Pusula’da Bugün: "Concordski”

Görünürde olanlarla gerçekte olanlar arasındaki farkı bilmek her zaman her yerde önemli... Derinlemesine bir analiz, ya da ileriye dönük bir tahmin için görünürde olanın ötesine geçmek, başka şeylere de bakmak gerekir. TL’deki değer kaybına yüzeysel açıklamalar bulmadan önce Concorde’un rakibi Tu-144’ün hikayesine bakalım isterseniz…

İngiliz-Fransız ortak yapımı olan, Atlantik’i 3 saatte aşan süpersonik yolcu uçağı Concorde’u duymuşsunuzdur. 1969’da ilk, 2003’te son uçuşunu yapan Concorde’dan, bir çok yerde “dünyanın ilk süpersonik yolcu uçağı” diye bahsedildiğini görürsünüz, ama bu doğru değil. Rus yapımı Tupolev Tu-144 ya da Avrupalıların taktığı isimle “Concordski” ilk uçuşunu Concorde’dan önce yapmıştı.

Tu-144’ün hikayesi 1960’larda soğuk savaş döneminde başladı. Uzay yarışı son hızla devam ediyordu, propagandada öne geçmek çok önemliydi. Ruslar uzay çalışmalarında ABD’nin önündeyken, Avrupalıların çok hızlı uçacak yeni bir uçak geliştirmek istediklerini öğrendiler. Bu kabul edilemezdi. Ruslar derhal çalışmaya başladılar. Fakat bir sorun vardı: Rusların o dönemki uçak teknolojileri ile geliştirmek istedikleri uçak arasında 10-15 yıl kadar fark vardı! Concorde mühendisleri ise o dönemin teknolojisini fersah fersah aşmayı başarmış, zamanın ötesinde yenilikleri (karbonfiber frenler, uçuş bilgisayarı, kanat açısı değiştirme teknolojisi gibi) hayata geçirmişlerdi. Ruslar mecburen sanayi casusluğuna, akabinde de Tu-144 projesine muazzam kaynaklar aktarmaya başladılar. Uçağın tasarımı Concorde’a oldukça benziyordu, bu yüzden Concorde mühendisleri Tu-144’e “Concordski” adını takmışlardı. Tu-144 Aralık 1968’te ilk uçuşunu yaptı, Haziran 1969’da da ses hızını aştı. Concorde henüz bunu başaramamıştı. Yarışı Sovyetler kazanmıştı. En azından görünürde…

İş uçağın Aeroflot envanterine alınmasına gelindiğinde değişti. Uçağın o kadar çok sorunu vardı ki, 1975 yılına kadar hizmete alınamadı. Concorde mühendislerinin çözümlerine yaklaşamayan Ruslar sorunları basit şekilde çözmek zorunda kalmışlardı. Bu yüzden uçak daha büyük, daha ağır ve daha az aerodinamik idi. 1977’de uçak nihayet yolcu taşımaya başladığında bunun uzun soluklu olmayacağı çok belli idi. Kabindeki motor sesi seviyesi havalandırma ile birleştiğinde yan yana oturan iki yolcunun birbirini duyması imkansız hale geliyordu. Yolcular kağıda notlar yazarak anlaşıyorlardı. 1978’de düşen bir Tu-144’ün ardından Aeroflot nihayet fişi çekti, uçağın üretimi 1982’de resmen sona erdi. Görünürde kazanılan bir “savaş”, aslında müthiş bir yenilgi olmuştu.

Görünürde olanlarla gerçekte olanlar arasındaki farkı bilmek her zaman her yerde önemli. Derinlemesine bir analiz, ya da ileriye dönük bir tahmin için yüzeye değil, altta yatan nedenlere de bakmak gerekir. TL’deki değer kaybına da ABD ile ilişkilerdeki sorunlar, jeopolitik riskler vs diye bakıyoruz, ancak arka planda başka bir şeyler daha olmasın?

