PUSULA’da Bugün: Can Sıkıntısı

“Sell in May, go away — Mayıs’ta sat ve git” sloganı yıllardır yatırımcılarda yanlış bir izlenim oluşturdu. Bu sloganı duyduğumuz, okuduğumuz zaman taa sonbahara dek piyasalar ölü taklidi yapacaklar, sıkıntıdan patlayacağız diye varsaydık. Belki böyle yazlar geçmişte yaşanmıştır ama son yıllarda tam tersine aksiyon filmi havasında yaz ayları geçiriyoruz. 2016 yazı da belli ki hiç farklı olmayacak. Hâlbuki insanın canının sıkılması gayet iyi bir şey…

Psikanalist Adam Phillips 1993 yılında yazdığı bir kitapta “can sıkıntısına” bambaşka bir yaklaşım getirdi. Phillips’e göre sıkılmak, hayatın anlamını sorgulamak için elzem. Phillips buradan hareketle ebeveynlere de bir uyarıda bulundu: “Yaz tatilinde çocuğunuzu aman boş kalmasın diye o kurstan bu yaz okuluna koşturmayın, bırakın gerçekte ne ile ilgilendiğini kendi bulsun”. Yaz tatiline girdiğimiz şu günlerde, çocuğunuza aktivite ararken belki bunu dikkate almak istersiniz.

Tabi yine de her şey sorgulamaya açık. Kavram olarak Phillips son derece haklı görünüyor ama aradan geçen yıllarda internetin yaygınlaşmasıyla sıkılma kavramının geldiği yeri de sorgulamak gerekir. Yine de bu, uzmanların yıllardır bu konu üzerinde tartıştıkları gerçeğini değiştirmiyor. İştigal ettiğimiz meslek itibarı ile bu tartışmalara gıpta etmememiz mümkün değil. Piyasalarda bazen sıkıcı günler geçiriyoruz ama sonra öyle olaylar oluyor ki, o günlerin acısı fena çıkıyor. İşte bu hafta da böyle bir hafta…

Oldukça karışık ve müthiş oynaklık yaratma potansiyeli yüksek bir haftaya giriyoruz. Perşembe günü İngilizler Avrupa Birliği’nde kalıp kalmamaya karar verecekler. Geçen hafta öldürülen milletvekilinin ardından, hafta sonu yayınlanan anketler kalma taraftarlarının önceki haftalara göre belirgin şekilde arttığını işaret ediyor. Referandum bu şekilde sonuçlanırsa piyasalar rahat bir nefes alacaklar. Bir süredir güvenli liman talebi ile prim yapan enstrüman ve para birimleri de buna istinaden değer yitirecek. Elbette bunun tam tersinin olması da mümkün: İngilizler AB’den ayrılma kararı verirlerse piyasalar çok karışacak. Yalnız bu durumda ECB’den BoJ’a dek tüm merkez bankalarının piyasaları likiditeye boğmak için hazır beklediklerini de unutmayalım. Evet, İngiltere’nin AB’den çıkması çok ciddi belirsizlikler yaratacak, piyasalar karışacak, ama bu dünyanın sonu değil. Yeni bir düzen kurulacak ve yatırımcılar da bu yeni dünyada yerlerini alacaklar.

Son anketlerde dahi sonuçlar birbirine o kadar yakınlar ki hala net bir sonuca varmak mümkün değil. Bu nedenle bu hafta piyasalar haber akışına, anketlere karşı çok daha hassas olacaktır. 23 Haziran Perşembe günü yapılacak oylama TSİ ile gece yarısına dek sürecek. İlk sonuçların Cuma sabah 05:00–07:00 arası gelmesi, öğlene doğru ise nihai sonucun ilan edilmesi bekleniyor. Öte yandan İngilizler AB’de kalırlarsa piyasalarda coşku görebiliriz, evet ama aynı zamanda bu hafta sonu İspanya’da da genel seçimler yapılacağını gözden kaçırmayalım. Halkın AB karşıtı söylem ve ayrılık oylaması yapan diğer ülkelerden ne kadar etkilendiğini bir de burada göreceğiz.

