Pusula’da Bugün: Travma

Hayatta neden, nasıl olduğunu tam olarak açıklayamadığımız çok şey var. Mesela bir gün uyandığınızda daha önce hiç bilmediğiniz bir dili konuşuyor olabilirsiniz! Birkaç ay öncesi ile şu ana baktığımızda piyasalarda da adeta farklı bir dil konuşuluyor. Neyse ki tıbbın aksine, bizim bu durumu açıklamak ve bundan sonra ne beklemek gerektiğine dair çok daha net fikirlerimiz var…

 

Daha önce beyin travması geçirip de bir anda başka bir dilde
konuşmaya başlayan insanları duymuş olabilirsiniz.
Bilim
insanları böyle bir durumun dünyada yılda en fazla bir kez
olabileceğini tahmin ediyorlar. Geçen hafta bunun son örneği
ortaya çıktı: Time dergisinin haberine göre ABD’nin Georgia
eyaletinde yaşayan 16 yaşındaki bir lise öğrencisi, futbol maçı
sırasında aldığı darbeden komaya girdi. Delikanlı üç gün sonra
girdiği komadan uyandığında akıcı bir İspanyolca
konuşuyordu. Kazadan önce sadece birkaç İspanyolca sözcük
bilen Nsemoh anadili olan İngilizceyi ise unutmuştu! Bu çok
tuhaf görünen olay, 2014’te bir Avustralyalının bir anda Çince
konuşmaya başlaması ile aynı. 2010’da da bir Hırvat genci, yine bir travma sonrasında Almanca konuşmaya başlamıştı!

Bilim insanları bu olayları, beynin konuşmayı kontrol eden bir bölgesinin hasar almasına bağlıyorlar. Bir anda başka bir dilde konuşmaya başlamak rastlantı eseri, zira bilim insanlarına göre böyle bir travmadan sonra beyin konuşma yetisini kazanana dek ağızdan bir çok ses çıkabilir ve bunun dünyada geçerli bir dile benzemesi tamamen tesadüf. Bu yüzden istatistiğe vurduğunuzda bu tarz olaylar nadiren gerçekleşiyor. Zaman içinde ise beyin normale döndükçe, anadil geri geliyor. Yukarıda bahsettiğimiz Nsemoh da yavaş yavaş İngilizce konuşmaya başlarken, İspanyolcası ise zayıflıyormuş.

Küresel piyasalarda, çok değil 4–5 ay kadar geriye gittiğimizde eksi faizli tahvillerin nasıl artmaya başladığını, bunların gelişmiş ülkelerde günlük yaşamı nasıl etkilediğinden bahsediyorduk. Bu kavram hala geçerli, ancak piyasalar adeta bir sabah uyanıp farklı bir dil konuşmaya başlamış gibi görünmüyor mu sizce de? Gelin bunun neden olduğunu, bundan korkmamıza gerek olup olmadığını tartışalım.

 
Kaynak: Reuters

Merkez bankalarının ne yapacağı, kimin başkan olacağı tartışmaları bir yana, küresel piyasalarda yeniden tatsız bir hava var. Bu hava değişimini bir süredir tahvil piyasalarında gözlemliyoruz. Yanda gördüğünüz üzere (kaynak: Reuters) Alman, İngiliz ve ABD 10 yıllık tahvil faizleri son ayların en yüksek seviyelerindeler. Bazı büyük hedge fonların da giderek nakit pozisyonlarını artırdıkları açıklanıyor. Bu gelişmeler fırtınanın kapıda olduğunun işareti olabilir elbette, ama o kadar da abartmaya gerek yok. Dünyada hala çok ciddi bir likidite bolluğu ve tasarruf fazlası var. Çin, Japonya, Kore, Hong Kong, Tayvan ve Singapur’un önderliğindeki cari fazla toplamı geçen yıl $700 mlr idi. Bu ülkelerde tasarruf eğilimi pek değişmiş değil. Bu tasarrufların diğer ülkelere akması ise faizleri olması gerekenden daha düşük tutan etkenlerden biri. Peki, o zaman tahvil faizleri neden yükseliyor?