2017, başlangıçta hiç öyle göstermediği halde gelişen ülke varlıkları için gayet güzel bir yıl oldu. En azından görünürde… MSCI gelişen ülkeler endeksi %30 prim yaptı, bu ülkelerin yabancı para cinsinden tahvilleri %9’a yakın değerlendi. Para birimleri de bu güzel ortamdan faydalanarak USD karşısında %5’e yakın değerlendiler. Bu, yine görünürde 2010’dan bu yana GOÜ kurları için en iyi yıl. Ancak döviz cephesinde bu grafiğin bize görünürde söyledikleri ile cilasını birazcık kazıdığımızda gördüklerimiz farklı. JPM GOÜ kur endeksi on adet para biriminin USD karşısındaki performansını ölçer, bu genel bir fikir vermesi açısından yeterlidir. Ama sadece buna bakarak bir para birimi değerlendi demek yanlış olur. Bir ülke para biriminin gerçekte nasıl değiştiğini, o ülke vatandaşlarının alım gücünün ne yöne gittiğini anlamamız için reel efektif döviz kuruna bakmamız gerekir.

Reel efektif döviz kuru, yerel paranın, dış ticaret hacimlerine göre bir döviz sepeti karşısında ağırlıklandırılması ve sonra fiyat etkilerinden arındırılması ile bulunur. Bu şekilde ölçtüğümüzde ise bizi bir sürpriz bekliyor: Her ülke para birimi değerlenmediği gibi, değerlenenlerin kazançları da oldukça cüzi. 37 GOÜ para birimini içeren ve GSYH ile ağırlıklandırılmış endekse baktığımızda ise %1’e yakın bir değer kaybı söz konusu.

Halbuki kağıt üstünde GOÜ para birimlerinin değerlenmesini haklı çıkarmak için her şey mevcut: Küresel ticaret hacmi son 5 yılın zirvesinde, küresel faizler hala çok düşük seviyelerde, GOÜ ekonomilerinin büyüme oranları ve faizleri gelişmiş ülkelerden çok daha iyi. Yani küresel piyasalarda hala oldukça bol durumda olan likiditenin bu ülkelere akmasının önünde pek bir engel yok. Hal böyleyken dolar bazında sadece %5 nominal değerlenme, Euro bazında %6 değer yitirme, reel bazda ise yerinde saymayı nasıl açıklayacağız?

Yatırımcılar olarak reel efektif döviz kuru pek ilgimizi çekmez, doğrusu da bu zaten. Bugün dolar satıp TL alsanız, kollayacağınız iki değişken var: TL faizi ve kur seviyesi. Yüksek bir faizden TL’nizi değerlendirip, vade sonunda sattığınız yerin altında bir kurdan dolarınızı alırsanız oldukça mutlu olursunuz, değil mi? Bu durumda reel efektif kurun ne olduğunun sizin için önemi, yok, zira vade sonunda elinizdeki dolar miktarı artmış olacak. O zaman neden reel kur endeksine bakıyoruz? Çünkü bir ekonomi açısından önemli olan, gerçek performansını gösteren, para politikasının da gözetmesi gereken kur aslında budur. Düşük bir reel kur endeksi, para biriminin olması gerekenden çok daha değersiz olduğunu gösterir.

Peki Türkiye’de durum nedir? Yanda TCMB’nin yayınladığı endeksleri görüyorsunuz. Buna göre TL, başlangıç noktasına göre %10 değer yitirmiş. Tabi bu noktada hemen bir uyarıda bulunalım: Bu “%10 değer yitirmiş” ifadesi, endeksi ne zamandan itibaren hesapladığınıza göre değişir. Farklı tarihleri alırsanız TL’yi “daha değersiz”, ya da “daha değerli” dahi bulabilirsiniz. Fakat TCMB’nin grafiği piyasada genel kabul gördüğü için bunun üzerine odaklanmakta fayda var. Reel efektif döviz kuru hesaplaması formülünü en basit haliyle şöyle ifade edebiliriz: Reel kur= (Yurtiçi enflasyon)/(Yurtdışı enflasyon*nominal kur). Bu durumda endeksin düşmesi için diğer değişkenler sabitken (1) TL’nin değer kaybetmesi, (2)dış ülkelerdeki enflasyonun artması, (3) Türkiye’de enflasyonun düşmesi gerekir. Yurtiçinde enflasyonda 2003’ten bu yana zaman zaman ciddi düşüşler gördüysek de ortalama TÜFE %8,5 seviyesinde idi. Türkiye’de enflasyonun artık bu seviyelerde katılaştığını, altında kalınmasının çok zor olduğunu daha önce tartışmıştık. Demek ki TL reel kur endeksinin düşmesinin nedeni bu değil. Yurtdışında da enflasyonun artmadığını biliyoruz. Bu durumda TL’deki reel değer kaybının ana sebebi belli: TL’nin döviz sepeti bazında 2013 ortasından bu yana %94 değer yitirmesi.

