rahatlıkla bir ders çıkarabiliriz: Deneyim önemlidir, yaşadığımız her şey iyi de olsa kötü de olsa bize deneyim katar.

Pusula’da Bugün: "Gelecek"

 03.01.2018 02:48