Eylül-Ekim döneminde geri dönüp baktığımızda, merkez bankalarının tarihte eşi görülmedik bu aşırı bol likidite döneminden artık çıkmak istedikleri yönünde beyanlarda bulunduklarını görüyoruz. Merkez bankaları durup dururken bu noktaya gelmediler elbette. Mesele bu kadar aksiyona rağmen ekonomilerde hala istenen büyüme Daily EU10YT=RR; GB10YT=RR; US10YT=RR 03.08.2016–01.11.2016 (GMT) Almanya 10 yıllık tahvil faizi İngiltere 10 yıllık tahvil faizi Yield Auto -0,1 -0,05 0 0,05 0,1 0,177 Yield Auto 0,6 0,7 0,8 0,9 1 1,1 1,2 1,246 ABD 10 yıllık tahvil faizi Yield Auto 1,55 1,6 1,65 1,7 1,75 1,8 1,8487 08 15 22 29 05 12 19 26 03 10 17 24 31 Ağustos 2016 Eylül 2016 Ekim 2016 oranlarının yakalanamamış olması. Bu konuda artık para politikasının sonuna geldik. Bundan sonra ekonomilere destek olmak için yapılacak en mantıklı şey mali politikaların gevşeme yönünde kullanılması. Bu da artan kamu borçluluğu demek. Merkez bankalarının piyasalardan çekildiği, daha fazla tahvil arz edildiği bir dönemde faizlerin gideceği yön de belli: Yukarı. Tekrar uyarayım: Faizler yukarı gidebilir, ancak 2008–2009 krizi öncesi seviyeleri uzun bir süre daha görmeyeceğiz. En azından gelişmiş ülkelerde…

 
Kaynak: Reuters

Türkiye’de ise işler her zaman olduğu gibi daha karışık. Bu konuda daha ayrıntılı bir not göndereceğiz, ancak hazinenin iç borç çevirme hedefini 2016 için bir kez daha yukarı güncellediğini (%91), 2017 için de %98 ile son yılların en yüksek iç borç çevirme oranını hedeflediğini belirteyim. Enflasyonun %7 civarında dalgalanacağı varsayımı altında, iç borç çevirme oranının artması tahvil faizleri açısından zorlu bir dönemi işaret ediyor. Bu nedenle TCMB bir kez daha faiz indirse dahi, tahvil faizlerindeki gerilemenin sınırlı kalacağını tahmin ediyoruz. Öte yandan TCMB’nin, dün döviz likiditesini rahatlatmak için attığı adımların benzerini TL cephesinde de kısa bir süre içinde atması mümkün. Bunlar büyümeye destek olacaktır, ancak cari açık üzerinden TL’ye olumsuz yansıması söz konusu olacak. Ekonomik gelişmeler bir yana, yurtiçi ve jeopolitik gelişmelerin de şu anda yabancı yatırımcıları TL cinsi enstrümanlara yatırım yaparken uzun uzun düşünmeye sevk ettiğini unutmayalım. İyi yanından bakarsak, yurtiçi piyasalar bir süredir zaten dünyadan farklı bir dil konuşuyordu, piyasalarımızın yaz aylarında küresel iyimserlikten pay alamaması da bu yüzdendi. Her şey daha kötüye gidecek demeden önce bunu da düşünmekte fayda var: Bir çok şey şu anda fiyatlanıyor olabilir, o yüzden borsamız ucuz, o yüzden CDS aylardır aynı yerlerde (yukarıdaki grafik — kaynak: Reuters), yüzden faizler gerilemiyor… Piyasamız çoktan farklı bir dile geçmiş bile diyebiliriz… “Farklı diller” piyasalara hareket getirir, farklı kültürler yaratır. Bunlar düşündüğünüz kadar kötü olmayabilir üstelik. Piyasaların her zaman tehditler kadar fırsatlar içerdiğini, geçiş dönemlerinde tek yönlü işlemler yerine koruma pozisyonlarının çok daha güvenli olacağını hatırda tutalım yeter…

Tufan CÖMERT

Araştırma Direktörü

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "Yalan Söyleme Bana!"

 11.01.2018 10:31

Çocuklarımızın bize yalan söylemesi bizi çok sinirlendirir. Onlara öğretmek istediğimiz şey dürüstlüğün bir erdem olduğudur. Ancak son araştırmalar gösteriyor ki çocukların yalan söylemesi gayet normal, hatta bir zeka işareti. Rahat bir nefes alıp arkanıza yaslanmadan önce sizi uyarayım: Bu çocuklar için geçerli, yetişkinler, hele hele finansal dünya için değil…

Pusula’da Bugün: "Seni Öldürmeyen Şey"

 05.01.2018 10:39

İzlerken beni çok rahatsız eden, ama izlemekten kendimi alıkoyamadığım bir dizi var: “Black Mirror”. Yakın bir gelecekte teknolojik gelişmelerin insan yaşamını ve toplumsal değerleri nasıl değiştirdiğini anlatan dizi, insana sık sık “nereye gidiyoruz” diye sorduruyor. Bu dizinin son sezonunun bir bölümünde (“Arkangel”) anlatılan bir hikaye var ki rahatlıkla bir ders çıkarabiliriz: Deneyim önemlidir, yaşadığımız her şey iyi de olsa kötü de olsa bize deneyim katar.

Pusula’da Bugün: "Gelecek"

 03.01.2018 02:48