Bu durumda ortaya şu sonuç çıkıyor: TL nominal bazda değer yitirdi, ancak reel bazda çok ucuz bir TL’den bahsedemiyoruz. Hatta GOÜ kurları genelinde olan şey TL için de geçerli. Kurlar üç aşağı beş yukarı ederlerinde. Yukarıdaki TCMB endeksi Eylül sonunda USDTRY 3,55 iken hesaplanmıştı, geldiğimiz seviyeden sonra TL’de bir miktar daha değer kaybı görürsek, bu kez artık TL’nin oldukça ucuzlamış olmasından bahsedeceğiz. Evet haber akışı, siyaset, yurtdışı gelişmeler TL’de çok daha fazla değer kaybına da yol açabilir, kabul, ama en azından reel kur endeksine bakarak  bu günlük hareketlerin ötesine geçebiliriz. Bazen görünene odaklanmamak daha iyidir.

Bugün “Concordski”lerden kalan son birkaç tanesini müzelerde görebilirsiniz. Ancak bir tanesi var ki Kazakistan’da bir üssün arka bahçesinde duruyor! Anlatılanlara göre uçağın burun hidrolik mekanizması hala çalışıyormuş. Bazı şeyler göründükleri gibi değil, bazıları da göründüğünden daha iyi sanırım…

Tufan Cömert

Birim Müdürü - Yatırım Danışmanlığı

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "Yalan Söyleme Bana!"

 11.01.2018 10:31

Çocuklarımızın bize yalan söylemesi bizi çok sinirlendirir. Onlara öğretmek istediğimiz şey dürüstlüğün bir erdem olduğudur. Ancak son araştırmalar gösteriyor ki çocukların yalan söylemesi gayet normal, hatta bir zeka işareti. Rahat bir nefes alıp arkanıza yaslanmadan önce sizi uyarayım: Bu çocuklar için geçerli, yetişkinler, hele hele finansal dünya için değil…

Pusula’da Bugün: "Seni Öldürmeyen Şey"

 05.01.2018 10:39

İzlerken beni çok rahatsız eden, ama izlemekten kendimi alıkoyamadığım bir dizi var: “Black Mirror”. Yakın bir gelecekte teknolojik gelişmelerin insan yaşamını ve toplumsal değerleri nasıl değiştirdiğini anlatan dizi, insana sık sık “nereye gidiyoruz” diye sorduruyor. Bu dizinin son sezonunun bir bölümünde (“Arkangel”) anlatılan bir hikaye var ki rahatlıkla bir ders çıkarabiliriz: Deneyim önemlidir, yaşadığımız her şey iyi de olsa kötü de olsa bize deneyim katar.

Pusula’da Bugün: "Gelecek"

 03.01.2018 02:48

Geleceğe dair tahminler genellikle fena halde yanlış çıkar. Vade ne kadar uzaksa yanılma olasılığınız da aynı oranda artar hatta. Konunuzda ne kadar iyi olursanız olun, kontrol edemeyeceğiniz onlarca, yüzlerce değişken var sonuçta. Arada elbette istisnalar var, fakat özellikle piyasalar konusunda çok uzun vadeli tahminler yapmak yerine geleceği zaman dilimlerine bölerek tahmin etmeye çalışmak her zaman daha iyidir.