Pusula’da Bugün: "Uzlaşma"

Büyük felaketlerde kesin bir rakamdan bahsetmek mümkün değildir. II. Dünya Savaşı’ndaki can kaybının da farklı kaynaklarda 40 ile 72 milyon kişi arasında olduğu tahmin ediliyor. Tahmin ne olursa olsun tek kelimeyle “korkunç” bir rakamdan bahsediyoruz. Tahminlere göre II. Dünya Savaşı tarihin en büyük kıyımı, ancak “rakipleri” de yabana atılır değil. Örneğin Moğol istilası sırasında dünyada 40 mn kişinin öldüğü düşünülüyor. Rakamlara yüzeysel bakmak halbuki çok yanıltıcı olabilir. Tarihin gelmiş geçmiş en yüksek can kaybını bulmak için o dönemdeki nüfus ile oranlamak, ya da bugüne getirmemiz gerek. İşte bu olayları 20. yüzyıla getiren bir çalışmaya göre insanlık tarihinin en büyük felaketi ne dünya savaşları, ne de Moğol istilası: 8. yüzyılda Çin’de yaşanan An Luşan isyanı. Bu isyan o dönemki dünya nüfusunun 1/6’ını yok etmiş. 20. yy eşiti ise, sıkı durun, tam 429 mn kişi! Moğol istilasının bugünkü karşılığı 278 mn. Bu şekilde bakınca II. Dünya Savaşı bu utanç listesinde kendine 9. sırada yer buluyor.* Buradan aklıma gelen bir şeyi paylaşayım: Karate Kid serisinin devam filminde (The Next Karate Kid) Bay Miyagi bir örümceği öldürmek isteyen Julie’ye “bu manastırda hiç bir canlıya zarar verilmez” diyerek müdahale eder. Julie bu kuralı aptalca bulur. Bay Miyagi “sokak çetelerinin bir sebep yokken birbirlerini öldürmesi aptalcadır, ülkelerin birbirleriyle savaşmaları aptalcadır. Yaşayan tüm canlılara saygı duymak.. Aptalca değil” der…

İnsanlık kendi sonunu getirme konusundaki hevesini hiç yitirecek gibi görünmüyor. Şaka gibi, hala bir nükleer savaş olasılığından bahsediyoruz! Bunu konuşuyor olmamız mı, yoksa bu kaygılar hüküm sürerken piyasaları yorumlamaya çalışmamız mı daha aptalca emin değilim…

Gene de an itibarı ile dünyanın dönüyor olmasından hareketle gözümüzü kapatıp piyasalara bakmaya devam ediyoruz. Geçen haftanın ana gündem maddesi olan Kuzey Kore-ABD gerginliğinin azalması ile birlikte piyasalarda risk iştahı yerine döndü. Aslına bakarsanız gerginlik azaldı derken üç şeye bakıyorum: 1-K. Kore ilan ettiği tarih geçmesine rağmen Guam yakınlarına füze fırlatmadı, 2- Oynaklık göstergeleri düşüyor, 3-Medyada gerginliğin azaldığına dair onlarca yorum var! Halbuki daha bu sabah Trump ile Japonya Başbakanı Abe’nin telefonla görüştüğü ve Trump’ın her türlü tehdite karşı müttefiklerinin yanında olduğu açıklamasının yapıldığını görüyoruz. Kapalı kapılar ardındaki diplomasiden bir sonuç alındığı aşikâr, ama hala diş gösterme ihtiyacı olduğuna göre tam bir uzlaşmadan da bahsedemiyoruz. Gerçi piyasa açısından yakın vadedeki tehdit unsurunun ortadan kalkmış olması dahi partinin devamı için yeterli.

Kuzey Kore’ye ek olarak piyasayı mutlu eden bir şey daha var: ABD’de enflasyonun olmaması! Cuma günü ABD’de açıklanan enflasyon rakamları piyasaların zaten satın almakta olduğu şeyi bir kez daha teyit etti: ABD’de hala ve hala enflasyon baskısı yok. Bu genel olarak USD aleyhine bir hava yaratıp risk iştahını güçlendirdiyse de Kuzey Kore konusunun hala gündemde olması bu iştahı sınırlamış gibi görünüyor. Düşük seyretmeye devam eden enflasyonun en önemli etkisi Fed faiz artırım beklentilerinin zayıflamaya devam etmesi. Bu sabah itibarı ile piyasanın Aralık ayı için faiz artırım beklentisi artık %37 civarında. Önde gelen kurum raporlarına bakınca hala bu beklentilerini koruduklarını görüyoruz, ama piyasa fiyatlaması her geçen gün bundan uzaklaşıyor.

Öte yandan dün bir konuşma yapan New York Fed Başkanı Dudley ilginç bir dönüşe imza attı. Kendisi güvercin-şahin skalasında güvercinler arasında yer alır diye bilirdik, ta ki dün akşamki konuşmasına dek. Dudley özetle 2017’de bir faiz artırımı daha gerektiğini, bilançonun küçültülmesinin de Eylül’de başlayacağını söyledi. Dudley’in konuşması sonrası dolar hafifçe değerlendi, ABD 10 yıllık tahvil faizi yükseldi. Fed üyelerinin kanat değiştirmesi ilk kez rastladığımız bir şey değil, ancak bu konuşma haftaya yapılacak Jackson Hole toplantısında Fed Başkanı Yellen’ın da bu tonda konuşacağı anlamına gelebilir. Bu da halen çok düşük olan beklentilerde yeniden fiyatlama yaratıp dolarda yeniden bir hareket başlatabilir. Bunlar olasılık ama tüm bu yuvarlak lafların ardından gerçekçi olalım: Dolardaki bu hareketin can yakıcı olması için araya başka konuların da girmesi lazım. Genel risk iştahı korundukça, piyasalar ufak düzeltmelerle yol buldukça doların ciddi bir değerlenme göstermesi beklenmemeli.