Her ne kadar İngiltere konusu piyasalarda kısa vadeli yönü belirleyecek olsa da son dönemde yaşanan satışların ardından küresel yatırımcıların gözlerini yavaş yavaş tekrar gelişen ülkelere çevirdiklerini söyleyebiliriz.Özellikle gelişmiş ülke tahvil faizlerinde (ABD, Almanya, Japonya, İsviçre gibi) gördüğümüz düşüş sonrasında, bir çok GOÜ hiç bir şey yapmamış olsalar dahi yatırımcılara cazip getiri olanağı sunmaya başladılar.

Tahvil piyasalarında geldiğimiz noktayı sizlerle zaman zaman paylaşıyoruz, hepsinde de ana konu yakın tarihte böyle bir dönemi daha önce görmediğimiz, yaşamadığımız oluyor. Hadi bu ifadeler bizim yaşam süremizle, piyasalarda geçirdiğimiz dönemle sınırlı. İngiltere Merkez Bankası (BoE) Baş Ekonomisti Andy Haldane faizleri oldukça geriye giderek araştırmış: Yaklaşık 5000 yıl! Araştırmaya konu olan kaynakça oldukça geniş tahmin edersiniz. Sonuç şu: Faizlerde son 5000 yılın en düşük seviyesindeyiz! Böyle bakınca Fed faizi 25 bps artırsa ne olur artırmasa ne olur diye sormaz mısınız?

Faizlerdeki bu ortamın devamı kuşkusuz gelişen ülkeler açısından öyle ya da böyle rüzgârın esmeye devam etmesi anlamına geliyor.Aslına bakarsanız, gelişen ülkelerde genel olarak gidişat da kötü değil. Aralarında Türkiye’nin de olduğu çoğu ülkede ekonomik görünüm dengelenmiş durumda. Özellikle büyüme oranlarındaki seyir gelişmiş-gelişen ülke farkının bir kez daha gelişen ülkeler lehine açılmaya başladığını gösteriyor. Bizim yıllardır karnımızı ağrıtan cari açık konusu ise hala gündemde olmakla birlikte, eskisi kadar korkutucu değil. Yanda yer alan grafikte, kırılgan beşli ülkelerinin cari açık/GSYH oranlarını görüyorsunuz. Resim net: Başta Türkiye olmak üzere cari dengede kayda değer bir iyileşmeden bahsediyoruz. Para birimlerinde görülen acımasız değer kayıpları, petrol fiyatının düşüşü, iç talepteki dengelenme bu iyileşmenin ardında yatan faktörler.

Bu durumda gelişen ülkelerin belli varsayımlar altında yeniden fon çekmeye başlayacağını iddia edebiliriz. Bu varsayımlar şunlar: Fed en fazla bir kez faiz artıracak, İngilizler AB’de kalacak, Çinli yetkililer bir anda ülkede radikal ekonomik dönüşüm programı uygulamaya karar vermeyecekler, AB bankacılık sisteminde kriz yaşanmayacak, jeopolitik gerginlikler artmayacak, dünyaya dev bir meteor çarpmayacak… Bu varsayımlar altında dahi bazı ülkeler diğerlerine göre daha az fon çekecek elbette, ki bu bambaşka ve çok uzun bir tartışma konusu. Türkiye de bir çok yatırımcının gözünde maalesef bu listede yer alıyor.

Yurtiçinde Salı günü TCMB faiz kararı açıklanacak. Son dönemdeki açıklamalar, yayınlar, piyasa beklentisi aynı şeyi işaret ediyor: TCMB bu ay da gecelik borç verme faizinde indirim yapacak. Beklentimiz 50 baz puan olmakla birlikte, politika faizi (%7.50) ve gecelik borç alma faizinde (%7.25) bir değişiklik olup olmayacağı konusu o kadar net değil. TCMB faiz koridorunun simetrisi ayarlamak isterse bu oranlarda da değişiklik yapabilir. Piyasa açısından ise bizi ilgilendiren konu, bu değişiklikler sonucunda fonlama maliyetinin ne olacağı. Sadece gecelik borç verme faizinde yapılacak 50 baz puanlık bir indirim, fonlama maliyetini mevcut fonlama kompozisyonuna göre 25 baz puan civarında düşürecek. Bu durumda ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti %8.0 civarında dengelenecek. Bir süredir küresel risklerin etkisiyle bu beklentiyi tam olarak fiyatlayamayan tahvil piyasasında, İngilizler de sürpriz yapmazlarsa kısa süre içinde tatmin edici bir faiz düşüşü görmeyi bekliyoruz. Faiz indirimi kuşkusuz mevduat ve kredi faizlerine de belli bir ölçekte yansıyacak.