Takip ediyorsunuzdur, ısrarla piyasaların her an çökebileceği uyarılarını yineleyenler var. Doğru, piyasalarda her an her şey olabilir, siyah kuğular oradan buradan çıkabilir, ancak mevcut boğa piyasasına duyulan güvensizlik bizzat bu rallinin tetikleyicisi olmadı mı şimdiye kadar? Eşi benzeri görülmemiş bir likidite eşliğinde 8 yıldır süren bu ralliye rağmen hala piyasalarda atıl duran milyarlarca dolar var. Bu fonlar yüzünden piyasalardaki düzeltmeler sınırlı kalıyor. Her ralli eninde sonunda biter, bundan bir kuşkunuz olmasın, sadece henüz bunun bittiğine dair ikna edici bir sebep yok. Ara ara paylaştığım üzere, arada soluklanıp başımızı kaşımamız gerektiğini işaret eden göstergeler var (aşırı düşük oynaklık göstergeleri, değerlemelerin sınırda dolaştığı hisse piyasaları, reel faizlerin seviyesi gibi), ancak bunlar hala bir dönüşten ziyade temkinli olmamız gerektiğini gösteren işaretler.

Türkiye, yeterince uzun bir vadede bakıldığında ana eğilimden kopmasa da, her zaman küresel eğilime ayak uyduracak değil elbette. Ülkemizin dinamikleri zaman zaman bizi dünyadan koparıyor, ya da küresel piyasalardaki eğilimi biraz geriden takip etmemize yol açıyor. Şu anda özellikle BIST’te gördüğümüz patinaj durumu da yine bizim dinamiklere bağlı. Mesela faizlerde her gün ufak yükselişler görüyoruz, burada enflasyonun çok da düşmeyeceği ve Hazine iç borç çevirme oranının bu iki ay %140 üzerinde seyredecek olması etkili. Bu cepheden borsaya destek yok.


TL ise her türlü küresel iyimserliğe rağmen değerlenemiyor. Uzun süredir 3,50 altında yerli yatırımcıdan talep geldiğini görüyoruz. Bu artık o kadar bariz oldu ki, yabancı yatırımcı da bu seviyelere yaklaşıldıkça alım tarafında oluyor. İyi yanından bakarsak TL’nin belli bir aralıkta istikrar kazanmasından bahsediyoruz. Ancak yandaki tabloya bakmak daha anlamlı: Yılbaşından bu yana USD karşısında değerlenemeyen nadir para birimlerinden biri TL. küresel piyasalarda ralli devam etse dahi TL’de bundan çok daha ciddi bir değerlenme beklememiz gerek. Bu sanırım tüm piyasanın üzerinde uzlaştığı konu…

*Konu hakkında ayrıntılı bilgi için bu bağlantıdaki kitabı okumanızı öneririm.

Tufan Cömert

Birim Müdürü - Yatırım Danışmanlığı

tcomert@garanti.com.tr

Pusula’da Bugün: "Yalan Söyleme Bana!"

 11.01.2018 10:31

Çocuklarımızın bize yalan söylemesi bizi çok sinirlendirir. Onlara öğretmek istediğimiz şey dürüstlüğün bir erdem olduğudur. Ancak son araştırmalar gösteriyor ki çocukların yalan söylemesi gayet normal, hatta bir zeka işareti. Rahat bir nefes alıp arkanıza yaslanmadan önce sizi uyarayım: Bu çocuklar için geçerli, yetişkinler, hele hele finansal dünya için değil…

Pusula’da Bugün: "Seni Öldürmeyen Şey"

 05.01.2018 10:39

İzlerken beni çok rahatsız eden, ama izlemekten kendimi alıkoyamadığım bir dizi var: “Black Mirror”. Yakın bir gelecekte teknolojik gelişmelerin insan yaşamını ve toplumsal değerleri nasıl değiştirdiğini anlatan dizi, insana sık sık “nereye gidiyoruz” diye sorduruyor. Bu dizinin son sezonunun bir bölümünde (“Arkangel”) anlatılan bir hikaye var ki rahatlıkla bir ders çıkarabiliriz: Deneyim önemlidir, yaşadığımız her şey iyi de olsa kötü de olsa bize deneyim katar.

Pusula’da Bugün: "Gelecek"

 03.01.2018 02:48

Geleceğe dair tahminler genellikle fena halde yanlış çıkar. Vade ne kadar uzaksa yanılma olasılığınız da aynı oranda artar hatta. Konunuzda ne kadar iyi olursanız olun, kontrol edemeyeceğiniz onlarca, yüzlerce değişken var sonuçta. Arada elbette istisnalar var, fakat özellikle piyasalar konusunda çok uzun vadeli tahminler yapmak yerine geleceği zaman dilimlerine bölerek tahmin etmeye çalışmak her zaman daha iyidir.