Dünya bir yana Türkiye’de gündem sıkılmamıza pek olanak vermiyor.Her zaman kafa yoracak, tartışacak konularımız var. Halbuki araştırmalaragöre canı sıkılan insan, daha anlamlı şeylere yöneliyor, daha yaratıcı oluyor ve bunlar uzun vadede toplum yararına olabiliyor. Bir gün bizim de Lüksemburg gibi gündemimiz olur umarım. Lüksemburgluların gündeminden birkaç başlığı paylaşarak bitireyim müsaadenizle:

· Genç geyik Lüksemburg arpa bahçesini ziyaret etti, açılan pencereden ürkerek kaçtı

· Remich Demiradam yarışını Alman atlet kazandı. Normalde triatlon olan yarış, bu yıl nehir akıntısının güçlü olması nedeniyle düatlon olarak yapıldı

· Bisiklet hırsızı yakalandı. Polis bisiklet ile sahibini kavuşturdu.

Güzel bir hafta geçirmeniz dileklerimizle…

Tufan CÖMERT

Araştırma Direktörü

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "Bir Tercih Olarak “İyimserlik”"

 17.10.2017 11:17

Günlük hareketlere baktığımızda piyasalar çok hareketli, her an izlenecek bir haber, verilecek bir tepki var, değil mi? Buna biraz daha uzun bir zaman diliminde baktığımızda ise hemen hemen tüm oynaklık göstergeleri tarihi diplerine yakınlar. Bu, hem iyi, hem de korkutucu. İyi, çünkü piyasalardaki iyimserliğin dozunu gösteriyor ve buna bakarak diyebiliyoruz ki “piyasalar için olumlu görüşümüzü koruyoruz”. Kötü, çünkü biliyoruz ki herkes aynı gemideyken bir şeyler ters giderse yeterince kurtarma sandalı olmayacak. Peki ya bir tercih yapmamız gerekirse?

Pusula’da Bugün: "Acı Gerçekler"

 16.10.2017 10:48

Hayatta sevsek de sevmesek kabullenmemiz gereken bazı şeyler var. Mesela kendimizi mükemmel sanırız, ama değiliz. Kendimizi zeki, mantıklı, sonuç odaklı görmeyi çok isteriz ama gerçek bu değil. Bu yılın Nobel Ekonomi Ödülü’nü alan Richard Thaler’in davranışsal ekonomi dalındaki çalışmaları bu acı gerçekleri ortaya koyuyor: Hepimiz kusurluyuz! Tüm kusurlarımıza rağmen yatırımcılar olarak son dönemde doğru yaptığımız bir şey varsa o da hisse piyasasına olan ilgimiz…

Pusula’da Bugün: "Normal Şartlar Altında"

 12.10.2017 10:16

1 atm basınç, 0 santigrat derecelik ortam koşullarını temsil eden “normal şartlar altında” kavramı iktisat açısından pek bir şey ifade etmez. Zira iktisat bir çok parçası birbirinden farklı hareket eden bir sisteme makul açıklamalar getirip, bunlarla ilgili tahmin üretme işidir. İktisatçılar aynı veriye bakıp farklı sonuçlar çıkarabilirler ve bu yüzden tahminler arasında dağlar kadar fark olabilir. Üstelik her şey öngördüğünüz gibi gitse bile bir haberle dünya değişir, gene tahmininiz tutmaz. Bazen de destek hiç beklemediğiniz yerden gelir…